“Biz öğrencilerimize sadece edebiyatı, matematiği veya yabancı bir dili değil; hayatta dik durmayı, emeğin kutsallığını ve kendi hakkını ararken başkasının hakkına da saygı duymayı öğretmekle mükellefiz. Eğer bugün bu ayrımcılığa, bu haksızlığa boyun eğseydik, yarın sınıfa girdiğimizde öğrencilerimizin yüzüne nasıl bakabilirdik?” Özel İtalyan Lisesi Grevi’nden emek tarihine notlar…

“Bir başkadır benim öğretmenim” yazıyor pankartlardan birinde. Ölü Ozanlar Derneği filmi geliyor aklıma. Öğretmenleri tam gidecekken öğrencilerin bir bir sıraların üstüne çıkıp “O Captain, my Captain!” demeleri… Robin Williams’ın canlandırdığı o müthiş öğretmen! Sonra el kadar çocukken Zonguldak’ta şimdilerde yıktırılan ilkokulumun sineması olan Yayla Sineması’nda seyrettiğim Sevgili Öğretmenim filmi: To Sir, with Love! Sidney Poitier’in oynadığı unutamadığım o siyah öğretmen… Hayat, filmlerden daha fazlası… Bu bir çırpıda aklıma geliveren filmlere taş çıkartır tek bir öğretmenin değil örgütlenerek tek yürek olan on dört öğretmenin ve onların 123 günlük grev hikâyesi… Özel İtalyan Lisesi’nin on dört Türk öğretmeni, grevin 67. gününde grev kırıcılığına karşı ellerinde kalemleriyle İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün önündeler. Pankartlardan birinde de “Yüreğine çiçek, sabrına yıldızlı pekiyi öğretmenim” yazıyor. Birazdan ellerindeki kalemleri İl Müdürlüğü’nün önüne bırakacaklar. Ama durun, önce ilk zille birlikte grevin başladığı 2 Şubat 2026’da gidelim. Bu arada sırasını beklesin 67. gün.
Öğretmenlerin ilk duyurusudur bu:
Kamuoyunun ve değerli velilerimizin dikkatine;
Özel İtalyan Lisesi’nde görev yapan Türk öğretmenler olarak, yıllardır okulumuzda yaşadığımız sorunları kimseyi kırmadan, konuşarak ve uzlaşarak çözmeye çalıştık. Çünkü bizler için okul yalnızca bir iş yeri değil, öğrencilerimizin hayata hazırlandığı, değerlerle büyüdüğü bir eğitim yuvasıdır.
Son yedi aydır da bu anlayışla, sendikal toplu sözleşme sürecini büyük bir sorumlulukla yürütmekteyiz. Ne yazık ki bu süreçte okul yönetimi, sorunları çözmek yerine; baskı ve tehdit içeren uygulamalarla çalışanları sendikadan uzaklaştırmayı ve çalışanlar arasında güvensizlik yaratan uygulamaları tercih etmiştir. Tüm yasal süreler dolmuş olmasına rağmen öğretmenlerin maruz bırakıldığı ağır çalışma koşullarını, düşük ücretleri ve ayrımcı uygulamaları giderecek tek bir somut adım atılmamıştır.
Bizler bu grevi, ayrımcılık son bulsun diye, öğrencilerimizi etkileyen sorunlar çözülsün diye, eşit, adil ve saygılı bir çalışma ortamı sağlansın diye, öğretmenlerin emeği değersizleştirilmesin diye, eğitim baskıyla değil karşılıklı güvenle sürdürülebilsin diye yapıyoruz.
Okul yönetimini toplu sözleşme masasına samimiyetle dönmeye, okuldaki ayrımcı uygulamalara son vermeye, öğretmenlerin ve tüm çalışanların ücretlerini insan onuruna yaraşır bir düzeye çıkarmaya, baskı ve sendikasızlaştırma politikalarını terk etmeye bir kez daha çağırıyoruz.
Gelin, çocuklarımızın geleceğini birlikte savunalım.
Bu grev; çocuklarınıza yalnızca ders anlatan değil, adaleti, hakkaniyeti ve vicdanı da öğretmeye çalışan öğretmenlerin sesidir.
Bu grev; öğrencilerine “haksızlık karşısında susmayın” diyen öğretmenlerin, kendi hayatlarında da bu sözü tutma çabasıdır.
Başta kıymetli velilerimiz olmak üzere; mezunlarımızı, öğrencilerimizi, sivil toplum kuruluşlarını ve tüm kamuoyunu, emeğe saygı, eşitlik ve adalet için verdiğimiz bu haklı mücadelede yanımızda olmaya davet ediyoruz.
Bizler; derslerine girip gözlerinin içine baktığımız, başarılaryla gurur duyduğumuz öğrencilerimizin karşısına her gün başımız dik çıkmak isteyen öğretmenleriz. Ancak emeğimizin değersizleştirildiği, ayrımcılığın normalleştirildiği ve geçim kaygısının giderek derinleştiği bir ortamda bunu yapmak her gün daha da zorlaşmaktadır.
(…)
Bugün Türk öğretmenler, yasaların kendilerine tanıdığı süre içinde ya grev hakkını kullanmak ya da tüm sendikal haklarından vazgeçmek zorunda bırakılmaktadır. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının bize tanıdığı demokratik hak çerçevesinde, Türk öğretmenler 2 Şubat 2026 Pazartesi tarihinde saat 12.30’da greve başlayacaktır. Grev, aynı gün saat 12.30’da iş bırakma ve Özel İtalyan Lisesi önünde yapılacak basın açıklamasıyla başlayacaktır.
Başlar da. Grev önlüklerini giyer öğretmenler. Okulun merdivenlerinin iki yanına dizilmiş öğrencilerinin alkışları arasında, yüzlerinde koca bir gülümseme, gözlerinde onurlu bir ışık, alınlarında haklarını direnerek alacak olmanın açıklığı… Kapı kapanır sonra. Okulun kapısının yanındaki demir parmaklıklara asılır “Bu işyerinde grev vardır” bez afişi… Altında da “Tez-Koop-İş” yazar. Açılımı; Türkiye Ticaret Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası. Grev gözcülerinden Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Başak Baysaldı, “Okuldan çıkmadan önce öğrenciler koridorlara yığıldılar. Alkışlarla uğurlandık. Hayatımda belki de en duygulandığım anlardan biriydi” diyecektir. Yağmurlu, rüzgârlı ve soğuktur hava. Grev çadırı kurulur. Öğretmenlerin ayaklı küçük bir beyaz tahtaları vardır. Her gün o tahtaya bir öğretmen yazacaktır dersi, konuyu ve özü sözü… Bu alışageldiğimiz grevlere benzemez. Nasıl benzesin? Türkiye’de özel okullarda yapılan ilk öğretmen grevidir Özel İtalyan Lisesi’nin on dört Türk öğretmenin başlattığı grev. Bir yandan da yaptıkları grev alışageldiğimiz gibi salt ücret zammı için değildir. Ayrımcılığa, eşitsizliğe, onur kırıcılığa karşı bir direniştir. Bu öğretmenler alışageldiğimiz işçilere de benzemezler. Elbette “amele” çoktan evrilmiştir “işçi”ye ve işçi profili çok değişmiştir. Kahir ekseriyeti lise, meslek lisesi mezunudur. Hatta, üniversite mezunu olanlar da az değildir aralarında. Buna rağmen daha başkadır Özel İtalyan Lisesi’nin greve çıkan öğretmenleri. Onlar aydındır. “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” dediği Tevfik Fikret’in…
Basın açıklamasını Tez-Koop-İş Sendikası İstanbul 5 No’lu Şube Başkanı Selahattin Karakurt yapar: “Bugün sadece bir hak arayışı için değil, çiğnenen mesleki onurumuzu ayağa kaldırmak için buradayız. Yönetimin vurdumduymazlığına karşı kelimelerimiz tükenmiştir. Artık söz bitmiştir. Son sözü grev söyleyecektir.”
Grev gözcülerinden tarih öğretmeni İlhan Gülek de “Burası bir İtalyan okulu ama Avrupa Birliği’ne onu Avrupa Birliği yapan normlarına yani insan haklarına eşitliğe adalete hiç uymuyor, Türk öğretmenlere karşı yanlı bir tutum izliyor” diyecektir: “Elbette İtalyan meslektaşlarımızla aramızda bazı farklar olacaktır. Onlar burada yurtdışı görevinde bulunmaktadır ve bunun bazı ayrıcalıkları olmalıdır. Ancak ayrıcalık, ayrımcılığa dönüşüyorsa bu önemli bir sorundur. (…) Bugünkü ders konumuz: Bir Avrupalının bizim ülkemizde bize ikinci sınıf öğretmen muamelesi yapıp yapamayacağıdır. Bugün de onlara neden kötü muamele yapamayacaklarını öğreteceğiz.”
Özel İtalyan Lisesi’nde otuz İtalyan, yirmi de Türk öğretmen vardır. İtalyan öğretmenler İtalya Dışişleri Bakanlığı’na, Türk öğretmenler Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışırlar. İtalyan öğretmenler, İtalyan hükümeti tarafından atanırken Türk öğretmenler sözleşme ile çalışırlar. Onlar tek bir sendika yerine İtalya’nın üç ana eğitim sendikasından hangisini istiyorlarsa ona üyedirler. Çelişkilerin büyüğü buradadır: İtalyan öğretmenler özgürce sendikalıyken Türk öğretmenlerin sendikal haklarını kullanmaları istenmez.
İtalyan Müdür Prof. Giuseppe Finocchiaro, 2020’nin sonlarında göreve başlar. Son 3 yılda Türk öğretmenlere karşı yapılan baskı, yıldırma, aşağılama… yani işyeri zorbalığı çoğalır… Nöbet mi tutulacak? Para vermeden sadece Türk öğretmenlere verilir bu görev, İtalyan öğretmenlere değil. İtalyan öğretmenler Türk öğretmenlerden yaklaşık 6 kat daha fazla maaş alırlar. Euro olarak aldıkları maaşların Türk Lirası karşılığı 350 bin TL iken, Türk öğretmenlerinki 60 bin liraya tekabül eder. İstanbul’da 138 yıldır eğitim veren okulun Türk öğrencilerinden aldığı yıllık ödeme tutarı da 2025-26 öğrenim yılında her bir öğrenci için 12 bin Euro yaklaşık 550 bin TL’dir.
Önceleri mücadelelerini tek tek verir Türk öğretmenler. Hakkını arayan Türk öğretmenlere İtalyan Müdür Prof. Giuseppe Finocchiaro her seferinde kapıyı gösterir. “Hepinizi kovacağım. Kapı orada. Bakın şu yeşil kapıyı görüyor musunuz? O kapıdan hepiniz çıkıp gideceksiniz diye bas bas bağırdı ve o gün bütün iletişim kesildi müdürle. Günaydın diyoruz, kafa çevriliyor. Arkada başka biri var mı diye bakıyor. Bir anda bütün iletişim koptu.” diye anlatan okulun 7 yıldır İngilizce öğretmenliğini yapan Şebnem İtil’dir ve şöyle sürdürür konuşmasını: “Ne yapabiliriz diye düşündük. Sözleşme yenilendiği zaman tek söylenen şey beğenmeyen gitsin. Kapı orada. Sokakta çok adam var tarzı çok çirkin muamelelere maruz kaldık. Daha sonra araştırdık ne yapılabilir? Çünkü kontratımızda olan şartlar uygulanmıyor. Baktık olmuyor. Sendikalaşmamız gerektiğini fark ettik.”
Türk öğretmenler Tez-Koop-İş Sendikası’nda örgütlenirler. Okulun İtalyan yönetimi sendikayı tanımamak için hukuki süreçleri zorlasa da sonunda kabul etmek zorunda kalır. Uzlaşma sağlanamayınca grev, tercihen değil 2 Şubat’ta zorunluluktan doğar.
Tarih öğretmeni İlhan Gülek’le yaptığım söyleşide, Gülek sendikalaşma sürecini şöyle anlatır: “Özellikle son üç yıldır İtalyan yönetimini tavır ve davranışlarındaki gittikçe artan olumsuzluklar, ayrımcılık ve maaşlarımızdaki erime bizi örgütlenmeye götürdü. Ama kırılma noktası, enflasyon oranında bile artmayan maaşlarımıza zam istediğimizde bize kapının gösterilmesi oldu. Ders programları yapılırken hiç dikkate alınmamamız, sürekli artan ders ve nöbet yükümüz süreci daha da hızlandırdı. Tek başımıza verdiğimiz eşitlik, adalet mücadelesi sonuç vermeyince örgütlü mücadelede karar kıldık. Araştırdık. Sendikalar içinde özel okullarda örgütlenmiş ve barajı aşan tek sendikanın Tez-Koop-İş olduğunu gördük. Onlarla biz ilişkiye geçtik, tanıştık ve 5 No’lu şubede örgütlenmeye karar verdik. Örgütlenme uzmanları bizimle gerçekten, içten bir şekilde ilgilendi. Tez-Koop-İş’in diğer sendikalara nazaran daha eylemsel ve başarılı olması kararımızda etkili oldu. Sendikamız 6 ay süren görüşmelerde İtalyan yönetimiyle anlaşamadı. İtalyan yönetimi masaya anlaşmamak için oturmuş gibiydi. Altı aylık görüşme süreci sonuç vermedi. Grevin zamanını öğrencilerimizin mağduriyetini en aza indirecek şekilde belirledik ve 2 Şubat’ta greve çıktık.”
Grev sözcülerinden, İtalyan Lisesi’nde 12 yıldır Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapan Başak Baysaldı, “Doğduğumuz topraklarda kimsenin bizi aşağılamaya hakkı yok. Biz sabah 9’dan akşam 5’e kadar burada grev alanında olacağız. Grev tatil değildir, biz tatile çıkmıyoruz, evlerimizde oturmayacağız. Mesleğini tutkuyla yapan bir öğretmen için en zoru öğrencilerinden ayrı kalmak. Bizi ayrı düşürenlere buradan tekrar sesleniyorum, okulun İtalyan yönetimine. Lütfen uzlaşma masasına geri dönün ve bizi dinleyin” diyecektir.
Ders: Ahlâk Bilgisi
Konu: Grev Kırıcılığına Karşı Mücadele
Tez-Koop-İş Sendikası İstanbul 5 No’lu Şube Başkanı Selahattin Karakurt, “Sınıfların boş kalmasının, eğitim faaliyetlerinin durmasının asıl sorumlusu, uzlaşı zeminini yok eden bu uzlaşmaz ve vurdumduymaz yaklaşımdır” diyerek okul yönetimini eleştirir. Öğrenci velileri kaygılanmaya başlar. Okulun İtalyan yönetimine karşı değil de grevdeki öğretmenlere karşıdır pek çoğu. 5 Mart’ta Millî Eğitim Bakanlığı greve çıkan öğretmenlerin yerine “ikâme öğretmen” görevlendirir. Elbette bu bir çözüm değildir, zora sokmaktır müzakere sürecini. Grevdeki Türk öğretmenleri değersizleştirmektir. Ama asıl, grevdeki öğretmenler yerine “ikâme öğretmen” atamak, grev kırıcılığıdır ve suçtur. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 67. maddesi işverenin, grevci işçilerin yerine, sürekli ya da geçici olarak başka işçi alamayacağına veya başkalarını çalıştıramayacağına hükmetmiştir. Ne var ki, bu açık yasağa aykırı hareket eden işverene aynı Kanun’un 78. maddesinde getirilen yaptırım ise “her bir işçiyle ilgili olarak binbeşyüz Türk Lirası”dır!
Grevin 51. gününde; 24 Mart sabahında yedi buçukta Türk öğretmenler erkenden ayaklı küçük beyaz tahtalarına dersi, konuyu yazarlar.
GREVDE 51. GÜN
Ders: Ahlâk Bilgisi
Konu: Grev Kırıcılığına Karşı Mücadele
Öğretmen öğretmene kırıcı olma!
Meslektaşını değil adaletsizliği karşına al!
Grev kırıcı olma! Onurunu satma!
HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ!
Ve okulun önünde insan zinciri oluşturur grevdeki Türk öğretmenler. Bir bir gelen ikâme öğretmenlerle konuşurlar. Grev gözcüsü, tarih öğretmeni İlhan Gülek şöyle anlatır onlara neler dediklerini: “Ardınızda güzel anılar bırakın, çocuklarınıza ben grev kıran öğretmenlerdenim demeyin dedik. Onlara ben hak yiyenlerdenim demeyin dedik, ben güçlünün yanındayım, haklının yanında değilim diyenlerden olmayın dedik. Bir kısmı bizi dinledi, bir kısmı ne yazık ki kendi onurlarını da öğretmenlik onurlarını da ayaklar altına alıp suç işlediler. Şimdi suçlu öğretmenler ne yazık ki sınıflarda. Çok değil bir kısmı bize destek verse de onlar için üzülüyoruz. Öğretmenlik mesleği ve onuru için üzülüyoruz. Türkiye’de suç işlemenin herkes için yasak olduğunu, suç işlemenin her kurum için, insan için yasak olduğunu bir daha söylemek istiyorum.”
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Başak Baysaldı’nın çağrısı şöyledir: “Bugün grevimizin 51. günü. Bu sabah da okulumuzun kapısının önündeyiz. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bizim yerimize okulumuzda görevlendirilen öğretmenlere seslenmek istiyoruz. Biz burada haksızlığa karşı direniyoruz. Bu yalnızca maddi hak mücadelesi değil. Bunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Bu bir onur mücadelesi. Öğretmen öğretmenin dostudur ve öğretmene yakışan onurlu mücadelenin yanında durmaktır. Hepinizi bugün İtalyan Lisesi’ne değil Tomtom Kaptan Sokak’taki grev çadırımıza bekliyoruz.”
26 Mart 2026’da İtalya Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı yetkililerinin de katıldığı görüşmelerde sözlü anlaşma sağlanır. Artık hem haklarına hem öğrencilerine kavuşacaktır Türk öğretmenler. Ertesi gün imzalar atılacaktır. Amma velakin, Konsolosluk, bağlayıcı toplu iş sözleşmesi (TİS) yerine yasal bağlayıcılığı olmayan bir metni koyar öğretmenlerin ve sendikanın önüne.
Grev gözcüsü, İtalyan Lisesi’nin 15 yıllık Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Fırat Aydın, “İtalya’dan gelen bir heyetle 26 Mart tarihinde yapılan bir toplantıda aslında anlaşmaya varıldı. Prensipte bütün maddeler üzerinde anlaşıldı. Fakat İtalyan yönetimi tarafından maalesef şu ana kadar sözleşme tutanaklarına herhangi bir imza atılmadı. Resmi ve hukuki bir sorumluluğu olan bir tutanağa imza atılmak istenmemesi bizim şu anda hâlâ grevde olma nedenimizdir” diyecektir.
Tarih öğretmeni İlhan Gülek de şöyle açıklayacaktır neden imza atmadıklarını: “Bir paragraf şu: İşbu tutanağın hiçbir hukuki geçerliliği yoktur. Bizden imzalamamız beklenen tutanak böyle başlıyor. Şimdi biz öğretmeniz. Bu ülkenin aydın insanlarıyız. Böyle bir şeyi imzalamamızı herhalde kimse beklemiyordur.”
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Başak Baysaldı’nın açıklaması şöyledir: “Tutanak altına alınan toplantılara karşın resmi adım atmak için Roma’dan onay beklendiği belirtiliyor ve öğretmenlerden grevi sonlandırmaları isteniyor. İtalyan yönetimi sorunu gayri resmi yollarla çözmeye çalışıyor. Biz bunu Türk kanunlarını tanımaz bir tavır olarak değerlendiriyoruz. Ve bu durumu kabul edilemez buluyoruz. Bu nedenle yetkililerden görüşmede verdikleri sözün gereğini yapmalarını talep ediyoruz. Hakkımız olanı alana kadar grevimize devam edeceğiz.
Artık, okulun İtalyan yönetimine karşı mücadelelerine Milli Eğitim’le de mücadeleleri eklenir öğretmenlerin. Grevin 67. gününde, Milli Eğitim’in “ikâme öğretmen” atamasıyla grev kırıcılığı yapmasına karşı İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün önüne gider Türk öğretmenler. Ellerinde kalemleri… İşte yazının başında bahsettiğim o pankartlar o gün, orada öğretmenlere destek verenlerce taşınır: “Bir başkadır benim öğretmenim”, “Yüreğine çiçek, sabrına yıldızlı pekiyi öğretmenim” diyen pankartlar… Dahası da vardır: “Eğitimde yama olmaz. Grev kırıcılığıyla sınıf dolmaz!”, “Meslektaşını değil adaletsizliği karşına al”, “Öğretmenimi geri istiyorum”, “Emeğe saygı yoksa grev var”, “Ekmeğimiz ve onurumuz için grevdeyiz”, “Aynı okul iki farklı dünya istemiyoruz”, ”MEB grevi kırma, yasayı koru.”
Öğretmenler kalemlerini bırakarak ayrılırlar İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünden.
Yaptığımız söyleşide tarih öğretmeni İlhan Gülek, şöyle anlatır: “MEB’in velilerin talebiyle ikâme öğretmen görevlendirmesi büyük bir darbeydi. Grev hakkını ortadan kaldıran örneği görülmemiş bir hukuksuzluktu bu. On dört öğretmene karşı yirmi altı devlet öğretmeni görevlendirdiler. Bu öğretmenlerin pek çoğu sendikaların çağrısına uyarak göreve gelmedi. Ancak ne yazık ki altı yedisi derslere girdi, not verdi. Bunların mahkeme kararıyla durdurulması ve görevlerinin sonlanması da bizim açımızdan büyük bir kazançtı. Çok uzun bir satranç oyunu oynadık.”
Türkiye’den ve İtalya’dan yüzü aşkın akademisyen, hukukçu ve hak savunucusu grevdeki Türk öğretmenlerle dayanışma mesajı yayınlar. İtalya’da kemer sıkma önlemlerine karşı mücadele eden İtalya merkezli uluslararası bir antikapitalist ve sendikal mücadele platformu Fronte di Lotta No Austerity’den de dayanışma mesajı gelir:
Fronte di Lotta No Austerity (İtalya)’dan öğretmenler, Liceo Italiano di Istanbul’da onlarca gündür Ministero dell’Istruzione e del Merito’ne karşı grev ve mücadele içinde olan meslektaşlarına kararlı dayanışmalarını gönderiyor.
Bu, Türkiye gibi ekonomik, toplumsal ve siyasal açıdan karmaşık bir bağlamda eşit ücret ve eşit haklar talebini yükselten önemli bir seferberliktir. İstanbul’daki meslektaşlarımızın eğitimde sürekliliğin korunması, ücret ve sözleşme eşitliğinin sağlanması, her türlü ayrımcılığa karşı mücadele ve eğitim alanında emeğin onurunun savunulması için yürüttükleri mücadeleyi destekliyoruz.
Metnin sonunda eğitim sektöründe faaliyet gösteren tüm İtalyan sendikal örgütlerine, Türk meslektaşlarına dayanışma mesajı göndermeleri çağrısında bulunurlar ve “Yaşasın İstanbul İtalyan Lisesi öğretmenlerinin grevi ve mücadelesi!” derler.
İstanbul’un eğitim emekçileri ve sendikaları yanlarındadır. Ya sendikalı İtalyan öğretmenlerin tavrı nasıldır grevdeki Türk öğretmenlerine karşı? Grev çadırında, okulun önünde göremeyiz onları Türk öğretmenlerle birlikte. Söyleşimizde tarih öğretmeni İlhan Gülek şöyle diyecektir: “Sendikalı İtalyan öğretmenlerin bizim sendikalı olmamıza ve grev yapmamıza tavır almalarını hiç anlayamadık. Sınıf, meslektaş dayanışması olmadı yani. Tam tersine karşımızda yer aldılar. Onlar adına da kendi adımıza da üzüldük.” İtalyan öğretmenlerin üye oldukları sendikalar İtalyan öğretmenlere nasıl telkinde bulunmuşlardır, biliyor mudur Gülek? “Nasıl telkinde bulundular bilmiyorum. Ancak greve destek olalım, bu bir sınıfsal dayanışma kuralıdır demedikleri açık. Bir iki İtalyan öğretmen bizimle ilişkisini sürdürdü ve destekledi. Ancak çoğu sert tavır aldı. Onlar okula geri dönerse ben istifa ederim diyenler bile oldu. Sendikaların grevimizi İtalyan öğretmenlerin çıkarı için bir fırsata dönüştürmek istediklerini biliyorum. İtalya’nın 2017’de yurtdışındaki okullarda devletin giderlerini azaltmak için olabilecek derslerde, yerel öğretmenlerle, daha ucuz öğretmenlerle çalışmayı arttırma kararını biliyorum. Örneğin İngilizce, beden eğitimi gibi dersler. İtalyan sendikalar bu uygulamanın daha az İtalyan öğretmen istihdamına neden olduğunu ve yerel öğretmen sayısının artmasının sorunlar (doğrudan bizim grevi söylemeseler de) yarattığını söylediler.” Gülek’ten dinlediğimiz ne yazık ki bir çifte standart hikâyesi oldu.
Grevde süre uzadıkça Türk öğretmenleri en çok endişelendiren şey ne oluyordu? Gülek, şöyle yanıtlıyor sorumu: “Sürenin uzaması tabii ki yorgunlukları da endişeleri de arttırdı. Ve hep sürekli yeni hamleler düşünmek zorundaydık. Gündüz çadırda, yağmurda, soğukta, akşam bilgisayar başında çok yorulduk. Hem öğrencilerin hem velilerin hem de basının desteğini alabilme çabamız çok yorucuydu. Üstelik bu işin nasıl yapılması gerektiğini de bilmiyorduk aslında. Hiç greve çıkmamış, hiç öğretmen grevi görmemiş, hiç sonuç alındığına tanık olmamıştık.”
Bu arada velilerden şu sözler yükseliyordu: “Okulda grev olur mu?”, “Okul fabrika mı?”, “Okul işyeri mi?” Hatta veliler arasında, grevdeki öğretmenlere kendi hakları için mücadele ederlerken öğrencilerin eğitim haklarını engellediklerini söyleyenler çoğunluktaydı. Öfkeli ve saldırgan bir üslupla üstelik. Hatta, grev bitse bile grev yapan Türk öğretmenleri okulda görmek istemediklerini dile getirenler oldu. Grev bittiğinde de yeni dönemde sözleşmelerinin yenilenmemesini, okuldan atılmalarını, başka bir özel okulda burada istediklerinden daha az maaşla çalışmalarını dileyenleri de okuyordum basında ya da sosyal medya platformlarında. Oysa veliler ilk günden başlayarak hak arayan, onuruyla ayrımcılığa karşı duran grevdeki Türk öğretmenlerin yanında olsalardı İtalyan yönetimi bunca zaman haklarını vermemek için diretebilir miydi? Diyor ki kimi veliler; biz ne öğretmenlerden tarafız ne yönetimden tarafız, biz çocuklarımızdan tarafız! Böyle bir şey mümkün mü? Çocuktan taraf olmak vicdandan, adaletten, doğrudan, dürüstten yana olmak değil midir? Gülek, “Evet böyle davranan veliler oldu” diyor ve sürdürüyor konuşmasını: “Kimi, daha önce böyle bir şey görmediği için bunları söyledi, kimi, anne-babalık duygularıyla, kimi de art niyetle. Sosyal medyada bunlardan daha kötü ifadeleri de okuduk ne yazık ki. Bu grev turnusol kâğıdı gibiydi. Kimin haktan, hukuktan, adaletten yana olduğunu, kimin ayrımcılığa karşı olduğunu öğrendik. Yanımızda duran pek çok veli vardı. Ancak çoğunluk olarak bizim yanımızda dursalardı, tabii ki bu grev bu kadar uzun sürmezdi. İtalyan yönetimi sözleşmeyi çok daha önce yapmak zorunda kalırdı. Biz kimseden bizden yana olmalarını istemedik, haktan, haklıdan yana olmalarını bekledik. Bu nedenle tarafsızız gibi bir cümle bu durumda kullanılamaz. Aileler çocuklarına adaleti, haktan, haklıdan yana olmayı, ezilenlerle dayanışma içinde olmayı öğretmekle yükümlüdür.”
İtalyan Konsolosluğu’nun önündedir grevdeki Türk öğretmenler. Özel İtalyan Lisesi’nde dokuz yıldır Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapan Sabri Ergül “Size özlemden söz edeceğim” diye söze başlayacak ve yüreklere dokunan konuşmasını şöyle sürdürecektir:
“Bugün, grevimizin 100. gününde size sadece sayılardan veya maddelerden söz etmeyeceğim. Biz öğrencilerimizi çok özledik. Sınıflarımızdaki o hayat dolu enerjiyi, birlikte kurduğumuz hayalleri, paylaştığımız o eşsiz saatleri özledik. Ancak biz öğrencilerimize sadece edebiyatı, matematiği veya yabancı bir dili değil; hayatta dik durmayı, emeğin kutsallığını ve kendi hakkını ararken başkasının hakkına da saygı duymayı öğretmekle mükellefiz. Eğer bugün bu ayrımcılığa, bu haksızlığa boyun eğseydik, yarın sınıfa girdiğimizde öğrencilerimizin yüzüne nasıl bakabilirdik? Biliyorsunuz, geçtiğimiz aylarda üzerimize bir gölge düşürülmek istendi. Yerimize başka meslektaşlarımızı getirerek sesimizi kısmaya çalıştılar. Ama bugün adaletin tecelli ettiğini görmenin mutluluğu içindeyiz. Türk yargısı, ‘Öğretmenin emeği ve grev hakkı kutsaldır’ diyerek yanımızda durdu. Bu karar, sadece bizim değil, emeğiyle yaşayan her insanın zaferidir.
“Değerli dostlar, biz 26 Mart günü o masadan ‘anlaştık’ diyerek, birbirimizin elini sıkarak kalktık. Kalbimizde sınıflarımıza dönmenin heyecanı vardı. Fakat ertesi gün bize sunulan, hiçbir hukuki karşılığı olmayan o ‘niyet mektubu’, sadece emeğimize değil, ülkemizin hukuk sistemine de saygısızlıktır.
Bizler, hayatını bilimin ışığında kuran insanlarız. Haklarımızı, birilerinin iyi niyetine veya vaatlerine emanet edemeyiz. Biz sadece, öğrencilerimize kavuşmak için masada verilen sözlerin altına atılacak o resmi imzayı, toplu iş sözleşmesini bekliyoruz.
Bu çadır 100 gündür bizim dersliğimiz oldu. Burada sabrı, dayanışmayı ve bir arada durmanın gücünü öğrendik. İtalyan yetkililere buradan, bir öğretmenin nezaketi ama bir emekçinin kararlılığıyla sesleniyoruz: Bizimle kurduğunuz o köprüyü hukuki bir zeminle sağlamlaştırın. Gelin, bu belirsizliğe son verelim ve bizler artık ait olduğumuz yere, öğrencilerimizin yanına, sınıflarımıza geri dönelim.”

En güzel tahta. İtalyan Lisesi’nin önünde, 123. günde. (Fotoğraf: Can Kartoğlu)
O da ne? Sosyal medyada bir duyuru:
KAMUOYUNA
İstanbul Özel İtalyan Lisesi’nde 123 gündür devam eden grevimiz, bugün hukuki bağlayıcılığı olan tutanağın imzalanmasıyla sona eriyor. Okul yönetimi, grevimizin resmi ve hukuki olarak sona erebilmesi için, gerekli olan resmi tutanakları imzalamış, sendikamıza ve Çalışma Bakanlığı’na iletmiştir.
Bu süreçte yanımızda olan bütün dostlarımızı 4 Haziran 2026 tarihinde, saat 11.00’de okulumuzun önüne bekliyoruz. Yapılacak basın açıklamasından sonra grevin yasal olarak bitiş saatinde, 12.00’de sınıflarımıza döneceğiz.
Sevgili öğrencilerimiz,
123 gündür kalbimizde taşıdığımız o büyük özlem nihayet bitiyor. Yarın saat 12.00’de ait olduğumuz yere, en önemlisi sizlere kavuşuyoruz.
Bu süreçte sesimize ses olan, bizi yalnız bırakmayan herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
Aklımdan geçiyor takip ettiğim 123 gün. Kalbime mıhlanan sözleri öğretmenlerin:
“Bu süreç öğretmenlik yapamadığımız bir süreç. Hiç olmazsa öğrencilerimizi okul dağılırken görelim diyoruz. Onlarla okul sonrası sohbet ediyoruz. Ama verdiğimiz ders belki tarih değil ama tarihsel bir ders. Nasıl onurlu durulur, nasıl dik durulur, nasıl hak mücadelesi yapılır ve yılmadan, eğilmeden, bükülmeden yapılır. Bunu öğretiyoruz şimdi okul dışındaki derslerimizde.” (A. İlhan Gülek, Tarih öğretmeni)
“Adaletsiz bir hayat yaşarken çocuklara adil yaşamalarını öğretemeyiz.” (Sabri Ergül, Türk Dili ve Edebiyatı)
“Özel sektördeki tüm öğretmenlere sesleniyorum: Örgütlü mücadeleden korkmayın. Bir araya gelmemiz şart.” (Hamise Aydurmuş, Coğrafya)
“Grevimiz sayesinde birbirimizi daha açıkça işittik, daha dikkatle dinledik, daha iyi anladık.” (Fatma Yenidoğan, Din Bilgisi, Ahlâk Kültürü)
“Bunlar paranın ötesinde şeyler. Irkçılığa maruz kalmak utanç verici.” (Pakize Şebnem İtil, İngilizce)
Durur muyum hiç? 123. günde yani 4 Haziran 2026’da saat 11.00’de Tomtom Kaptan Sokak’a gidiyorum, İtalyan Lisesi’nin önüne… Diyorum ki İlhan Gülek’e; ne ifade ediyor 123 gün sizin için? “Dayanışmayı, mücadeleyi, inanmayı, vazgeçmemeyi ve kazanmayı tabii ki. Zorluklar çabuk unutuluyor kazanınca. Kazanmanın mutluluğu, onuru, güveni onlara galip geliyor. Zor muydu? Evet hem de çok. Pek çok kulvarda mücadele verdik. Hukuki, siyasal, toplumsal, duygusal bir mücadeleydi bu ve karşımızdakiler hiç de yabana atılmayacak kadar güçlülerdi. Ancak umudumuzu hiç yitirmedik. Büyüklerimizden öğrendiğimiz, ‘gerçekten istersen olur.’ cümlesi hep hafızamızdaydı. Oldu.” diyor.

4 Haziran 2026. Türk Dili ve Edebiyat öğretmeni Fırat Aydın basın açıklaması yapıyor. Grevin bitişi lokma dağıtılarak kutlanıyor. Okul İtalyan okulu olsa da gelenekler Türk geleneği… (Fotoğraf: Can Kartoğlu)
Öğretmenlerin önlerinde grevin başından beri hep taşıdıkları o büyük pankart: “Rispetto per gli insegnanti Turchi! EMEĞE VE ÖĞRETMENE SAYGI İSTİYORUZ!” Basın açıklamasını okuyor Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Fırat Aydın. Üstünde grev gözcüsü önlüğü…
Biz öğrencilerimizi çok özledik… Sınıflarımızdaki o hayat dolu enerjiyi, birlikte kurduğumuz hayalleri, paylaştığımız her dakikayı çok özledik. Biz öğrencilerimize adaleti, dürüstlüğü ve hak aramayı sadece kitaplardaki sayfalardan okuyamazdık; gerektiğinde yan yana durarak, birbirimizin elini tutarak direnmeyi, umut etmeyi onlara göstermek zorundaydık. Bugün, işte bu onurlu duruşun karşılığını bulmasının getirdiği o büyük mutlulukla sınıflarımıza dönüyoruz. Bu başarı, tek başına yürünemeyecek bir yolun, örgütlü mücadelenin bize sağladığı o muazzam ve birleştirici gücün en güzel kanıtıdır. Yan yana durduğumuzda kalplerimizin nasıl aynı ritimle çarptığını ve neleri güzelleştirebileceğimizi gördük.
Buradan şu anda direnmeye ve mücadeleye devam eden Temel Conta İşçilerine, Doruk Madencilik ve Özşen Madencilik işçilerine, Şık Makas İşçilerine, Özgüneş Taşımacılık işçilerine, Ağaç A.Ş.’de işinden edilen işçi arkadaşlarımıza, PG fabrikası işçilerine, Sedef Tersanesi işçilerine ve Türkiye’nin dört bir yanında direnen bütün emekçilere dayanışma duygularımızı göndermek istiyoruz.
Fırat Aydın tam da bu son sözleri söylerken ben ayaklı küçük beyaz tahtayı görüyorum. Yaseminler sarkan duvarın altında. Fotoğrafını çekiyorum hayatımda gördüğüm bu en güzel tahtanın. Yazıyor ki üstünde:
“GREVDE 123. GÜN
Ders: Edebiyat
Konu: Grev
Ey her şey bitti diyenler
Korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
Ne kırlarda direnen çiçekler
Ne kentlerde devleşen öfkeler
Henüz elveda demediler.
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü olana dek!
Adnan Yücel
HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ!”
İçimden diyorum ki: Aslında, “HAKLIYIZ, KAZANDIK!” olmalı son satır.
İlhan Gülek, “Mücadelenin kazanılmasında bizler kadar sendikamızın da payı var. Bizle birlikte sendikamız da kazandı ve eğitim camiasında büyük prestij sahibi oldu. Sendikamıza ama özellikle 5 No’lu Şube Başkanımız Selahattin Karakurt’a özellikle teşekkür etmek istiyorum” derken Karakurt, Türkiye’nin dört bir yanındaki özel sektör öğretmenleri ve eğitime destek veren tüm emekçiler için sönmeyecek bir umut ışığı yakan Özel İtalyan Lisesi öğretmenlerinin bu tarihi zaferini, işçi sınıfı tarihine gururla armağan ettiğini söylüyor.
Bol bol lokmalar dağıtılıyor, bi’ de o kadar da leziz ki, yemeye doyamıyorsunuz. Sonra çaylar sunuluyor, simitler paylaşılıyor İtalyan Lisesi’nin önünde. Okul İtalyan okulu olsa da gelenekler Türk geleneği… Herkesin ağzının tadı yerine geliyor… Öğretmenler okula girmeden önce biri atlıyor okulun parmaklıklarının başladığı yükseltiye, alkışlarla kesiyor “Bu işyerinde grev vardır” yazan bez afişin iplerini. İlhan Gülek indirilen afişi alıyor, “Haydi gelin bakalım, imzalıyoruz arkadaşlar” diyor. Tüm öğretmenler grev kalemleriyle imzalarını atıyorlar üstüne… Sonra… Ellerinde kalemleri, okullarının kapısından dimdik içeri giriyorlar. Yine alkışlarla…
İlhan Gülek’e diyorum ki: 123 gün aradan sonra 4 Haziran’da okulunuza girdiniz. Sizlere destek veren bir avuç ya da “uçsuz bucaksız azınlık” diyebileceğimiz insanların alkışları arasında. Dik ve gülümseyerek… Elinizdeki “123. Gün” kaleminizi sizi uğurlayanlara onurla göstererek… Zil çalmış mıydı? Boş muydu koridor, öğrencilerle mi doluydu? Anlatır mısınız?
“Üzerinde 123.Gün yazan o kalem, Türkiye işçi sınıfının direniş tarihini yazan kalemdi. Semboldü bizim için. Grev önlükleriyle çıktığımız okulumuza, yeniden ‘ders vermek’ için kalemlerimizle girdik. Zil çalmıştı ama okulumuza çıkarken olduğu gibi, yine öğrencilerimizin alkışlarıyla girdik. Büyük bir kalabalık öğrenci grubu bizi koridorda ve merdivenlerde bekliyordu.”
Soruyorum birbiri ardı sıra: İtalyan Müdür okulda mıydı? İtalyan öğretmenler? Greve katılmayan Türk öğretmenler? Nasıl karşılandınız? “Müdürümüz okuldaydı ama kapısı kapalıydı. Görmedik. İtalyan öğretmen arkadaşlarımızın bir kısmı grev sırasında da bizle konuşuyorlardı, ancak bir kısmı da bizimle konuşmadı. Greve katılmayan arkadaşlarımızı da okulda görmedik. Herhalde yoklardı.” diyor Gülek. (Bu arada hatırlatayım, greve katılmayan öğretmenler yasalar gereği grevin kazanımlarından yararlanamayacaklar.)

Sol üstte SelahattinKarakurt ve Özel İtalyan Lisesi’nin Türk öğretmenleri grevin bitişinin sevincini yaşıyor. (Fotoğraf: Tez-Koop-İş arşivinden)
Gülek, ilk olarak öğretmenler odasına girdiğini, kitaplarına, ders araçlarına baktığını söylüyor ve devam ediyor: “Çıktığımız yere, yine onurumuzla girmenin mutluluğunu yaşadım. Duygulandım. Derse girdiğim ilk sınıfta, her zaman yaptığım gibi, çocukların tek tek hatırlarını sordum ve ‘nerede kalmıştık?’ diyerek dersime başladım. Onlar, ‘hoş geldiniz’ dediler. ‘Sonunda buluştuk.’ diyenler de oldu. ‘Özledik’ diyenler de. Aldığımız karar gereği o gün grevle ilgili konuşmadık.” 123 gün boyunca ders vermediğiniz halde onlara en büyük dersi; “İnsanlık, emek ve hak mücadelesi” dersini verdiğinizin ayrımında mıydı öğrencileriniz, diyorum. Gülek “Zannediyorum farkındalar.” diyor: “Ancak hayat onlara daha çok öğretecek. Bizi eleştirenler bile ileride bu anılarıyla ve öğretmenleriyle övünecekler. ‘Biz o ilk öğretmen grevinde İtalyan Lisesi’ndeydik. Bire bir yaşadık olanları. Onlar bizim öğretmenlerimizdi.’ diyecekler. Emek ve hak mücadelesinin tanığı olmaları onların yaşamında büyük etki ve farklılık yaratacak diye düşünüyorum.”
O zaman yazalım isimlerini bir bir: Tarih Öğretmeni A. İlhan Gülek, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Fırat Aydın, Başak Baysallı, Sabri Ergül, Aslıhan Bük, Coğrafya Öğretmeni Hamise Aydurmuş, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni Fatma Yenidoğan, Rıdvan Demir, İngilizce Öğretmeni Pakize Şebnem İtil, Günay Yurdalan, Özgen Baydilli, Matematik Öğretmeni Ahmet Yıldız, İtalyanca-Latince Öğretmeni Yelda Gürlek, Beden Eğitimi Öğretmeni Armando Cosentino!
Ve diyelim, “Bir başkadır benim öğretmenim!” Direnen, hakkını arayan ve hakkını alan! Hayatın abecesini öğreten; adaleti, onuru, vicdanı… Öğrenciye, öğretmenlere, velilere, okul yönetimine, okul yönetimlerine, muktedirlere, bütün emekçilere ve Avrupa’ya, dünyaya…
Meraklısına:
Kazanımlar:
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.