Bizlere düşen tüm bu bombardımanın karşısında doğrudan faili işaretlemek, “katilsin” demek, “tecavüzcüsünüz” demektir. Böyle tanımlayalım, konuşalım, bağıralım ki bu vahametini anlatmaya her türlü kavramın yetersiz kaldığı olayların belleklerimizden uçup gitmesini engelleyelim İstismar sözcüğünü, bir zafiyetten faydalanmak, “kötüye kullanmak” olarak genel anlamıyla alırsak, çocuğun zafiyeti bedeninin ve zihninin kötülüğe karşı savunmasızlığı olsa gerek. Bedeninin zafiyetinden faydalanıp […]

Bizlere düşen tüm bu bombardımanın karşısında doğrudan faili işaretlemek, “katilsin” demek, “tecavüzcüsünüz” demektir. Böyle tanımlayalım, konuşalım, bağıralım ki bu vahametini anlatmaya her türlü kavramın yetersiz kaldığı olayların belleklerimizden uçup gitmesini engelleyelim
İstismar sözcüğünü, bir zafiyetten faydalanmak, “kötüye kullanmak” olarak genel anlamıyla alırsak, çocuğun zafiyeti bedeninin ve zihninin kötülüğe karşı savunmasızlığı olsa gerek. Bedeninin zafiyetinden faydalanıp büyükler ona tokat atabilir, ona emir verebilir, hırsızlık, dilencilik yaptırabilir, istemediği davranışlara zorlayabilir, zihinsel zafiyetinden yararlanıp onu büyüyünce şehit olmaya teşvik edebilir, “kontrol noktasında kendimi patlatırdım” diyerek canlı bomba olmaya özendirebilir, ilerde insan kafası kesmeye hazırlık olarak oyuncak bebekleri kesme gösterisi yaptırılabilir, “bir bebekten bir katil yaratılabilir”. Bunun ve benzerlerinin hepsi hepsi “çocuk istismarı” etrafında konuşulabilir.
Buradan gelelim son günlerde hepimizin “çocuk istismarı” diye bağırıp da, “tarikat evlerinde çocuklara tecavüz” içerikli bir olaya “çocuklara cinsel istismar” demeyi bile çok gördüğümüz Ensar Vakfı olayına. Olayın ilk açığa çıkmasından bugüne neredeyse tüm muhalif çevreler, basın, siyasi örgütler meseleyi çocuk istismarı olarak adlandırmaktadır. Oysa ki yukarıda istismarın genel anlamını göz önünde bulundurarak bu tür olayları doğrudan tecavüz/tecavüzcüler/çocuk tecavüzcüleri olarak tanımlamak gerekmektedir. Diğer türlüsü zaten failin de, kurumların da rahat rahat, esneyerek kullandığı havada sallanan kavramlardan öte gitmez. Böylesi, asıl sorumluları hedef göstermeyen tanımlamalar, meselenin gerçekliğine, ahlaksızlığına, erkekliğine, maruz kalanların tanımsız haline gölge düşüreceği gibi asıl faillerin gizlenmesine, gevşemesine, “dil sürçmelerine”, hedef şaşırtılmasına, tecavüzcülerin korunmasına neden olacaktır.
En inceltilmiş haliyle cinsel istismar bile diyemezken devlet, biz sadece çocuk istismarı gibi genel bir kavrama takıldık kaldık. TBMM’de kurulan komisyonda AKP’liler tutanaklarda ne Ensar Vakfı’nın adının geçmesine izin verdi ne de cinsel istismar ve tecavüz kavramlarını kullandı. Yandaş medya yazarları “Ensar Vakfı Hakkındaki İddialar” başlığıyla tecavüze iki cümle ayırıp yazının kalan kısmını vakfı temize çıkarmak için uğraştı. Ülkede bir kadın bakan, “bir kereden bir şey olmaz”a varan açıklamalar yaparak vakfın ne büyük “sevaplar” işlediğinin altını çizdi.
Ensar Vakfı’nın Mütevelli Heyeti üyesi, “Bölgedeki imtiyazlı insanların, çocuklarını sınıfında okutmak için yarıştığı, toplum içinde kendini gayet muteber ve saygın bir şekilde tanıtmış bir öğretmen bu” diyerek neredeyse tecavüzcüyü haklı çıkaracak bir sosyal medya açıklaması yaptı. Ve şöyle devam etti: “Sonra aradan bir kaç yıl geçiyor. Çocuklardan biri bir vesile ile psikologa gidiyor. Psikolog Allah’tan akıllı biriymiş, biraz deşince altından çocuğun tacize uğradığı gerçeğini çıkarıyor. Hemen savcılığa suç duyurusunda bulunuyorlar.”
Psikologun “akıllı” biri olması bu heyet çalışanlarını sevindirmiş mi üzmüş mü pek anlaşılmaz değil aslında ama buradan şu da deniliyor, “Tecavüzcüler, tecavüz olayının aktarıldığı kişinin akıllılığına ve akılsızlığına göre bazen açığa çıkıyor bazen gizli kalıyor.”
Her şeyin politik olduğunun, kavramların da ziyadesiyle politik işlevlerinin olduğunun, tüm iktidarların, sistemlerin doğanın tüm mevcudiyetini kendi lehlerine kullandıkları; suçlarını, açtıkları yaraları kapatmak için ellerinden geleni artlarına koymayacağının altını tekrar tekrar çizmeye gerek yok sanırım. Aynı suçlular/sorumlular kavramları da kendilerine göre yeniden yeniden şekillendirip/biçimlendirip “aklanma” niyetiyle failleri övüyorlar, tecavüzlerin, istismarların, ihmallerin, cinayetlerin üzerine deformasyona uğramış kavramları, tanımlamaları bocalayıp duruyorlar. Yaşattıkları her türlü vahşeti kanıksamamızı istiyorlar. Kullandıkları tüm yöntemler öfkeyi bileyici, faili perdeleyicidir.
Bizlere düşen tüm bu bombardımanın karşısında doğrudan faili işaretlemek, “katilsin” demek, “tecavüzcüsünüz” demektir. Böyle tanımlayalım, konuşalım, bağıralım ki bu vahametini anlatmaya her türlü kavramın yetersiz kaldığı olayların belleklerimizden uçup gitmesini engelleyelim. “Tecavüzcüler” diyelim ki olayın faillerini, tecavüzlere sebep olanları, ortam hazırlayanları rahatsız edelim, hesap soralım.
Sevgili Fikret Başkaya hocam bir konuşmasında “Adıyla çağırmamak koskoca bir yalandır” demişti. Onlarca yıldır Kürt yerine hepimiz Türküz, Türkiyeliyiz, “kardeşiz” dediğimiz gibi adıyla çağıramadık Kürtleri. Kadın hak mücadelesi önceliklidir yerine kadın ve erkek birlikte mücadele eder, birlikte haklarını arar dedik, adıyla çağıramadık kadını. Tüm çocuklar benzer şeyler yaşayabilir diyerek adsız bıraktık yoksul çocukları ve bu yazı bitmek üzereyken Kocaeli’nde bir rehabilitasyon merkezinin camından bağırarak yardım isteyen çocukların çığlıkları belki de camın önünde dalgalanan Türk bayrağına takılıp kalacak, kısılacak. O çocuklara yapılanlar da adsız kalacak.
* Psikolog
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.