Suriye’de Rubicon’u geçmek

Fırat’ın her iki yakasında yeni bir operasyon için fırsat kollayan Saray-AKP iktidarı, 2019’daki operasyonu M4 otoyolu ile sınırlandıran Ankara ve Soçi mutabakatlarını hiçe sayıp ABD ve Rusya’ya rağmen bu sınırı geçecek mi? Suriyeli Kürtler, TSK ve cihatçı grupların olası operasyon öncesi Şam yönetimiyle masaya oturup anlaşabilecek mi? Rusya ve ABD’nin tavrı ne olacak?

Suriye’de Rubicon’u geçmek

Antik Roma’da cumhuriyet döneminde, Galya’yı İtalya’dan ayıran Rubicon bölgesindeki aynı isimli nehir, hiçbir general ve lejyonunun geçmemesi gereken bir sınırdır. Romalı lider Julius Caesar’in M.Ö 49 yılının ocak ayında lejyonuyla birlikte bu nehri geçerek başkente yürümesi ve iktidarı ele geçirmesine atıfla “Rubicon’u geçmek” deyimi, günümüzde de geri dönüşsüz bir yola girildiğini ifade etmek anlamında kullanılır.

Bu deyim bugünlerde, Suriye’nin kuzeyinde tırmanan gerilimde sahadaki aktörlerin durumuna uyar nitelikte. Güncel duruma geçmeden önce olasılıklara da işaret eden bir dizi soruya dikkat çekmekte fayda var:

– Fırat’ın her iki yakasında yeni bir operasyon için fırsat kollayan Saray-AKP iktidarı, 2019’daki operasyonu (Barış Pınarı) M4 otoyolu ile sınırlandıran Ankara ve Soçi mutabakatlarını hiçe sayıp ABD ve Rusya’ya rağmen bu sınırı geçecek mi?

– Suriyeli Kürtler, TSK ve cihatçı grupların olası operasyon öncesi Şam yönetimiyle masaya oturup anlaşabilecek mi?

– Olası operasyon karşısında ABD’nin tavrı ne olacak; NATO müttefikine mi göz yumacak, yoksa Suriye’deki müttefikini gözeten bir pozisyon mu alacak?

– Moskova, sorunlu bir NATO üyesine Suriye’de alan açmaya mı devam edecek, yoksa Şam-Rojava müzakerelerinde ısrar edip Ankara’ya set mi çekecek?

– Rusya destekli Suriye ordusu ve müttefikleri, İdlip’in güney kapısı Cebel ez-Zaviye bölgesini Ankara’nın itirazlarına ve TSK’nin yığınağına rağmen alıp M4 otoyolunu açacak mı?

***

2016-2019 arasındaki üç operasyon (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı/Afrin, Barış Pınarı) sayesinde iç siyaseti dizayn eden ve toplumdaki her türlü muhalif sesi bastıran Erdoğan liderliğindeki kontrgerilla ittifakı, iktidarına can suyu olacak yeni bir operasyon için deyimi yerindeyse “bastırıyor”. Fırat’ın batısında Tel Rıfat ve Münbiç, doğusunda ise Kobanê, Ayn İsa ve Tel Tamer olası hedefler olarak ön plana çıkıyor. Rusya ve Suriye ordusu kontrolündeki bu bölgelere ek olarak, ABD’nin nüfuz alanı içerisinde olan Malikiye bölgesi de (Şırnak’ın karşısında) ihtimaller arasında.

Kırmızıyla yuvarlak içine alınan yerler, TSK’nin olası operasyon hedefleri olarak öne çıkıyor. Harita: Liveuamap

Ancak Tayyip Erdoğan’ın ne 29 Eylül’de Putin’den, ne de 31 Ekim’de Biden’dan yeşil ışık aldığına dair bir emare var. Fiili durum oluşturma seçeneği ise diğer aktörlerden gelecek olası bir şiddetli reaksiyon, zaten kırılgan olan iktidarında öngörülenin üzerinde tahribata yol açabileceği için şimdilik “beklemede”.[1] Ancak Erdoğan, pazarlık siyasetinin bir kez daha karşılık bulacağından emin görünüyor. Üstelik Suriye meselesi artık Washington’un öncelikleri arasında daha alt sıralarda yer alsa da Rusya’nın sıkıştırılması[2] çabaları, iktidarının bekası için gözünü karartmış sorunlu bir NATO üyesine müsamaha gösterilmesini mümkün kılabilir.

Kırım[3], Donbass ve İdlip konularında Rusya’nın sinir uçlarına dokunan hamlelerin yanı sıra Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, Türkiye’nin “yerini” teyit eden şu çıkışını da not etmekte fayda var: “Bazıları bilinçli veya bilinçsiz olarak ‘Türkiye bir yere mi gidiyor’ gibi söylemlerde bulunuyor. Türkiye’nin bir yere gittiği yok. 70 yıldan beri biz NATO’nun şerefli bir üyesiyiz. Sorumluluklarımızın bilincindeyiz. Bugüne kadar sorumluluklarımızı yerine getirdik bundan sonra da yerine getirmeye devam edeceğiz.” Ayrıca Erdoğan, yeni operasyon sinyali veren çıkışlarında Kürtlerle birlikte Şam’ı da hedef tahtasına koyarak asıl mesajı Moskova’ya vermiş oluyor.

***

Moskova ve Şam’ın İdlip’teki öncelikli hedefi Lazkiye-Halep arasındaki kritik M4 otoyolunun açılması. Bu kapsamda, Lazkiye’nin kuzey kırsalından Cisr eş-Şuğur’a, Gab ovasından Cebel ez-Zaviye’ye kadar olan hat Rusya ve Suriye ordusu tarafından hedef alınıyor. Ankara’nın mesajlarına yanıt olarak İdlip’te TSK’nin konuşlandığı bölgelerin çevresini hedef alan Ruslar, bununla da yetinmeyip ateş hattını Türkiye sınırlarına daha fazla taşımaya başladı. Rus savaş uçakları, İdlip’te Hatay sınırına yakın bir noktada bulunan AKP destekli “Suriye Milli Ordusu”na (SMO -eski adıyla ÖSO) ait karargâhı 27 Ekim ve 30 Ekim’de onlarca kez vurdu.

Sahadaki gelişmelere paralel olarak Suriye ve İran’ın yanı sıra Çin’den de Türkiye’yi “işgalci güç” olarak lanse eden açıklamalar geldi. Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın “Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeybatısından çekilme zamanı geldi” açıklamasını, Kürtlerle temasların sıklaştırılması takip etti. Daha önceki benzer süreçlerden farklı olarak Kürtlerden, Moskova çizgisine yakın açıklamalar gelmesi de dikkat çekici.[4]

Sendika.Org’a bilgi veren saha kaynakları ise görüşmelerin olumlu sonuçlanması halinde Fırat’ın her iki yakasında Suriye ordusu ile YPG-QSD’nin saldırılara karşı birlikte hareket edebileceğini söylüyor. Rusya’nın, Türkiye sınırına birkaç kilometre mesafedeki Kamışlı Havaalanı’na çok amaçlı hava üstünlüğü avcı uçağı olan Su-35 konuşlandırması, Suriye ordusuyla birlikte Fırat’ın doğusundaki Kobanê-Ayn İsa-Tel Tamer hattında geniş kapsamlı bir askeri konuşlanma ve tatbikatlar gerçekleştirmesi, batısında ise TSK ve cihatçıların kontrolündeki El-Bab cephe hattına yeni takviyeler gönderip kent üzerinde alçak uçuş yapması da bu iddiayı güçlendiriyor.

Ancak Türkiye’nin manevra aralığı büyük ölçüde daralmış olsa da Ankara-Moskova arasında yeni bir “al-ver” pazarlığı ihtimal dahilinde. Çünkü Rusya, nihayetinde katı sınırlar çekse ve darbeler vursa da Saray-AKP iktidarının sıkışmışlığını ve çatışma hevesini Suriye’de pek çok kez değerlendirdi. Diğer yandan, büyük kayıplar pahasına ve sınırlı da olsa bir operasyona mutlak ihtiyaç duyan iktidar için Kobanê hem sembolik anlamı olması hem de TSK ve cihatçıların kontrolündeki iki alanı (Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı) birleştirmesi nedeniyle “gönüllerde yatan” operasyon hedefi gibi görünüyor. Olası Tel Rıfat operasyonunda ise ABD çıkarlarıyla uyum öne çıkarılacaktır.

Sonuç olarak Erdoğan, Rubicon’u geçsin veya geçmesin sürecin gidişatını belirleyecek asıl etken Şam-Rojava müzakereleri olacaktır. Yeni bir operasyonun olası ağır maliyetleri ise Türkiye iç siyasetinde Erdoğan’ın beklentilerinin aksi yönde gelişmeleri tetikleyecektir. Egemenler arasında beliren çatlaklar, savaş ve yoksulluğun ezilen sınıflar içinde yarattığı hoşnutsuzluğun yüksek sesle dile gelmesine uygun bir zemin oluşturmaktadır.

Dipnotlar:

[1] 26 Ekim’de iki yıllığına uzatılan Suriye-Irak tezkeresine CHP ilk defa “hayır” dedi. Şüphesiz bu kararda, TSK’de “Suriye harekât sahasında görevli” beş generalin istifasının da etkisi var. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Suriye’de askerimiz ve polisimiz gitti, ‘mücadele’ ne mücadelesi? Barış varken neden kavga? 33 askerimizi Ruslar şehit ettiler. Soruyorum, sen ne yaptın? Koşa koşa gittin Putin’in ayağına” çıkışı ile oylama öncesi CHP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz’ün “Suriye’deki oyununuzu ‘millî dava’ bahanesiyle sürdürmenize müsaade etmeyeceğiz (…) radikal terör örgütlerine karşı askerlerimizin canlı kalkan olarak kullanılmasına karşı çıkıyoruz” sözleri, Suriye’de olası bir yeni çatışma karşısında muhalefetin tavrının ne olacağına dair fikir vermesi açısından ayrıca not edilmeli.

[2] “Saray-AKP iktidarı, her iç sıkışıklık döneminde olduğu gibi yine Batılı müttefikleriyle uyumlu davranıp çeşitli konularda taviz vermeye hazır olduğunu göstererek iktidarını korumaya çalışıyor. Biden dönemiyle birlikte, bu yüzyılda da ‘Rusya’nın kuşatılması’ çabalarında aktif rol üstlenmeye hazır olunduğunu ifade ediyor.” https://sendika.org/2021/07/idlipte-her-sey-tekerrurden-ibaret-mi-625429/

[3] Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, 28 Ekim’de Atlantic Council’de yayımlanan makalesinde Türkiye ile Ukrayna arasında siyasi, askeri ve teknik konularda ‘derinleşen’ işbirliğine atıfla, “Karadeniz’in güvenliği” ve “Kırım’daki Rus işgaline son verme” başlıklarında iki ülkenin ortak taahhüde sahip olduklarını belirtiyor.

[4] Lübnan’da yayın yapan En-Nahar el-Arabi gazetesine konuşan KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın “Bizim Suriye’de önerdiğimiz ve doğru bulduğumuz çözüm ABD’nin varlığına değil; Suriye ile özerk yönetimin uzlaşmasına bağlıdır” sözleri sonrası Rojavalı yetkililerden arka arkaya Arap-Kürt ittifakına vurgu yapan açıklamalar geldi. Rusya’nın bölgedeki varlığının kalıcı olduğuna ve çözümün Şam’da olduğunu belirten Rojavalı yetkililer, diyalog için hiçbir şart koymadıklarını belirtiyorlar.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur