Bu duruşmayı takip edenlerden biri olarak diyeceğim; bu dava faillerin sırtlarının sıvazlanması ve yargı tarafından açıkça taraflarının tutulmasıyla geçiyor. Bu dava ne yazık ki istisnai bir örnek değil. Dayanışmayı daha güçlü örerek, 19 Şubat’ta karar duruşmasına Zonguldak Adliyesi’ne…
“Ama umudu var büyük insanlığın
Umutsuz yaşanmıyor”
Büyük İnsanlık, Nazım Hikmet Ran
Aslında biz sosyalistler, feministler ve hak savunucuları; Nazım Hikmet’in Büyük İnsanlık şiirinde dediği gibiyiz. Yaşam alanlarımıza saldıranlara karşı, emeğimizi sömürenlere karşı, biz kadınları göçmenleri öldürenlerin sırtını sıvazlayan devlete karşı umudumuza tutunarak; 1 Mayıslarda, eylemlerde, grevlerde, 8 Martlarda, 25 Kasımlarda ve kadınları, göçmenleri katleden ve cezasızlık politikaları ile failleri ödüllendiren yargıya karşı adliyelerde ve alanlarda buluşuyoruz. O umudu büyütüp dayanışmayı örüp adliyelerde olduğumuzda ise faillere olması gereken cezalar veriliyor. Ama biliyoruz ki, o davalarda verilen cezalar sokakta verdiğimiz mücadelenin kazanımıdır.
2023’te Zonguldak’ta kaçak bir ocakta MHP’li patronları tarafından yakılarak katledilen Afgan maden işçisi Vezir Mohammad Nourtani’nin duruşmasında olduğu gibi, bir grup sosyalist, feminist, hak savunucusu her duruşmada bir umutla dayanışmayı büyütmeye çalışıyor adalet talebi için. İlk duruşması 29 Mayıs 2024’te, ikinci duruşması 8 Temmuz 2024’te, üçüncü duruşması 18 Eylül 2024’te ve son görülen dördüncü duruşması ise 20 Aralık 2024’te görüldü. Bir senenin değerlendirmesini yazmayacağım, bunu daha önce yazmıştım.
Üçüncü duruşmadan sonrasını değerlendirmek istedim.
Duruşmaya az bir süre kala iki önemli olay meydana geldi. Birincisi, Nourtani’nin çalıştığı ocakta görev yapan iki göçmen işçinin videosunun ortaya çıkmasıydı. Bu işçiler, Nourtani’nin çalıştığı dönemde böbreğini satması için para teklifi iddialarının gerçek olduğunu belirtiyor. Ayrıca, o gün Nourtani ile sanıklardan ikisinin kavga ettiğini duyduklarını ifade ediyorlar. Öldükten sonra jandarma tarafından ifadeleri alınırken tehdit edildiklerini ve ifadeleri alındıktan bir ay sonra sınır dışı edildiklerini aktarıyorlar. Bu durum, olayın ırkçı bir cinayet olduğunu ve asla sadece adli bir vaka olmadığını gösteriyor. Duruşmalar ilerledikçe; deliller, tanıklar, raporlar, sanık ifadeleri bu cinayetin planlı ve ırkçı bir saikle işlendiğini gösteriyor. Yargının da bu süreçte faillerin tarafında bir tutum sergilediği gözler önüne seriliyor.
İkinci olay ise Adli Tıp Kurumu’ndan gelen sonuç raporudur. Müşteki avukatının belirttiğine göre, raporda o kadar çelişkili ifadeler bulunmaktaydı ki, ne olduğu tam olarak yazılmamış. Rapor, kemik kırılmaları ve darp izlerinin olduğunu içeriyor ama Bülent Ecevit Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü’nden bir akademisyenin de yer aldığı üç kişilik bilirkişi heyeti durumu “iş kazası” olarak değerlendirmiş. Ancak, sonuç raporunda “öldükten sonra yakılmış” ifadesi yer almakta. Nourtani ailesinin avukatı bu duruma itiraz edeceğini de söylüyordu.
Dördüncü duruşmada; öncekilerden de yüksek bir gerilim hakimdi. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, adliye önünde bir açıklama yaptıktan sonra duruşma bir saatlik gecikmeyle başladı. Müşteki avukatı, deport edilen işçilerin videosunun izlenmesi ve işçilerin dinlenmesini talep etti, ardından Adli Tıp sonuç raporuna itirazda bulundu. Duruşma esnasında müşteki avukatının soru sorma hakkı ve çapraz sorgu hakkı mahkeme tarafından sürekli ihlal edildi, insanlığa karşı işlenen suçlardan yargılanma talebi de reddedildi. Dikkat çeken bir diğer nokta, ikinci ve üçüncü duruşmaya gelmeyen ve bu duruşmaya SEGBİS’le katılan Sercan Kayabaş’ın, sanık ailelerinden korktuğunu belirtmesiydi. Duruşma sırasında ve arka planında sanıklar ve yakınları arasında tehditler ortaya çıkınca, cinayetin planlı ve ırkçı bir saikle işlendiği yönündeki kanaatler kuvvetlendi. Müşteki avukatının talepleri reddedildi ve tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Duruşmadan bir süre sonra celse arasında savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. “İştirak halinde kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası istemiyle yargılansalar da, savcı mütalaasında sanki “iş kazası” olmuş gibi cezalar istedi. Yaktıklarını itiraf ettikleri halde ve delillere rağmen “bilinçli taksirle ölüme neden olma” suçundan 9 yıla kadar, kıyafetlerini yakıp ve kameranın yönünü değiştirmelerinden “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlarından 5 yıla kadar ayrı ayrı cezalandırılmaları talep edildi. Dava avukatı, mahkemenin savcının mütalaası doğrultusunda karar vermesi durumunda sanıklar infaz kanununa göre iki yıl yattıktan sonra tahliye olabileceğini ifade etti.
Bu duruşmayı takip edenlerden biri olarak diyeceğim; bu dava faillerin sırtlarının sıvazlanması ve yargı tarafından açıkça taraflarının tutulmasıyla geçiyor. Bu dava ne yazık ki istisnai bir örnek değil, mağdurlar kadınlar ve göçmenler olunca cezasızlık politikaları Türkiye’nin her yanında olduğu gibi faillerin yanında işliyor. Bu yüzden, kadın ve göçmen davalarında adliye önlerinde oluyoruz. Sermayenin çıkarları doğrultusunda göçmenleri ucuz işgücü olarak kullanmaktan çekinmeyen, göçmenlerin başlarına olumsuz bir durum geldiğinde haklarını aramalarının önüne geçen, öldüklerinde failleri ödüllendiren AKP iktidarına karşı; bulunduğumuz her alanda göçmenlerle dayanışmayı büyütmek zorundayız ki, hiçbir göçmen, hiçbir insan yalnız olmadığını bilsin. Zaman; bizlerin emeğini sömüren, bizleri katleden sisteme karşı duruşumuzu gösterme zamanıdır. Zaman; en gür sesimizle dayanışmayı büyütme zamanıdır. Yazımı bitirirken belki karar duruşmasını hatırlatma zamanıdır: Dayanışmayı daha güçlü örerek, 19 Şubat’ta karar duruşmasına Zonguldak Adliyesi’ne…
Bir önceki yazımda dava sürecine dair yazmıştım. Aşağıdaki haberlerden de sürece dair detaylara bakılabilir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.