“(Trump) F-35’lerle ilgili size ne söyledi? Türkiye, F-35 alabilmesi için S-400’leri ne yapacak? Rusya’ya geri mi verecek? Başka bir ülkeye mi konuşlandıracak?” Erdoğan'a sorulan bu sorunun cevabını bence herkes merak ediyordu ama Erdoğan cevap vermek yerine, gülümseyerek, "Bizi izlemeye devam edin' dedi, ama bu bir cevap değildi! Zaten Erdoğan da Ankara nezdinde bile cevabın hala olmadığı bu zor başlıkta kendi cevapsızlığını netleştirdi

Gazeteciler, onlara sunulan yemekleri çooook sevmiş! Katılımcı ülke heyetleri, Michelin yıldızlı Türk şefin onlar için hazırladığı geleneksel Anadolu tatlarına hayran kalmış! Trump'ın, çok beğendiği bir yemeği Beyaz Saray yemek listesine ekleyeceği bile söylenmiş! Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise ona özel kapatılan parkın ve polis kordonu altındaki sokakların keyfinde, sabah koşusu yapmaktan epeyce mutluymuş!
Anlayacağınız, ne insan ne de araba trafiği yaşamadan, Ankara'nın bakımlı (!) sakinliğinde (!) yoğun bir zirve yaşayan NATO katılımcıları evlerine dönerken, bizler de yasaklı sokakların ve caddelerin, hatta parkların keyfini (!) yeniden yaşamaya başladık.
Zirve'yi dışarıdan izleyen biri olarak, en çok iki şeyi merak ettim;
Hepsinde değilim, ama dikkat çeken bir kaçındayım...
Mesela, ki benim kesinlikle favorim, Reuters'in Türk muhabiri, aynı zamanda Beyaz Saray muhabiri de olan Hümeyra Pamuk'un, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Türkiye’nin F-35 tedariki konusunda yaptığı farklı açıklamalara dikkati çektiği sorusu: “(Trump) F-35’lerle ilgili size ne söyledi? Türkiye, F-35 alabilmesi için S-400’leri ne yapacak? Rusya’ya geri mi verecek? Başka bir ülkeye mi konuşlandıracak?” Erdoğan'a sorulan bu sorunun cevabını bence herkes merak ediyordu ama Erdoğan cevap vermek yerine, gülümseyerek, "Bizi izlemeye devam edin' dedi, ama bu bir cevap değildi! Zaten Erdoğan da Ankara nezdinde bile cevabın hala olmadığı bu zor başlıkta kendi cevapsızlığını netleştirdi.
Kulislere son giren haberse, tabi onaylanmış değil, F-35’lerin alımını engelleyen eldeki S-400 Rus savunma sisteminin satılmaya çalışıldığı, hatta bunun için de alıcı bir ülke arayışının sürdüğü! Hadi 'satıldı' desek, ki o zaman soru şu; madem kullanmayacaktık, niye aldık? Garip olan, ortalama 1,25 milyar dolar ödeyerek kurucu üyesi olduğumuz F-35 projesinden, 2-2.5 milyar dolar verip aldığımız S-400 sebebiyle çıkarılmıştık ve şimdi, artan maliyeti kaldıramayan halimizi düzeltmeye çalışıyoruz!
Türkiye'nin kendi savaş uçağı KAAN için talep edilen F110 motoruna ilişkin, "ABD, Türkiye'ye bu motorları satacak mı?" şeklinde Erdoğan'a yöneltilen soru da net bir cevap bulamadı! "Bu motorlarla ilgili konuyu Sayın Trump'la daha önce görüştüm. Kendileri, olumlu bir yaklaşım sergilediler. İnşallah, bir sıkıntı olmayacak!" Anlaşılan, elde henüz yerli motor olmadığı için, Amerikan tarafı da 'inşallah' kısmında beklendiği için, KAAN için "kalkış yapabilir" anonsu bir süre daha bekleyecek gibi.
Erdoğan, İran ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin gelen bir soruya cevap verirken de, "Hürmüz Boğazı konusunda da Türkiye olarak elimizden gelen her şeyi yapıyoruz, yapacağız. Hürmüz Boğazı'nın da bir savaş gölüne dönüşmesini istemiyoruz" dedi ama, Trump daha Ankara'dayken, İran ateşkesi için "bitti" dedi, ardından da Amerikan ordusu 90 hedefi birden bombaladı. İran'da bunlar yaşanırken, bu saldırılara ilişkin Ankara'dan herhangi muhalif bir ses yükselmedi. İlginçtir, bu defaki saldırılara bazı Arap ülkeleri bizzat katıldı.
Ortadoğu ve İsrail başlığında gelen bir soru da dikkat çekti. "Gazze'yi bir Ortadoğu felaketi olarak görüyoruz" dedi, Erdoğan, ama ABD Başkanı'nı ağırlama şekliyle de çok eleştirildi. Boğaz köprüsüne yansıtılan ABD Bayrağı renkleri, Trump'ın ilk gelişinde Türk savaş uçaklarının alçaktan uçarken geride bıraktıkları benzer ABD Bayrağı renkleri, Trump'ın 'merhaba asker' deyişini Erdoğan'ın alkışlaması ve iki liderin fazlasıyla dikkat çeken samimi pozları noktasında en çok da! Oysa ki, tarihler 29 Mayıs 2024'ü gösterirken, Erdoğan'ın, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmayı hala hatırlıyoruz! “Dünya; bir hastanın, bir manyağın, bir psikopatın, Netanyahu denilen, kanla beslenen vampirin barbarlığını canlı yayında izliyor. Ey ABD, bu kan senin eline de bulaştı. Sen de bu soykırımdan en az İsrail kadar sorumlusun.” Peki, sözkonusu soykırımdan bu kadar sorumlu bir ülkenin lideri için ortaya konan bu görkemli 'hoşgeldin' durumu, verilen samimi pozlar neyin nesi o zaman? İçeride sarf edilen, hatta düzenlenen devasa mitinglerle ve boykotlarla desteklenen Gazze sürecinde söylenenler hala hatırdayken, "bu soykırımdan en az İsrail kadar sorumlusun" denilen Trump'a atfedilen bu önem niye?
Türkiye'nin, demokrasi konusunda geldiği nokta da soruldu, Erdoğan'a, ki bence iç politika anlamında en dikkati çeken kısım da "silahlar sussun"a dair "başardık" kısmıydı ve açıkçası, DEM'in de Sayın Tülay Hatimoğulları'nın da o "başardık" kısmına dair ne diyeceğini merak ediyorum, ama önce okuyalım:
"Terörsüz Türkiye sürecini, hükûmetimiz başardı. Şu anda artık Güneydoğu'da, Doğu'da, çobanlarımız yaylada rahatlıkla yaylak yapıyor, sürülerini otlatıyor. Aynı şekilde, nehirlerde, ırmaklarda herkes yüzebiliyor. Bugünlere geldik. Bölgede toplantılarımızı, mitinglerimizi en geniş anlamda yapıyoruz, yapabiliyoruz. Demek ki, süreci, Terörsüz Türkiye olarak ciddi bir noktaya taşıdık. Bizler de, örneğin partim, bütün ekibiyle bölgede mitinglerini yapıyor, mitinglerimizi yapıyoruz. Bu güzelliklere kavuşturan Allah'a hamdolsun diyorum."
Trump noktasında bende kalan kısım, Rahip Brunson! Yargı aşaması Türkiye'de hala devam eden, ciddi suçlamalar (silahlı terör örgütü üyeliği - FETÖ/PDY bağlantısı iddiası, casusluk, TBMM’yi ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs, anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs) nedeniyle tutuklanan birinin 'sadece Trump istedi' diye salıverilmesini dinledik, bir kez daha! Trump, bu konuya dair konuşurken öylesine keyifli ve özgüvenliydi ki, Brunson’ın, ona yöneltilen suçlar nedeniyle 35 yıl hapse mahkûm edildiğini, ama kendisinin doğrudan Erdoğan’ı aradığını ve Rahip Brunson'ın “hemen serbest bırakıldığını” söyledi. Garip olan, serbest bırakılan ve ülkesine dönen Brunson’ın yargı sürecine dair dosya, yaklaşık altı yıldır Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nde bekliyor.
Bu arada, söylemeden geçemeyeceğim!
NATO hazırlıkları kapsamında, yabancı heyetlerin kaldığı noktalarda yol ve peyzaj çalışmaları yapan Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin, (Kavaklıdere) Atatürk Bulvarı üzerindeki InterContinental Grand Ankara önündeki yolda gerçekleştirdiği sarı ve beyaz çizgileri yenileme çalışmasını bir noktaya kadar götürüp, geri kalanını eski haliyle bırakmasını izlerken, gülümsedim :) Yabancı heyetlerin görebileceği kısma kadar işi yapıp, gerisini devam ettirmeme halini izlerken, "NATO Zirvesi, keşke tüm Ankara'yı kapsasaydı" diyenlerde durdum :)
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.