“Radikalleşen Türkiye (1960-1980)”, Türkiye yakın dönem tarihini “sağ-sol çatışması” sıkışıklığından kurtarıp, okuru da, “Nasılsa böyle olmuş” tevekkülünün dışına çıkaran ve ezberleri ters yüz ederek bahsi geçen 20 yılda ne olup bittiğine dair geniş bir perspektif yaratıyor. Ve yine yukarıda değindiğim gibi özellikle 12 Eylül darbesi sonrasında bir daha asla geri dönüşü mümkün olmayan o dönemece girişin, bugün içinde yaşadığımız siyasi atmosfere nasıl zemin hazırladığını ayan beyan ifşa ediyor

Bu topraklarda Osmanlı dönemi de dahil olmak üzere “içeriden” gelen ve insanı yutup öğüten dalgalar hiç bitmedi. Mevzu bahis taht kavgası yüzünden olsa da pek sevgili Başbakanımızın tarihe katran karasıyla yazılmış olan, “Bu millet uğruna, bu ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da kurşun yiyen de bizim için her zaman saygıyla anılır, şereflidir,” sözleri hem eski düzene toz kondurmama hem var olana sahip çıkma hem de ileride dağıtılacak kartlar için, “Ama gizli ama derin bir devlet var,” repliğini hatırlatarak çekilecek olası “tuğlalar”dan sonra kimin altında kalacağı, bu yüzden de “beka”nın bir kılıf olarak elverişli hale getirilmesi, onu diri ve canlı tutması hayat memat meselesi oldu. Ancak 103 yıllık taze bir devleti, kuruluşundan bu yana her on yılda bir, bir darbeyle baştan dizayn edilmeye kalkışılması, elbette toplum içinde bir reaksiyona neden olacaktı. Her ikisi de sosyolog olan Vefa Saygın Öğütle ve Güney Çeğin’in birlikte yazdığı, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Radikalleşen Türkiye (1960 – 1980), Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünlere gelmesinin önünü açan, totaldeyse bir ülkenin 20 yıl içinde yaşadıklarıyla neleri, nasıl, neden kaybettiğini gittiğini anlatan kapsamlı bir çalışma.

Üç bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde 1960’lara gidilirken Türkiye’ye İttihatçılardan miras politik tetikçiliğin oluşumu, eski ittihatçıların modern Türkiye’nin inşasında nasıl tasviye edildikleri, 1930’lardan itibaren başlayan Kürt düşmanlığı ele alınıyor. İkinci bölümde devletin “sağ kolu” olan milliyetçi Türk sağının, kendinin tamamen yasladığı devlet cebriyle nasıl iş tuttuğu anlatılırken, yine bu dönemde, devlet kapitalizmiyle birlikte gelişen Türkiye solunun radikalleşme yolu üzerinde başvurduğu şiddete değiniliyor. Son bölümdeyse paramiliter şiddet politik bağlamda inceleniyor ve düzenin değişmesi için oluşan sol radikallerin şiddete yönelimi mercek altına alınıyor.
Ekonomide dışa açılma hamleleriyle yavaş yavaş kurulmaya başlanan modern Türkiye’deki en çalkantılı yirmi yılı ele alan “Radikal Türkiye (1960 – 1980), şimdiye kadar bu dönemle ilgili yazılmış eserlerde geniş yer tutan sokak çatışmalarını, askeri darbeleri aktarmanın haricinde, devletin kökenindeki kurucu mantığa ve bu parantez içindeki şiddet eğilimine odaklanarak, kayıp giden yirmi yılın altında yatan asıl sebebin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda yer alan konjonktürde yattığını anlatıyor. Devletin ulus-devlet projesi dahilinde cumhuriyetin ilk döneminden itibaren biriken devlet cebrinin, 1960’larda bürünülen kapitalist militarizmin el yordamıyla oluşturduğu paramilitarizmin ve radikal-kurucu bir şiddet dönencesine nasıl dönüştüğünü yine “içeriden” örneklerle aktarıyor.
“Radikalleşen Türkiye (1960-1980)”, Türkiye yakın dönem tarihini “sağ-sol çatışması” sıkışıklığından kurtarıp, okuru da, “Nasılsa böyle olmuş,” tevekkülünün dışına çıkaran ve ezberleri ters yüz ederek bahsi geçen 20 yılda ne olup bittiğine dair geniş bir perspektif yaratıyor. Ve yine yukarıda değindiğim gibi özellikle 12 Eylül darbesi sonrasında bir daha asla geri dönüşü mümkün olmayan o dönemece girişin, bugün içinde yaşadığımız siyasi atmosfere nasıl zemin hazırladığını ayan beyan ifşa ediyor.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.