“2022/2023 Eğitim Öğretim Yılı Başında Eğitimin Durumu” adlı raporu yayımlayan Eğitim Sen, yeni eğitim öğretim yılının Türkiye’de yıllar içinde birikerek büyüyen sorunların gölgesinde açıldığını belirtti

Yeni eğitim öğretim yılına ilişkin Genel Merkez binalarında basın toplantısı düzenleyen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 2022-2023 eğitim öğretim yılının Türkiye’de geçtiğimiz yıllar içinde birikerek büyüyen sorunlarının gölgesinde açıldığını belirtti.
Toplantıda söz alan Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, bölgesel ve cinsiyetler arası eşitsizlikten kaynaklı okullaşma oranlarının özellikle okulöncesi ve ilkokul açısından Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Orta ve Doğu Karadeniz illerinin önemli bir bölümünün Türkiye ortalamasının altında olduğunu açıkladı.
Kurul, bir yıldır eğitim ve öğretim sorunlarına ilişkin Mili Eğitim Bakanlığı’ndan (MEB) randevu almaya çalıştıklarını ancak görüşme sağlayamadıklarını ifade etti.
Eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikalarının bizzat iktidar ve MEB eliyle yapılan yasal düzenlemeler ve fiili dayatmalar eşliğinde sürdüğünü kaydeden Kurul, “Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemektedir” dedi.
Türkiye’de bulunan okul çağındaki 1 milyonu aşkın Suriyeli mülteci çocuktan 640 binin okula kayıtlı olduğunu belirten Kurul, Milli Eğitim Bakanlığı’na göre halen 400 bini aşkın sayıda çocuk okula gitmediğini ve bu durumun söz konusu çocukları, ayrımcılığa, şiddete ve istismara açık hale getirdiğini ifade etti.
Türkiye çapında devlet ve özel okullarda toplam 1 milyon 139 bin 673 öğretmenin görev yaptığını ifade eden Kurul açıklamasında “Haziran 2022 itibariyle devlet okullarında çalışan öğretmenlerin sayısı 975 bin 698’dir. Bu öğretmenlerin 95 bin 773’ü sözleşmeli öğretmen olarak çalışmaktadır. Özel okullarda çalışan öğretmen sayısı ise 163 bin 975 olarak açıklanmıştır. Öğretmenlerin 455 bin 294’ü erkek, 684 bin 379’u kadındır” bilgilerine yer verdi.
Eğitim ve öğretimde öne çıkan en önemli sorunlardan birisinin de öğrencilerin okullardaki beslenme sorunu olduğunu vurgulayan Kurul, “Türkiye’de çok sayıda öğrenci okula kahvaltı yapmadan gitmekte, yine birçok öğrencinin okulda yemek yemeden günü tamamladığı ve eve döndüğü görülmektedir. Bu sorun temel ve acilen çözülmesi gereken bir sorundur” dedi.
Okullarda, özellikle eğitimde 4+4+4 düzenlemesine geçilmesinin ardından sınıfsal bölünmeler geçmişe oranla çok daha net bir şekilde yaşanmaya başlarken okullarda aidat veren sınıf, aidat vermeyen sınıf ayrımlarının yapıldığını açıklayan Kurul, açıklamasında “Aidat veren öğrenciler fiziksel olarak daha temiz ve daha donanımlı sınıflarda okurken, aidat vermeyen öğrenciler daha az donanımlı sınıflarda ve sağlıksız koşullarda eğitim görmeye zorlanmaktadır” ifadelerine yer verdi.
Başta ‘gönüllü bağış’ adı altında toplanan kayıt parası olmak üzere, hemen her okulda çok sayıda kalemde para toplanarak eğitim harcamalarının büyük ölçüde velilerin sırtına yıkıldığını söyleyen Kurul, velilerin ödeyeceği katkı payını şöyle açıkladı:
2022-2023 eğitim öğretim yılı başlarken veliler;
Okul hazırlıklarında velilerin en önemli gider kalemini kırtasiye harcamalarının oluşturduğuna dikkat çeken Kurul, “Bir yıl önce ilkokula başlayan bir öğrenci için en ucuz zincir marketlerde 234 TL’ye alınan kırtasiye malzemeleri bugün en az 3 kat artışla 710 TL’ye alınabilmektedir” dedi.

Türkiye’nin eğitim sisteminin yıllardır benimsenen piyasa merkezli, rekabetçi ve sınav merkezli eğitim politikaları sonucunda tam bir sorun yumağı haline geldiğini vurgulayan Kurul paylaştığı rapora ilişkin şu bilgilere dikkat çekti:
Türkiye’de okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar eğitimin bütün kademeleri, en temel işlevlerini yerine getiremez durumdadır. Bu durum kaçınılmaz olarak eğitimin niteliğini de olumsuz etkilemektedir. Eğitimde yaşanan ve yapısal hale gelen sorunlar her ne kadar iktidar ve MEB tarafından görmezden gelinmeye çalışılsa da eğitim sorunu, ekonomik krizden sonra halkın en önemli ve öncelikli gündemi olmayı sürdürmektedir.
Ülkedeki etnik, dilsel, kültürel ve inanç çeşitliliği eğitim programlarında ve ders kitaplarında neredeyse hiç yansıtılmamaktadır. Eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili farklı olan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajlarını ortadan kaldıracak adımlar yıllardır atılmamıştır. Türkiye, engellilerin eğitimi konusunda gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarla kıyaslandığında olması gereken düzeyin çok gerisindedir. Engellilerin eğitim alma ve meslek edinme taleplerini gerçekleştirme olanakları son derece sınırlıdır. Son yıllarda, sayıları hızla artan özel eğitim merkezlerinin denetimsiz uygulamaları nedeniyle engellilerin ve ailelerinin mağdur edildiğine ilişkin örnekler artmaktadır.
Türkiye’de başta eğitim kurumları olmak üzere, genel ve yerel hizmetlerin planlanması ve yürütülmesi aşamalarında engelli yurttaşların koşulları ve ihtiyaçları dikkate alınmamaktadır. Engellilerin önemli bir bölümü kendi başına ihtiyaçlarını giderememekte, aile bireylerine bağlı ve bakıma muhtaç şekilde yaşamını sürdürmektedir. Türkiye’de okul çağında olup da özel eğitim alamayan çocuk sayısı hala çok yüksektir. Özel eğitim için gerekli bilgi, hizmet ve fiziksel çevre koşullarının özel eğitim kapsamında olan engelli çocuklar için yeterince ulaşılabilir hale getirilmemiş olması düşündürücüdür. Türkiye’de bulunan okul çağındaki 1 milyonu aşkın Suriyeli mülteci çocuktan 640 bini okula kayıtlıdır. Ancak, Milli Eğitim Bakanlığı’na göre halen 400 bini aşkın sayıda çocuk okula gitmemektedir ve bu durum söz konusu çocukları, ayrımcılığa, şiddete ve istismara açık hale getirmektedir.
Mevcut eğitim sistemi okulda ve toplumsal yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, öğrenci ve velilerin müşteri olarak görülmesini hedeflerken, eğitim sistemi içindeki sınıfsal eşitsizlikler giderek derinleşmektedir. Aynı okul içinde sınıflar, aynı bölgede okullar ve farklı bölgelerdeki okullar sürekli birbirleriyle rekabet içine sokulmuş durumdadır. Okullarda, özellikle eğitimde 4+4+4 düzenlemesine geçilmesinin ardından sınıfsal bölünmeler geçmişe oranla çok daha net bir şekilde yaşanmaya başlamıştır. Okullarda aidat veren sınıf, aidat vermeyen sınıf ayrımları yapılmakta, aidat veren öğrenciler fiziksel olarak daha temiz ve daha donanımlı sınıflarda okurken, aidat vermeyen öğrenciler daha az donanımlı sınıflarda ve sağlıksız koşullarda eğitim görmeye zorlanmaktadır.
Sendika.Org