Hatay’da Halk Meclisleri-Savaşa Karşı Yaşam Hakkı Meclisi, Suriye savaşı ve AKP iktidarının savaş politikalarının kent üzerindeki etkilerine ilişkin bir rapor hazırladı

SURİYE SAVAŞININ VE TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASININ HATAY ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ RAPORU I
(ŞUBAT – MART 2016)
KENT ÇOK YÖNLÜ BİR CİHATÇI TRANSFER HATTINA DÖNÜŞÜRKEN SINIRDA FİİLİ EL NUSRA EGEMENLİĞİ VE KENT İÇİNDE IŞİD VARLIĞI GÖZLEMLENİYOR
YAYLADAĞI’NDA OLAĞANÜSTÜ GÜNLER, REYHANLI’DA SAVAŞ VE YENİ PATLAMA ENDİŞESİ, ALTINÖZÜ SINIRINDA YAKLAŞAN SAVAŞ
ARAP ALEVİLERİ VE HIRİSTİYANLAR HEDEF GÖSTERİLİYOR, SÜNNİLER ASILSIZ SÖYLEMLERLE TEDİRGİN EDİLİP KIŞKIRTILMAYA ÇALIŞILIYOR
EKONOMİK DARALMA, İŞSİZLİK, GÜVENCESİZLİK VE DÜŞÜK ÜCRET KRONİKLEŞİYOR
SIĞINMACILAR İSE İNSAN KAÇAKÇILIĞI, SAĞLIK HİZMETLERİNİN YETERSİZLİĞİ, GÜVENCESİZ ÇALIŞTIRMA, FUHUŞ, KADIN TİCARETİ, KÜÇÜK YAŞTA EVLİLİK VE CİNSEL İSTİSMARDAN MUSTARİP
HALK MECLİSLERİ
SAVAŞA KARŞI YAŞAM HAKKI MECLİSİ
HATAY
AMAÇ
Bu raporun hazırlanmasındaki amaç Suriye savaşının ve Türkiye’de siyasi iktidar tarafından bu savaşa ilişkin izlenen politikaların kent üzerindeki etkilerinin, doğrudan kent halkının penceresinden ve birincil kaynaklara dayanan doğrulanmış bilgilerle görünür kılınmasını sağlamak, savaşa ve halklar arası düşmanlığa hizmet eden sansür ve dezenformasyonu engellemek; barış, kardeşlik ve insanca bir yaşam için yürütülen çabaları doğru bilgi ile desteklemektir.
11 Mayıs 2013’te Hatay Reyhanlı Katliamı’ndan başlayıp sonuncusu 13 Mart 2016 Ankara Katliamı’na kadar uzanan süreç, Hatay’da ortaya konan bu çabanın, yalnızca bir kenti değil bütün ülkeyi ilgilendiren yakıcı bir soruna işaret ettiğini göstermektedir. Rapor da bu perspektifle hazırlanmaktadır.
Raporu hazırlayan Savaşa Karşı Yaşam Hakkı Meclisi bundan önce Nusra Cephesi üyeleri başta olmak üzere cihatçıların Antakya kent içinde serbestçe barındırılmasını ve Serinyol’da Eğit-Donat Programı’nın icra edilmesini gündeme taşımış ve sonuç alıcı başarılı kampanyalar yürütmüştür. Bundan sonra da gündeme getirdiği sorunların takipçisi olacaktır.
YÖNTEM
Rapor; Cumhurbaşkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, İçişleri Bakanlığı, Hatay Valiliği gibi devletin resmi kurumları tarafından yayımlanan açıklamalar; Türkiye İhracatçılar Meclisi, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Türk Tabipleri Birliği ve İnsan Hakları Derneği tarafından yayımlanan istatistik, rapor ve açıklamalar; güvenilir basın-yayın organlarından yayımlanan haber ve röportajlar da değerlendirilerek, savaşın yakıcılığını yakından hisseden kent sakinleri ile yüz yüze görüşmeler ve kentin farklı bölgelerindeki gözlemler sonucu hazırlanmıştır.
Raporun hazırlanma sürecinde Antakya, Defne, Reyhanlı, Altınözü ve Yayladağı ilçelerinde yerinde gözlemler ve sığınmacıları, sınır köylülerini, yardım kuruluşu çalışanlarını, işçileri, kaçakçıları, yerel muhabirleri, üniversite öğrencilerini, kitle örgütü temsilcilerini ve parti üyelerini kapsayan yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Güvenlik nedeniyle isimler gizli tutulmaktadır.
Rapor cihatçılar tarafından kullanılan Antep-Halep ikmal hattının kesildiği 3 Şubat’tan 14 Mart’a kadar uzanan zaman aralığına odaklanmaktadır.
Elbette gerçeğin yalnızca sınırlı bir bölümünü içeren bu rapor, Savaşa Karşı Yaşam Hakkı Meclisi çalışmalarının ilerlemesi ve barış ve kardeşlik içinde bir Hatay, Türkiye ve Ortadoğu isteyen kişi ve kurumların da bu çabayı desteklemesi ile her yeni adımda daha yetkin bir biçimde yayımlanacaktır.
GÜNDEM
Şubat 2016 itibariyle öne çıkan gündemler:
KENTTEKİ SURİYELİ VE SURİYE SAVAŞINA DAHİL OLMUŞ YABANCI VARLIĞI
29 Nisan 2011’de gelen ilk sığınmacı kafilesinin ardından yaklaşık 5 yıllık süre içinde yaklaşık 3 milyon sığınmacı Türkiye’ye geldi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 5 Şubat’taki bir konuşmasında belirttiğine göre Suriye’den Türkiye’ye 2 milyon 700 bin kişi geldi.[1] İçişleri Bakanı Efkan Ala da 2 milyon 700 bin sığınmacının Türkiye’de bulunduğunu açıklamıştır.[2] BM ise 2 milyon 715 bin 789 sayısını vermektedir.[3]
Yaklaşık bir yıl boyunca askıya alınan açık kapı politikası, Lazkiye’nin kuzeyinde Bayır-Bucak bölgesindeki çatışmaların ardından 2015 yılının sonlarında Hatay Yayladağı bölgesinde yeniden gevşetilmiştir. Karşı tarafta Suriye ordusunun kontrolü sağladığı Yayladağı Sınır Kapısı kapalı olmakla birlikte Güveççi’de oluşturulan fiili bir geçiş noktası açık tutulmaktadır. Yayladağı Kızılçat köyü de önemli bir transfer noktasıdır. Cilvegözü Sınır Kapısı’nda ise geçişler Valilik iznine tabi olarak gerçekleşmektedir. Valilik, yaralılar ve hastaların girişi ile “yardım kuruluşlarının” araçlarına giriş çıkış izni verirken, kente izinsiz girdiği belirlenen kişiler de bu kapıdan sınırdışı edilmektedir. Şubat’ın ilk günlerinde şehirlerarası otobüs terminalinden kaçıp, Hatay üzerinden diğer şehirlere gitmek isteyen üstü çamurlu insanlar sıkça görülmüştür. Güveççi’de 14 Şubat günü bir askerin öldürülmesinin ardından denetimler sıkılaştırılmış ve Suriye’den gelenlere kimlik verme işlemi sonlandırılmıştır. Suriye’den giriş yapanlar artık sınırın diğer tarafındaki kamplarda kalmaya zorlanmaktadır.
Hatay’da 402 bin kayıtlı Suriyeli var
Hatay Valisi Ercan Topaca, 15 Şubat’ta yaptığı basın toplantısında, 1 milyon 533 bin nüfusu bulunan ve sığınmacılar için inşa edilen 5 kampın (Altınözü, Yayladağı, Reyhanlı, Apaydın, Karbeyaz) bulunduğu kentte 402 bin Suriyeli sığınmacının yaşadığını, bunların 132 bininin çocuk olduğunu açıkladı. Hatay Valiliği’nde gazetecilere açıklama yapan Topaca, bazı sığınmacıların Türk vatandaşı olduğunu belirterek, “Hatay’da barındırılan 402 bin sığınmacının 18 bini kamplarda, yaklaşık 185 bini ise misafir olarak kendi imkanlarıyla şehrimizin çeşitli yerlerinde kalıyor” demiştir.[4]
Valilik: Günlük kaçak giriş 500-1500 arası
Vali Ercan Topaca günlük yaklaşık 500 kişinin kaçak sınır geçişi yaparken yakalandığını, bu sayının bazen 1000-1500’ü bulduğunu savunmuştur.[5]
Öte yandan Avrupa basını, sığınmacı sayısına ilişkin verilen sayıların doğruluğunu sorgulamakta[6], bunun AB ile yürütülen müzakerelerde bir koz olarak kullanıldığı için manipüle edildiği yönünde şüpheler bulunmaktadır.
Hatay’da da açıklanan 402 bin resmi kayıtlı sığınmacı verisine rağmen, kaçak giren ve kenti izinsiz olarak terk eden Suriyelilerin sayısı ve resmi izinli olanların da ne kadarının Suriyeli olduğu bilinmemektedir.
“Şubat ayında Yayladağı’na giren ‘Türkmenlerin’ yüzde 80’i cihatçı”
Valilik görevlileri, yardım kuruluşu çalışanları ve sınır bölgesinde yaşayan halk ile yaptığımız görüşmelerde, daha önce basına da yansıdığı üzere, Yayladağı’ndan son dönemde yaşanan göç dalgasında olduğu gibi sığınmacı olarak kente girenlerin önemli bir bölümünün cihatçılar olduğu, bunlar arasında da Orta Asya, Kuzey Afrika ve Kafkasya kökenliler de bulunduğu belirtilmektedir. İsmini gizli tuttuğumuz bir kaynak Türkmen göçü olarak sunulan son göç dalgasında, Yayladağı’na gelenlerin yaklaşık yüzde 80’inin Türkmen olmadığını belirtmektedir.
Sınır bölgelere duvar örülmekle birlikte Reyhanlı, Altınözü ve Yayladağı sınırlarında hala açık noktalar bulunmakta, duvar da çeşitli biçimlerde aşılabilmektedir. Reyhanlı Bükülmez ve Yayladağı Güveççi köyleri kaçak geçişlerin en sık yaşandığı bölgelerdir.
Kişi başı 100 dolara Türkiye’ye kaçak giriş
Reyhanlı ve Altınözü’nde sınır köylerinde yaşayan ve bölgedeki pek çok insan gibi dönem dönem kaçakçılık da yaptığını belirten kişilerle yaptığımız görüşmelere göre, insan kaçakçıları çift yönlü çalışmakta, kişi başı 100 dolara giriş sağlamakta, kimi yerde kaçakçının kişi başına eline geçen para 40 TL’ye kadar düşmektedir. Bu Türkiye tarafında alınan ücrettir, Suriye tarafında sınır bölgelerde denetimi elinde bulunduran gruplar daha yüksek ücretlerle insan kaçırmaktadır.
Cihatçılar ise kendi bağlantıları ile geçmekte, uluslararası alanda Terör Örgütü kabul edilen El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ve onunla yakın işbirliği içinde olup AKP iktidarı tarafından desteklenen Ahrar’uş Şam örgütü sınırda hakimdir. Türkiye sınırına yakın köylerden gelen Suriyeli sığınmacılar ile yaptığımız görüşmelerde bu iki örgüt “Müslüman muhalif” olarak olumlanarak anılmakta ve Reyhanlı ve Altınözü sınırında denetimin ağırlıkla bu iki örgütte olduğu belirtilmektedir.
BASINA YANSIYAN VE YEREL KAYNAKLARCA DOĞRULANAN CİHATÇI TRAFİĞİ
Antakya sınırları içindeki Apaydın kampında muhalif komutanlar, askerler ve aileleri kalıyor ve basının girişi hala yasak.
Aralık’ta Reyhanlı’ya gelen Nusra militanları
Aralık 2015’te BM arabuluculuğunda sağlanan anlaşmayla 126 yaralı muhalif militan ve sivil, kuşatma altındaki Suriye’nin Zebadani kentinden uçakla Türkiye’nin güneybatısındaki Hatay’a nakledildi. Cihatçı komutan “Muhammed (52)” Al-Monitor muhabirine “Reyhanlı’da bir otelde” röportaj verdi. ÖSO’ya yakın olduğunu ancak geldiği bölgedeki pek çok insan gibi Ahrar’uş Şam’da kalmaya kararlı olduğunu ve tedavi ve konaklama masraflarını karşılayan bu örgütte kalacağını söylüyor.[7]
Nusra Cephesi, BM’nin terör örgütleri listesine girdiğinden beri Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde kendi bayrağını dalgalandırmıyor. Yine de sınırda Nusra bayrağı görmek mümkün.[8]
Şubat’ta Reyhanlı-Kilis arasında yeni bir cihatçı hattı açıldı
Gazeteci Fehim Taştekin, şubat ayında Hatay üzerinden yaşanan cihatçı trafiğine ilişkin şunları yazıyordu: silahlı grupların Azez’le birlikte zor durumda olduğu ikinci cephe Tel Fırat’a takviye için Nusra Cephesi üyesi yüzlerce kişi Hatay-Reyhanlı sınırından Türkiye topraklarına alınıp Kilis’ten tekrar Suriye tarafına geçirildi. Londra merkezli, muhalif Suriye İnsan Hakları Gözlemevi bu şekilde ağır ve hafif silahlar eşliğinde Suriye’ye intikal ettirilen militan sayısını 350 olarak verdi. Bu sevkiyatın bir kısmı Tel Rıfat’a ulaştı. Ancak Al-Monitor’a konuşan yerel kaynaklar son günlerde sınırlardan geçirilen militan sayısının daha fazla olabileceğini kaydetti.
Verilen bilgilere göre geçiş noktası olarak kullanılan yerlerden biri Reyhanlı’ya bağlı Bükülmez Köyü. Bükülmez’in hemen karşısında lojistik dağılımın yapıldığı Atme yer alıyor. Afrin’den bir gazeteci “Atme ile Azez arasında Hatay ve Kilis üzerinden bir ikmal koridoru oluşturuldu” dedi.[9]
Nusracılar Yayladağı’nda mukim
Yine Taştekin’in aktardığına göre bölgedeki gelişmelerle ilgilenen herkes sadece sınırın Suriye tarafı değil Türkiye tarafında, Kilis ve Hatay’da Nusra’nın nasıl aktif olduğunu biliyor. Yayladağı’ndan bir insani yardım çalışanının ifadesiyle “Nusracılar Yayladağı’nda mukim sayılır. İhtiyaç olduğunda sınırdan gelip gidiyorlar.”
Şubat’ta kent için olağanüstü trafik
Suriye ordusu, cihatçıların Antep-Halep ikmal yolunu kestiğinden beri, gerek Hatay ve Kilis’in cihatçıların denetimindeki Suriye topraklarına açılan geçiş noktaları gerekse bu iki kenti birbirine bağlayan yollarda olağanüstü bir hareketlilik var. Gerçekte ne taşıdığı meçhul yardım TIR’ları, sivil ve askeri zırhlı araçlar, obüsler, ambulanslar, “kimliksiz Suriyelileri” ülkelerine geri gönderen otobüslerle iki haftadır yoğun bir trafik işliyor. Suriye’ye yönelik bir sınır ötesi harekatta AKP iktidarı kadar niyetli olmadığını çeşitli biçimlerde ifade eden TSK sınır denetimlerini sıkı tutmaya çalışırken, devlet içinde bir kesimin kuralsız geçişleri teşvik ettiği görülüyor.
Aralık ayında yeniden hızlanıp Şubat ayında daha da tırmanışa geçmek üzere Hatay ve sınır köylerinde yaşanan olağanüstü hareketlilik kentte rahatça gözlenebiliyor. Kent içinde zırhlı sivil ve askeri araçların ve “yardım” TIR’larının trafiğinde yoğunlaşma görülürken, geçiş noktalarında da yer yer sivil ve askeri personelle kavgaya ve çatışmaya varan gerilimler yaşanıyor.
500 ila 2000 cihatçının son Şubat ayının ikinci haftasında ağır silahlarla donanmış halde Türkiye’den Suriye’ye geçtiği yönündeki haberler doğrudan bu trafikle ilgili.
7 Şubat:Gümrükte araçları kontrol etmek isteyen görevlilerin yeri değiştirildi
Reyhanlı Cilvegözü Gümrük Kapısı’nda görevlilerle, Suriye’ye sokmak istedikleri araçlarını kontrol ettirmek istemeyen kişiler arasında kavga çıktı. Kavga büyüyünce jandarma ekipleri bölgeye geldi. Üstleri, bu iki çalışana görev yerlerinin değiştirileceğini söyledi. Bilgi sahibi görevliler can güvenliği ve işlerini kaybetme endişesiyle konuşmak istemiyor.
10 Şubat:Asker sınır denetimini sıkılaştırıyor, cihatçılar hedef gösteriyor
Hatay kent içinde ve özellikle şehirlerarası otobüs terminali çevresinde Suriyelilere yönelik kontrollerin başlatıldığı, geçici kimlik bulundurmadan dolaşan bazı Suriyelilerin gözaltına alındığı gözlendi.
Cihatçılara yakın sosyal medya hesaplarından sınır kontrolleri yapan askerler hedef gösterilmeye başladı. Bunlardan biri de Yayladağı Güveççi Köyü’ndeki askerleri özel olarak hedef gösteren Yeni Şafak muhabiri Yılmaz Bilgen’di. (Görsel eklenecek)
11 Şubat: “Yardım TIR’ları” yollarda
Ovakent-Antakya istikametinde Diyanet’e ait 10 adet, siyah brandalı ve üstünde “şimdi yaraları sarma zamanı” yazan TIR, polis tarafından durdurulmuş ve sürücüler kontrolden geçirilirken görüldü. Diyanet “Bayır Bucak Türkmenleri ile Güneydoğu’da terörden mağdur olan yurttaşlar için” 20 adet yardım TIR’ı gönderildiğini açıklamıştı.
13 Şubat: Suriye’ye obüs atışları başladı
Suriye’ye yönelik obüs atışları Hükümete yakın medya kuruluşlarınca daha sonra övünülerek haberleştirilen 500 cihatçının Türkiye’den Suriye’ye geçişi, iddiaya göre bugün gerçekleşti.
14 Şubat: Yayladağı’nda olağanüstü günler
Harbiye-Yayladağı yönünde sivil-zırhlı araçlar ve ambulans trafiği yoğunlaşırken, Yayladağı’nda bir tür olağanüstü hal atmosferi esmeye başladı. Akşam saatlerinde daha önce cihatçılar ve İslamcı gazeteciler tarafından sınırdaki askerlerin hedef gösterildiği Yayladağı Güveççi’de bir asker öldürüldü.
16 Şubat: Obüsler taşınıyor
Hatay içinde zırhlı askeri araçlar ve obüsler sınır bölgelerine doğru taşınıyor.
17 Şubat: Her şey Suriye’ye saldırıyı haklı göstermek için mi?
Kimliksiz Suriyelileri taşıdığı öne sürülen 4 otobüs Cilvegözü’nden Suriye tarafına gönderildi.
Akşam saatlerinde Ankara’da devletin kalbi diye nitelenebilecek ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na çok yakın bir noktada askeri servis araçlarının geçişi sırasında düzenlenen bombalı araç saldırısında 28 kişi öldü, 60’ın üzerinde kişi de yaralandı. Daha sonra bu saldırıyı gerçekleştiren TAK üyesinin Türkiye’nin Suriye sınırından geçişler sırasında bıraktığı güvenlik boşluğundan istifade ederek sahte kimlikle Suriye üzerinden Türkiye’ye giriş yapan bir Türk vatandaşı olduğu açığa çıktı.
18 Şubat: Bükülmez karşısında patlamalar
Gece saat 22.30 sıralarında Reyhanlı Bükülmez Köyü çevresinde Afrin kantonunun yanı başında cihatçıların kalesi durumundaki Atme çevresinde patlama sesleri yükselmeye başladı.
Bükülmez sakinleri patlama sesleri üzerine evlerinden dışarı çıktı. Yerel kaynaklar köy yakınlarında en az 8 patlama duyduklarını belirtti.
Cihatçılara yakın hesaplar sıcağı sıcağına, YPG’nin Türkiye tarafına taciz ateşi açtığı, TSK’nın da karşılık verdiği iddiasını paylaştı. Gece son bulurken haberlerde TSK’nın top ve füzelerle Suriye’deki hedefleri vurduğu, karşı tarafta can kayıplarının yaşandığı belirtiliyordu.
26 Şubat: Yayladağı’na top mermisi düştü
Sınırın karşı tarafında çatışmalar sürerken Yayladağı’na boş araziye 5 top mermisi düştü.
28 Şubat: Lazkiye’de çatışmalarda yaralanan cihatçılar Türkiye’ye taşınıyor
Lazkiye’deki çatışmalarda yaralanarak Yayladağı sınırına getirilen 8 kişi, ambulanslarla Hatay’daki hastanelere kaldırıldı.
5 Mart: Cilvegözü kapısı Suriye’den girişlere kapatıldı
Cilvegözü Sınır Kapısı Suriye’den girişlere kapatıldı. Kapıdan pasaportla ortalama günlük 200 Suriyelinin Türkiye’ye giriş yaptığı belirtilirken kapının kapatılmasıyla ilgili alınan kararın ne zamana kadar geçerli olduğu ve gerekçesi açıklanmadı.
6 Mart: Yayladağı’na top mermisi düştü
Yayladağı’nda Çabala Mahallesi’nde bir çiftliğe Suriye tarafından atılan 3 top mermisi düştü. Ertesi gün bir açıklama yapan Rusya, top atışının Türkiye’yi harekete geçirmek üzere Nusra Cephesi tarafından atıldığı öne sürdü.
İLÇELERDE CİHATÇI GÖRÜNÜRLÜĞÜ VE TEDİRGİNLİK
ANTAKYA: CİHATÇILAR HALA SERBEST
Artan denetimlere karşın askeri kamuflaj elbiseli, uzun saçlı, bıyıksız-sakallı, yabancı şahısların kent içindeki görünürlüğü Şubat ve Mart aylarında da devam etmektedir. İlçe-köy garajlarında ya da sağlık kurumları çevresinde sıradan bir manzaranın bir unsuru haline gelmiştir. Sıkı denetim ve kimlik kontrolüne rağmen bu şahısların serbestçe dolaşabilmesi, devletin bilgisi dahilinde bir trafiğin işlediğini düşündürtmektedir. (22 Şubat 2016 Pazar günü Antakya Doğum Evi önünde görünülen, askeri kamuflaj giymiş, bıyıksız-sakallı şahıs; EKTE – FOTO 1.)
Yurt cihatçılara mı tahsis edildi?
Anayazı’da öğrencilere binanın güvensiz olduğu söylenerek boşaltılan, ardından da korumalı bir binaya dönüştürülen eski öğrenci yurdu kentte bir tedirginlik kaynağıdır. Endişeleri gideren bir açıklama yapılmaması tedirginliği beslemektedir. Gerçekte ise bina Valilik tarafından Geri Gönderme Merkezi’ne dönüştürülmüştür.
İsminin açıklanmasını istemeyen yerel bir kaynaktan aldığımız bilgiye göre, Geri Gönderme Merkezi’nde IŞİD militanları da bulunmakta ve bunlar gibi üçüncü ülkelere transfer edilmektedir. Dış basına da yansıdığı üzere bu ülkeler arasında Ukrayna’nın yer alması dikkat çekmektedir. Yükseltilen duvarların ve artırılan önlemlerin nedeni de 4-5 ay önce bazı Çeçen cihatçıların binadan kaçmış olmasıdır. (Eski yurt binasının tahkim edilmiş duvarı ve tel örgüler; EKTE – FOTO 2, FOTO 3.)
REYHANLI: SAVAŞ BEKLENTİSİ VE IŞİD GÖRÜNÜRLÜĞÜ
İlçe içinde siyah bandanalı, bol pantalonlu, bıyıksız-uzun sakallı şahıslar gündelik hayatın bir parçası halindedir. Taş atımı mesafede bir Türk karakoluna komşu olan Atme kampına bitişik Bükülmez Köyü’nde geceleri yer yer patlama sesleri ve “kaçak” geçişler yaşanmaktadır.
Görüştüğümüz bir işçi ailesi şunları aktarmıştır:
“Savaşın çıkmasıyla birlikte bizim oralara çok fazla Suriyeli geldi. Biz de hepsine kapımızı açtık. Sonuçta savaştan kaçmış, evini barkını, çoğu ailesini kaybetmiş insanlar. Çoğunluğu da Sünni. Bizim mezhepten. Hepsine yardım etmeye çalıştık. İş verdik, evlerimizi açtık, kira almadık. Kıyafet verdik. Yemek götürdük. Bu söylediklerim bizim köylere gelen Suriyeliler. Bizim oralara gelenlerin yoksul olduğunu kim olsa anlar. Çoğunluğu da kadın. Biz onlara yardım ettik. Hala da ediyoruz.”
“Reyhanlı’nın merkezi biraz farklıydı. Orada kalanlar daha çok üstü başı temiz olan kişilerdi, çoğu da erkek. Bunların çoğunun ailesi yoktu. Yani ailesiyle beraber oturmadığı için öyle diyorum. Bunlar genellikle üç beş erkek bir evde kalıyordu. Bazılarının altında arabası bile vardı. Gündüzleri evde oluyorlar geceleri ise evde yoklardı.”
“Benim bir akrabamın gölün (Yenişehir gölü) orada evi var. Onlara oturmaya gittiğimizde görürdük. Yakınlarda oturan bu bahsettiğim gibi adamları. Bu adamların yanına sık sık İngilizce konuşan tipler gelirdi. Gölün oradaki kafelerde hep bunlar vardı. Yani Reyhanlı çok büyük bir ilçe değil. Yani burada herkes birbirini tanır. Kim kimin akrabasıdır bilir. İlçeye gelen yabancı da kimin misafiridir bilinir. Biz bu gelenlerin kim olduğunu ne olduğunu hiç bilemedik. Sonra işte Reyhanlı patlaması oldu. Patlamanın sebebi kimdi, bunlardı işte. Bizim köylerde yaşayanlar değil işte bunlardı. Zaten o zaman köydeki Suriyeliler de bizim kadar korktular. Patlamadan sonra bu bahsettiğim adamların sayısı azaldı. Yani bir anda ilçeden gittiler sanki. Ya da başka bir şey olmuşsa da bilmiyorum.”
“Ama bu Rusya Esad’a yardım etmeye başladı ya. İşte o zamandan beri Reyhanlı’da yeniden bu tipleri görmeye başladık. Bizim Cilvegözü’nün orada bunlar varmış. Yani bir devlet gibi oralar onlarınmış. Öyle diyorlar… Herhalde bunlar saldırılar artınca buraya çekiliyorlar. Burada dinleniyorlar. Gizleniyorlar. Yani ben böyle düşünüyorum. Bana öyle geliyor ki yakında biz de köylerimizden gitmek zorunda kalacağız. Yani Suriyeliler gibi. Çünkü bunlar yeniden buralara geldilerse bir şeyler yapacaklardır muhakkak. Belki gene bir bomba filan patlar. Bilmiyorum. Ama korkuyoruz işte. Merkezde oturan akrabalarımıza sürekli tembih ediyoruz. Çarşıya, pazara gitmeyin, kalabalık yerlere gitmeyin diye. Ama ne yapacaklar mecbur gidiyorlar. Bu adamlar burada olduğu sürece er ya da geç bu savaş denen şey bize de bulaşacak. Yapacak ne var derseniz yapacak hiçbir şeyimiz yok. Resmen savaşı bekliyoruz.”
IŞİD görünürlüğü
Yine Reyhanlı’nın bir sınır köyüne yaptığımız ziyarette, IŞİD amblemi (siyah zemin üzerine beyaz Arapça la-ilahe-illallah yazısı altına Hz. Muhammed’in mührü) kullanan araçların jandarmanın gözü önünde serbestçe dolaşabildiği görülmüş, yerel kaynaklar bazı evlerin içinde de aynı IŞİD sembollerinin duvarlara işlendiğini aktarmıştır.
ALTINÖZÜ
8 Mart’ta Altınözü’ne Suriye tarafından atılan bildiriler rüzgar yoluyla ulaşmıştır. (FOTO 4) Bunlar Suriye ordusunun Cisr eş Şuğur operasyonu öncesi cihatçıların kontrolündeki bölgelere attığı “Karar senin, teslim ol ya da öl” yazılı bildirilerdir. Sınırda kaçak geçişlerin sürdüğü bölge yaklaşan Cisr eş Şuğur operasyonunda yeni bir göç ve cihatçı kaçışı dalgası ile karşı karşıya kalabilecektir.
ETNİK – MEZHEPSEL GERİLİM / HEDEF GÖSTERME
Basında Arap Alevileri ile Türk ve Sünni kitleler arasında düşmanlık tohumu ekme çabaları
www.islahhaber.com internet sitesinde 7 Şubat’ta “Esed ailesinin 16 surelik kutsal kitabı Kitab’ül Mecmu’u” başlığıyla bir haber yayımlandı ve söz konusu haber bir hafta sonra yayımlandığı Yeni Akit’in internet sitesi tarafından yaygınlaştırıldı.
Bahse konu haberde Suriye’de sürmekte olan savaşla ilgili birtakım kışkırtıcı ve gerçek dışı yorum ve iddialarda bulunulduktan sonra, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın yanı sıra Türkiye’de de Hatay, Adana ve Mersin’de büyük bir nüfus kitlesinin mensup olduğu Arap Aleviliği inancının İslamiyet’ten tamamen farklı olduğu öne sürüldü, Hatay’da Arap Alevileri’nin Harbiye ve Samandağ bölgelerinde yaşadığı belirtilerek Arap Alevisi inancına mensup vatandaşlar açıkça hedef gösterildi.
İslamcı gazeteci Fatih Tezcan ise twitter hesabında “Türkiye’de Müslümanlar bir süredir Esadçı Nusayri azınlık tarafından öldürülüyor, tehdit ediliyor… Allah bu millete sabır versin…”, “Türkiye’de Sünniler Nusayriler’in ne yapacağını merak ediyorlarsa, 5 senedir Suriye’de Nusayriler’in Sünniler’e ne yaptığına baksınlar.”, “Bazı Nusayrilerce Sünni Katliamı için cemevlerine silah yığılması normal ama deşifre etmem yanlış? Polis de beni bekledi? YUH!” şeklinde tweetler atmıştı.
Tezcan’ın, Arap Alevilerinin yaşadığı bölgelerde cemevlerinin silah deposu haline getirildiği iddiası daha sonra Aydınlık gazetesince kesin bir bilgi gibi paylaşıldı. Aydınlık gazetesi Arap Alevilerini “PKK uzantısı” ilan etti. Oysa Arap Aleviliği inancında cemevinde ibadet bulunmadığı için Arap Alevilerinin yaşadığı bölgelerde de cemevi bulunmuyor.[10]
Hataylı Hıristiyanlar da hedef gösteriliyor
CHP Milletvekili Selin Sayek Böke Hataylı bir Ortodoks Hıristiyan olan babasının kimliği üzerinden, hedef gösterildi. Bugün Gazetesi, 9 Şubat 2016 tarihli nüshasında, asılsız bir haber üzerinden babasının dinsel kimliği açıklayarak, Böke’nin vaftiz edilmiş olmasını gerilim yaratacak bir “kriz” olarak tarifledi. Böke’nin açıklamalarının ardından Yeni Akit Gazetesi sözlerini çarpıtarak “Hıristiyan olmaktan gurur duyuyorum, Türk olmaktan utanıyorum” dediğini öne sürdü. AKP’li Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek de Akit’in provokatif iddiasını destekleyen bir tutumla Böke’nin Hıristiyan kimliğini vurguladı.
EKONOMİK ETKİLER
İhracat ve buna bağlı istihdamda düşüş
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin verilerine göre Rusya’nın 1 Ocak 2016’dan itibaren Türkiye’ye karşı uygulamaya başladığı ekonomik yaptırımlar ve Suriye sınırında güvenli Hatay’da 2016’nın ilk iki ayına ait ihracat hacmi, nakliye imkanının tükenmesi özellikle narenciye ihracatçısı firmalar üzerinde etkili oldu. Savaş öncesine yani 2011 yılına göre yüzde 28; ihracatın toparlandığı 2013 yılına göre yüzde 34; geçen yıl yani 2015 yılına göre yüzde 12 azalmıştır.
Ocak 2016’da 129.928,34; Şubat 2016’da ise 131.269,28 olmak üzere yılın ilk iki ayında 261.197,62 bin dolar olarak gerçekleşti.
Bu sayılar Ocak 2015’te 171.082,55; Şubat 2015’te ise 125.654,39 olmak üzere toplamda 296.736,93.
Ocak 2014’te 172.905,24; Şubat 2014’te ise 210.360,66 olmak üzere toplamda 383.265,90
Ocak 2013’te 185.603,19; Şubat 2013’te ise 210.722,63 olmak üzere toplamda 396.325,82
Ocak 2012’de 160.104,42; Şubat 2012’de ise 150.262,12 olmak üzere toplamda 310.366,54
Ocak 2011’de 176.251,08; Şubat 2011’de ise3 ise 185.139,82 olmak üzere toplamda 361.390,90 idi.[11]
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin açıklamasına göre de “Rusya krizi sonrasında yaş sebze ve meyve ihracatımızda yüzde 38.4 azalma meydana geldi. 2015 yılı Ocak ayında 215.2 milyon dolar olan ihracat, 2016 Ocak ayında 132.7 milyon dolara indi.”[12]
Avrupa’nın en büyük TIR filosuna sahip olan Türkiye’da ve özel olarak da Türkiye’nin bu sektöründe başı çeken kentler arasında gelen Hatay’da Suriye, Irak, Mısır ve Rusya krizleri nedeni ile TIR taşımacılığı zora giriyor.[13]
Bu durum pek çok firmanin faaliyetlerini durdurmasına yol açtı. Tarımda kayıtdışı çalıştırma yaygın olduğu için bunun işsizliğe ne ölçüde yansıdığını resmi verilerle ölçmek mümkün değil.
SIĞINMACILARIN YAŞAM KOŞULLARI
Barınma: 402 bin kayıtlı Suriyelinin yalnızca 18 bini kamplarda barınmakta, geri kalanı kendi imkanları ile barınmaktadır. Bunlardan bazıları ahırdan bozma mekanlarda yaşamını sürdürmektedir. Reyhanlı’da ahırdan bozma bir evde kalan Suriyeli sığınmacı, “AB’den gelecek para da mültecilere değil çetelere gider” demektedir.[14] Yeni gelenler ise geri gönderilerek cihatçıların denetimindeki kamplarda yaşamaya zorlanmaktadır.
İaşe: Altınözünde bir sığınmacı ile yaptığımız görüşmede belirlenen marketlerden alışveriş yapmak üzere üç aylık 450 TL’lik alışveriş kartı aldığını belirtmiştir.
Eğitim: Hatay’daki 132 bin Suriyeli çocuğun eğitimi için devlet tarafından sağlanan olanaklar neredeyse sıfır düzeyindedir. Çocuklar tahsis edilen binalarda, yetersiz koşullarda, eğitim içeriğini keyfi olarak belirleyen kişilerce eğitilmektedir. Onlarca okul bulunmakta ve bunların hemen hemen tamamı denetim dışı bir şekilde eğitim vermekte, okullarda ne Türkiye ne de Suriye müfredatı ile alakası olan, İslami ağırlıklı bir eğitim verildiği yaygın bir iddiadır.
Sağlık: Türk Tabipleri Birliği, Suriyeli sığınmacıların koşulları üzerine hazırladığı Savaş, Göç ve Sağlık başlıklı raporda kamplardaki şu sağlık sorunlara dikkat çekmektedir: Vitamin yetersizliği, anemi, istenmeyen/riskli gebelik, düşükler, doğum komplikasyonları, çocuklarda gelişme geriliği, kronik hastalıklar ve komplikasyonları, ishal, sıtma, menenjit, tifo vb. bulaşıcı hastalıklar; Aşı ile önlenebilecek kızamık, tüberküloz, hepatit benzeri hastalıklar; HIV/AIDS dâhil cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar; Fiziksel şiddet yaralanmaları, cinsel istismar; Depresyon, kaygı bozuklukları, tükenmişlik, uyku bozuklukları, uzamış yas, travma sonrası stres bozukluğu gibi ruhsal sorunlar; Diş sağlığı sorunları. Raporda bu sağlık sorunlarının seyrini ve çözümünü artıran dil ve inanç kaynaklı sorunların da altı çiziliyor.
Ayrıca kadınların ve kız çocuklarının cinsel istismara açık olduğu vurgulanmaktadır.[15]
Emek: Suriyeliler çoğunlukla tarım alanında 20 ila 40 TL arası değişen günlük ücretlerle güvencesiz koşullarda çalıştırılmaktadır.
Kadın sorunu ve cinsel istismar: Suriyeli kadınlar ve kız çocuklarına yönelik fuhuşa zorlama, kamplarda ve kent içinde cinsel istismar, para karşılığı ikinci-üçüncü eş olarak evlendirme ve küçük yaşta evlendirme vakaları yaygınlığını korumaktadır. Özellikle eski otogar çevresindeki kimi mekanlar (Örn. Cansu Nargile Cafe; EKTE – FOTO 5), Serinyol ve Reyhanlı, bu bölgelerdeki apart evler ve bazı oteller Suriyeli kadınlara zorla fuhuş yaptırıldığı belirtilen mekanlardır.
TTB ve İHD raporlarında bu konuya ilişkin çeşitli veriler yer almakla birlikte, bu alan sığınmacılara yönelik istismarın en ağır ve örtük olarak yaşandığı alan olarak durmaktadır.
EK- Harbiye’de yolunda Dükkan Ğabbut önünde, Yayladağı’na giden askeri konvoy görüntüleri. EKTE FOTO 6,7,8,9,10,11.
EK- Yayladağı yolunda cihatçılara yardım taşıyan araç FOTO 12.
[1]http://www.milliyet.com.tr/erdogan-rusya-nin-bu-tavrina/siyaset/detay/2190011/default.htm
[2] http://www.trthaber.com/haber/gundem/125-ulkeden-37-bin-kisiye-giris-yasagi-233966.html
[3] http://data.unhcr.org/syrianrefugees/country.php?id=224
[4] http://www.haberler.com/hatay-valisi-topaca-1-5-milyon-nufuslu-kentimizde-8186628-haberi/
[5] http://www.hatay.gov.tr/vali-topacadan-basin-aciklamasi
[6] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160311_times_suriyeli_sayi
[7]Türkiye’ye gönderilen savaşçılar Suriye’ye dönmeye kararlı; Shelly Kittleson, 12 Şubat 2016, Al Monitor http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2016/02/syria-zabadani-starvation-turkey-fighting.html
[8] http://tr.sputniknews.com/ortadogu/20160304/1021283745/ypg-turkiye-nusra-rt-azez.html
[9] Türkiye’nin umutsuz Azez savaşı, Fehim Taştekin, 17 Şuıbat, Al-Monitor http://www.al-monitor.com/pulse/tr/contents/articles/originals/2016/02/turkey-syria-hopeless-azaz-battle.html
[10] http://www.aydinlikgazete.com/ozgurluk-meydani/amerikanin-hatay-plani-ne-h83555.html
[11] Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıkladığı rakamlar: http://www.tim.org.tr/tr/ihracat-ihracat-rakamlari-tablolar.html ,
[12] http://www.tzob.org.tr/Bas%C4%B1n-Odas%C4%B1/Haberler/ArtMID/470/ArticleID/1908/Rusya-ambargosu-sonras%C4%B1-ya%C5%9F-sebze-ve-meyve-ihracat%C4%B1
[13] http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2016/02/turkey-russia-jet-crisis-hits-turkish-trucks.html
[14] http://www.diclehaber.com/tr/news/content/view/503731?page=1&key=04219edeacd662ec1862c41287d832df
[15] http://www.ttb.org.tr/kutuphane/siginmacilar_rpr.pdf
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.