Gerçek çözüm; borsaların endekslerinde, merkez bankalarının arka odalarında ya da insanı işsiz bırakan Silikon Vadisi’nin veri merkezlerinde değildir. Çözüm; ekonomiyi bu sanal kumarbazların ve teknoloji tekellerinin elinden geri almaktır

Dünya ekonomisinin altında, kapitalist modernitenin tüm hırsını üzerinde taşıyan görünmez bir fay hattı var. Adı Japonya.
Dışarıdan bakınca durgun, yaşlı, otuz yıldır kendi içine kapanmış bir ülke görürsünüz. Oysa o sessiz coğrafya, finans-kapital sisteminin tüm o şaşalı yapay cennetinin, borsalarının ve teknoloji devlerinin üzerinde durduğu asıl zemin. Ve son aylarda, o zemin ilk kez derinden çatlamaya başladı. Sarsıntı bir kez kırılırsa, sadece New York borsalarını değil, dünya halklarının sırtına yıkılan bu yapay refah illüzyonunu da yerle bir edecek.
Mesele, ulus-devlet mekanizmasının ve merkez bankalarının toplumu nasıl bir borç sarmalına hapsettiğinin en somut örneğidir.
Japonya, onlarca yıl boyunca küresel sermayenin en ucuz kölesi yapıldı. Faizler sıfırda tutuldu, Merkez Bankası matbaaları durmadan çalıştırarak devletin borcunu kendi üzerine yığdı. Şimdilerde bu sürdürülemez illüzyonu tersine çevirmeye çalışıyorlar ancak finansal sistemin yarattığı canavar, artık yaratıcısının sözünü dinlemiyor.
Japonya’da faizler yükseldikçe, bütçesini halkın refahına değil, küresel tefecilerin dengelerine göre kuran devlet için yolun sonu görünüyor. Faiz her yükseldiğinde, toplumun sağlık, eğitim ve yaşam hakkından çalınan paralar, borç ödemesi adı altında sistemin dehlizlerine akıyor.
Peki, bu fay hattının ucu nereye dokunuyor? Neden kapitalizmin merkezleri korku içinde?
Cevap, modern finansın en ahlaksız icatlarından birinde gizli: Carry trade kumarı ve onun beslediği gölge bankacılık.
Japonya’dan yıllarca bedavaya alınan trilyonlarca dolar, halkların istihdamına, fabrikalara veya üretime gitmedi. Denetimsiz, hesap vermeyen, vergi cennetlerinde saklanan “gölge bankacılık” ağlarına aktı. Bugün dünyada bu karanlık odada dönen paranın büyüklüğü 256 trilyon doları aşmış durumda.
İşte en büyük illüzyon buradadır: Dünya genelinde milyarlarca insan asgari ücretle, güvencesiz, günde 10-12 saat köle gibi çalıştırılıp emeği sömürülürken; bu emeğin yarattığı artı-değer (gerçek zenginlik) sanal bir kumar masasında buharlaştırılıyor. İşçinin, çiftçinin, madencinin alın teri; halktan çalınan vergilerle fonlanan bu 256 trilyon dolarlık gölge sistemin yakıtı haline getiriliyor.
Sömürü o kadar derin ki, reel üretimde çalışan kitleler yoksullaşırken, paradan para kazanan bir avuç asalak elit, dünyadaki zenginliğin yarısından fazlasını bu arka odalarda saklıyor.
Bu karanlık odadan çıkan milyarlarca doların son dönemde nereye koştuğuna bakın: Yapay zekaya ve devasa veri merkezlerine.
Finans-kapital, emek sömürüsünü daha da katmerlemek için yeni bir silah bulduğunu düşünüyor: Yapay zeka. Bize “insanlığın geleceği” olarak pazarlanan bu parıltılı teknoloji, aslında kapitalizmin işçiye, emeğe olan bağımlılığını azaltma, yani kitlesel işsizliği bir tehdit olarak büyütme projesidir. Milyonlarca beyaz ve mavi yakalı çalışanı kapının önüne koyarak maliyetleri düşürmeyi hedefleyen teknoloji tekelleri, dünyayı devasa bir “işsizler ordusuyla” karşı karşıya bırakıyor.
Ancak bu sistem kendi yarattığı çelişkinin altında ezilmek üzere. Emeği değersizleştirip insanları işsiz bırakan bu veri merkezleri, doğanın sınırlarını tanımıyor. Akıl almaz miktarda elektrik ve enerji tüketiyor, yani doğrudan ekolojik yıkımı körüklüyor. Enerji pahalandıkça maliyetler fırlıyor, kâr hayalleri suya düşüyor.
Sermaye; insanı işsiz bırakıp doğayı sömürerek büyüttüğü bu yapay zeka balonunu, Japonya’nın “ucuz parasıyla” fonluyordu. Şimdi o ucuz para bitiyor. Japon yatırımcılar paralarını eve çağırmaya, ellerindeki Amerikan tahvillerini satmaya başladı bile. Yılın ilk aylarında satılan 29,6 milyar dolarlık Amerikan tahvili, bu büyük kaçışın ilk ayak sesleri.
Ağustos 2024’te Japonya’nın faizi sadece yüzde 0,1’den yüzde 0,25’e çıkarmasıyla küresel borsaların nasıl bir günde tepetaklak olduğunu hatırlayalım. Bugün faiz yüzde 0,75’te ve yeni artışlar kapıda. Kumar masasının ayakları sallanıyor.
Kapitalist modernite dünyayı vahşi bir denkleme zorluyor: Finansal sömürü çarkının dönmesi ve borsaların çökmemesi için halklar daha çok sömürülecek, daha çok insan işsiz kalacak, paralar bedava tutulup enflasyonla kitlelerin cebindeki son kuruş da çalınacak. Ya da faizler artacak, sistem çökecek ve faturayı yine işten çıkarılan milyonlarca işçi ödeyecek.
Gerçek çözüm; borsaların endekslerinde, merkez bankalarının arka odalarında ya da insanı işsiz bırakan Silikon Vadisi’nin veri merkezlerinde değildir.
Çözüm; ekonomiyi bu sanal kumarbazların ve teknoloji tekellerinin elinden geri almaktır. Teknolojiyi insanı işsiz bırakmak ve doğayı katletmek için değil; çalışma saatlerini düşürmek, insan onuruna yakışır bir yaşam sunmak ve yerel, ekolojik, demokratik komün ekonomilerini inşa etmek için kullanmaktır.
Finansal fay hatları varsın kırılsın; insanlık emeğine, öz gücüne ve doğayla uyumlu yaşam ekonomisine döndüğü gün, küresel kumarhanelerin çöküşü kriz değil, özgürlüğün başlangıcı olacaktır.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.