İspanya'dan Lamine Yamal Filistin bayrağı ile yan yana gelerek büyük bir cüret örneği sergileyebiliyor. İçinden çıktığı semtin (Racafon) posta kodunun 304 olduğunu ve göçmenlerden, Müslümanlardan ve işçi sınıfından oluştuğunu çok iyi biliyor. Aşırı sağcılar tarafında “etnik çöp” mahalle olarak adlandırılan semtinde babası faşistleri kovalayan bir işçi. Ve bunun için gol attıktan sonra sahada el hareketleriyle 304 işareti yaparak politik bir gönderme yapıyor

Endüstriyel futbol, diğer tabirle futbol cumhuriyeti golleri sermayeye, galibiyetleri ırkçılığa, kitleleri müşteriye, stadyumları imar rantına, kentleri turizm çöplüğüne, göçmen futbolcuları gladyatöre, ekranları reklama tahvil eden; sömürge ya da henüz sömürgeleştiremediği ülkeleri kriminalize eden FIFA örgütüyle yönetilen oyunun adıdır. Ekoloji, hayvanlar gibi doğa teması ve yerinde yaşam hakkı kavramlarını ise görmezden gelir. Diğer taraftan ise insanın olduğu, dolayısı ile siyasetin kaçınılmaz olarak var olduğu her bir alan gibi endüstriyel futbol alanında da anti-endüstriyel, antiemperyalist bir hava esmiyor da değil.
Özellikle 2026 Dünya Kupası'na gelinen süreçte ABD emperyalizminin ve İsrail Siyonizmi’nin el ele kol kola girerek Ortadoğu'yu cehenneme çevirdiği süreçte başta İran gibi ülkeler olmak üzere birçok ülkenin taraftarları savaşa, katliamlara ve ırkçılığa karşı saha içi ve saha dışında tribünlerde antifaşizmin sesini yükseltiyorlar. İspanya'dan Lamine Yamal Filistin bayrağı ile yan yana gelerek büyük bir cüret örneği sergileyebiliyor. İçinden çıktığı semtin (Racafon) posta kodunun 304 olduğunu ve göçmenlerden, Müslümanlardan ve işçi sınıfından oluştuğunu çok iyi biliyor. Aşırı sağcılar tarafında “etnik çöp” mahalle olarak adlandırılan semtinde babası faşistleri kovalayan bir işçi. Ve bunun için gol attıktan sonra sahada el hareketleriyle 304 işareti yaparak politik bir gönderme yapıyor. (İspanyol faşistler çıldırmış olmalıdır.) Ve yaşadıkları hayatın ne kadar zor olduklarını da. Yamal ve onun gibi Deniz Undav (Almanya), Marcus Rashford (İngiltere), Ousmane Dembélé (Fransa) çoğunluğu siyahilerden, göçmenlerden, yoksullardan ve "asıllı yurttaşlardan" oluşan futbolcular; halkın gözünde sınıf atlamış milyonerlerken "endüstriyel futbolun" ve onun örgütü olan FIFA'nın gözünde ise ölene kadar ve hatta öldükten sonra da sömürülecek gettonun çocukları olduklarının farkındalar.
24 yıl aradan sonra FIFA’nın kupa eleme sürecini öncelikle kendi piyasa ikbali için genişlettiği oyun sisteminden yararlanarak kupaya katılan Türkiye milli takımı için ise sözün değil özün değişmesi gerektiği yerdeyiz. Sağın egemen ideolojisi ile endüstriyel futbolun piyasa ilişkisi, futbolcu primi, şirketlerin reklam yüzü ve müttehit, bürokrat, tüccar, iddiacı arasına sıkışmış çok ciddi yapısal sorunları barındıran bir takım olmaktan öteye gidebilecek bir potansiyeli taşımıyor. "Bizim çocuklar" gibi kavramların arka planında aslında "bizim işler ne alemde?" sorularının havada uçuştuğunu kendi öz piyasa evlatları bile seslendirme ihtiyacı duyuyor (Kaya Çilingiroğlu). Yıllarca yeraltında kirli su taşıyan boruyla ağzında ekranlara çıkan, bir halka ağza alınmayacak ithamlarda bulunan yağlı saçlı tip(ler)in oyunun uzmanı olarak yargı dağıtmasına müsaade ediliyor. “Bizim çocuklara” verilen havuzlu primler bile kupaya 48 takım arasından sondan ikinci sırada veda etmesini engelleyemiyor. Özür dileyerek istifa etmesi gerekenler halkı yargının sopasıyla tehdit edebiliyor. Çünkü futbol parayla değil ruh ile oynanan bir oyundur. Yukardan aşağıya hamaset ile makyajlanmış bir ruhun ise futbol cumhuriyetinin yeşil sahalarında dolaşma şansı yoktur.
Tekrar dünya kupasına dönecek olursak su molası adı altında futbolcu sağlığını düşünmekten çok üçer dakikalık reklam molası futbolun akışını değil sermayenin ekran akışına hizmet etmektedir. Diğer taraftan taç atışı kalecinin topu oyuna sokması gibi sürelere beş saniye sınırlaması ve sakatlanan futbolcunun bir dakika saha dışında bekletilmesi uygulamaları futbolun akışını hızlandırma adına yapılarak sermayenin reklam arasını futbolcu sağlığı üzerinden istismar etmektir.
Böyle dönemlerde endüstriyel futbolun içinde olmuş ama sınıfının ve halkının yaşadığı zorlukların farkında olan, futbolu sadece bir oyun olarak değil onun ekonomi politik ve sosyolojisini de takip edenlerce bir çok futbolcu ismi hatırlanır. Ama en çok da Diego Armando Maradona hatırlanır. Özellikle onun şu sözleri: "Biz futbolcular, sürekli üzerimizde çok baskı olduğundan yakınırız. Baskı, ancak evlerine beş peso getirip çocuklarını geçindiremeyenlerin üzerlerinde olur. Binlerce dolar alıp sahaya çıkıp oynuyoruz ve ağzımızı açınca stresten bahsediyoruz. Stres bu ülkede sabah altısında kalkanlar içindir!" Maradona’yı büyük yapan ve dünya emekçileri ile derin bir bağ kurmasına sebep olan onun sadece iyi oynaması değildi. O halkının duygularını ve kavgasını yeşil sahada veriyordu. Tıpkı Deniz Gezmişlerin idamını önlemek için imza toplayan ve futbol dünyasında hakkı yenen görünmeden kaybolup gidenlerin hakkını aramak için (amatör ligler sömürünün en yoğun yaşandığı yerlerdir) bir futbolcu sendikası kurmaya çalışan Metin Kurt gibi.
Futbol cumhuriyeti; diğerlerinin daha ülkelerindeyken dezavantajlı duruma düşürüldüğü, kiminin üzerine bombaların atıldığı, kiminin pasaportlarının iptal edildiği, hava alanlarında bekletilip üst baş araması yapıldığı, kendi kupasını kendinden olana verebilmek için saha içi ve saha dışında giriştiği her türden ayarlamaya devam edecektir. Tüm bunlara rağmen tozun toprağın içinden gelen, bombaların yıktığı binaların tozu hala üzerlerinde olan, Bosna Hersek taraftarı gibi geçmişin yıkıntısını bilince taşıdığından kupaya katılamayan Filistin’e destek veren ülkelerin takımları ulusal bayraklarını Amerika kıtasında açabilmek için mücadeleye yeşil sahalarda da devam ediyorlar. Meselenin çoktan yenilip yenilmeme meselesi olmadığının cesaret ve onur meselesi olduğunun hayli farkındalar…
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.