2025 yılına gelindiğinde, kamu çalışanlarının sayısı 3 milyona, sendikalı kamu çalışanı sayısı 2,3 milyona, sendikalaşma oranı, yaklaşık yüzde 77’ye yükseldi. Fakat aynı yıl, KESK’in üye sayısı 166 bine, sendikalaşma oranı da yüzde 7’ye düşmüştü. Üye sayısına göre, 1 milyondan fazla üye ile Memur Sen birinci konfederasyon olurken, Türkiye Kamu Sen ikinci, 2008 yılında kurulan Birleşik Kamu İş üçüncü sıradaydı. KESK dördüncülüğe gerilemişti

Kamu çalışanlarının sayısı artıyor ve bu artışla doğru orantılı olarak sendikalı sayısı ve sendikalaşma oranı yükseliyor. Yeni konfederasyonlar, sendikalar kuruluyor ve bunlar ciddi güç haline geliyorlar. KESK ise tam tersine olağanüstü biçimde küçülüyor, kamu çalışanlarını temsil yeteneğini ve eylem kapasitesini belirgin biçimde yitiriyor. KESK mevcut haliyle kamu emekçilerinin ihtiyaç ve istemlerine cevap veremiyor. Makale bu meseleyi ele alıyor.
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında kamu çalışanı sayısı 1,3 milyon kadardı. Sendikalı emekçi sayısı 650 bine (yüzde 48’i) ulaşmıştı.
2002 yılında KESK’in üye sayısı 262 bin kişiye ulaşmıştı ve sendikalı kamu emekçilerinin yüzde 40 kadarını kapsıyordu. KESK böylece, Türkiye Kamu Sen’in ardından (yüzde 50,5) en fazla üyeye sahip ikinci büyük konfederasyon olmuştu. 42 bine yakın üyesi olan Memur Sen’in (yüzde 6) önemli bir varlığı yoktu.
2025 yılına gelindiğinde, kamu çalışanlarının sayısı 3 milyona, sendikalı kamu çalışanı sayısı 2,3 milyona, sendikalaşma oranı, yaklaşık yüzde 77’ye yükseldi. Fakat aynı yıl, KESK’in üye sayısı 166 bine, sendikalaşma oranı da yüzde 7’ye düşmüştü. Üye sayısına göre, 1 milyondan fazla üye ile Memur Sen birinci konfederasyon olurken, Türkiye Kamu Sen ikinci, 2008 yılında kurulan Birleşik Kamu İş üçüncü sıradaydı. KESK dördüncülüğe gerilemişti.
Muhalif sendikalar üzerindeki baskılar, memur alımında yandaş olmanın önceliği, çalışanların “ya bizden ol ya da işsiz ve aç kalırsın, terfi edemezsin” vs. şeklinde tehdit edilmeleri, iktidar sendikasının büyük bir hızla büyümesinin önemli nedenleridir. Dini gericiliğin devlet eliyle güçlendirilmesinin payını da bunlara eklemek gerekir.
Bu tür sendikal büyümenin kamu çalışanlarına faydadan çok zararı olmuştur. Çünkü büyüyen, iktidar sendikacılığı, hatta “Reis” sendikacılığıdır. Yukarıdan dizayn edilen, sendika bürokrasisinin doğrudan iktidara bağımlı olduğu, tabandan yapılacak örgütlenme çalışmasıyla değiştirilmesi çok güç olan bir sendikacılıktır bu. Tarihimizde devletçi, sermayeden yana güçlü bir sendikal anlayış hep olmuştur. Ama doğrudan hükümet partisine ve o partinin liderine bağlı, onun emrine amade (tabii ki hükümetin arkasında sermaye sınıfı var) bir sendikacılık tarihimizde ilk kez görülmektedir.
Bu sendikal anlayışın da etkisiyle, kamu çalışanları ideolojik, siyasi, etnik ve dini temelde bölünmüş, 1990’lı yıllarda kazandığı demokratik, devrimci dinamik çok gerilemiştir. Kamu çalışanlarının ücretleri, çalışma koşulları, çalışma süresi geçmişte görülmemiş biçimde kötüleşmiştir. Partizanlığın, ayrımcılığın, kamu çalışanları üzerinde siyasi ve ideolojik baskının böylesi görülmemiştir.
KESK’i küçülten nedenlerden biri, bu iktidar güdümündeki sendikacılıktır.
KESK’i küçülten etkenlerden biri de artan milliyetçi şovenist eğilimlerdir. Yeni sendikaların ve konfederasyonların kurulmasında bu eğilimin önemli payı vardır. Bunun yanı sıra, devlet baskısına maruz kalmamak için Kürtlerle araya mesafe koymak da genel bir eğilimdir. Kürt sorunu Türkiye genelinde olduğu gibi KESK içinde de en önemli sorunlardan biridir.
İktidara muhalif çok sayıda bağımsız sendikalar, yeni konfederasyonlar, meslek sendikaları kurulmakta ve bunlar kitlede ciddi karşılık bulmaktadır. Bu dönemde hükümete muhalif, milliyetçiliği, Atatürkçülüğü öne çıkartan sendikalar önemli bir güç haline gelmiştir. Örneğin 2008 yılında kurulan Birleşik Kamu İş, üye sayısı bakımından 3. konfederasyondur. 2023’te kurulan Hür Sen (Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu) 32 bine yakın üyeye sahiptir. Bağımsız sendikaların KESK’e yakın (yaklaşık 147 bin) üyesi vardır. Bunların yanı sıra kamu çalışanları içinde birçok şehit ve gazi yakınları sendikaları, meslek sendikaları (mühendislerin, hava kontrolörlerinin sendikaları gibi) kurulmuştur.
Bir zamanlar KESK’in yüzde 40’ını örgütlediği sendikalı kamu çalışanları, AKP iktidarları döneminde kurulan milliyetçi, Atatürkçü anlayışlara yönelmişlerdir.
Çizdiğimiz bu genel çerçeve, kamu çalışanları içinde sendikalaşma dinamiğinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
Kamu çalışanları iktidar sendikacılığından kopup, yeni sendikalar, konfederasyonlar kurarken, sendikalı sayısı artarken, KESK erimekte, küçülmektedir. Fakat gerileyen sadece KESK değildir. İktidar sendikacılığı da tıkanma işaretleri göstermektedir. Son 7 yıldır Memur Sen, 1 milyon üye civarında çakılıp kalmıştır. Türkiye Kamu Sen inişli çıkışlı bir çizgi izlemektedir.
2024 yılında kurulan devletçi ve milliyetçi çizgideki DMK’yi (Devlet Memurları Konfederasyonu), iktidar sendikacılığına karşı tepkileri gene düzen içinde tutmak, düzenin bir kanalından diğer kanalına aktarmak için kurulmuş bir konfederasyon olarak düşünebiliriz. Bu devletçi konfederasyon 106.508 üyeye sahiptir ve KESK’ten sonra en çok üyeye sahip 5. Konfederasyon durumundadır.
KESK’in küçülmesinin nedenleri arasında, yukarıda belirttiğimiz olgular dışında, KESK’in örgütsel yapılanmasının ve işleyişinin önemli payı olduğu kanısındayız.
1- KESK sol siyasi örgütlerle Kürt hareketinin siyasi koalisyonuna dönüşmüştür: Sendika yönetimleri, hatta sendika yönetimlerinde hangi görevin hangi örgüte verileceği, tepede yapılan pazarlıklarla belirlenmektedir. Yapılacak işler de öyle. Bu sayede iş kolu düzeyinde küçücük diyebileceğimiz (bu sıfatı sol yapıları küçümseme anlamında kullanmıyoruz) örgütler, güçleriyle orantısız bir biçimde KESK yönetiminde ve şube yönetimlerinde söz sahibi olabilmektedir. Bu haliyle KESK’in, kamu çalışanlarını bütünsel olarak temsil ettiğini söyleyebilmek zordur. KESK’in ve bağlı sendikaların tüzükleri, eylemleri, söylemleri son derece demokratiktir, bütünü kapsayıcıdır ama aynı şeyi örgütsel yapı, örgütsel temsil için rahatlıkla söyleyemiyoruz.
2- Bürokratik mevkilerin siyasi amaçlarla kullanılması: Sahip oldukları sendikal mevkileri tabanda sahip oldukları örgütlenmenin gücüne dayanarak değil, yukarıda yapılan siyasi pazarlıklarla elde eden örgütler, bu mevkileri siyasi örgütlenmenin aracı olarak kullanmaya çalışmaktadır. Böyle olunca sendikanın sorunlarıyla, kitlenin ihtiyaçlarıyla ilgilenmek yerine, sahip olduğu mevkileri kaybetmemek, örgütü güçlendirmek için adam kazanmak, bunun için de sendikadaki mevkileri siyasi kürsü olarak, propaganda aracı olarak kullanmak, diğer siyasi rakipleri ekarte etmek, siyasi örgütlerin başlıca faaliyet alanı haline gelmektedir. Sendikal mücadelenin yerini neredeyse tümüyle siyasi mücadele almaktadır. Elbette sendikal mücadele içinde siyasi örgütlenme çalışması da yapılmalıdır ama sol bu konuda ölçüyü epeyce kaçırmış, sendikal ve siyasal çalışma arasındaki denge alt üst olmuş durumdadır.
3- Sendika bürokrasinin liyakat sorunu: Sendikal alanda görev ve sorumluluk üstlenen siyasi kadrolar çoğunlukla, kitlelere önderlik edebilecek özelliklere sahip değildir. 1990’ların başlarında fiili sendikal mücadelenin içinden çıkan öncü kuşağın yeri doldurulamamıştır. Bunda kamu çalışanları mücadelesinin gerilemesi kadar, siyasi yapıların önemli payı vardır. AKP’ye özellikle kamu çalışanlarının yönelttiği eleştirilerden biri; “sadakat değil liyakat” sloganında ifadesini bulmaktadır. Ama siyasi yapılar genelde liyakatlı olanı değil de sadık olanı sevmekte ve seçmektedir.
Örgütsel yapılanma ve siyasi örgütlerin faaliyetleri böyle olunca, günümüzde çoğunluğu muhafazakar ve milliyetçi eğilimde olan çalışan kitlesi, doğal olarak sendikal faaliyetten dışlanmış, sürecin öznesi değil nesnesi haline gelmiş, sendikaya yabancılaşmıştır.
Yönetimlerden ve karar alma süreçlerinden dışlanan kitle, sendikayı kendi örgütü olarak görmemekte, hatta onunla ilgilenmemekte, ücretler, lojman, atamalar, terfiler, işe almada siyasi ayırımcılık gibi özlük hakları için yapılan eylemlere bile katılmamaktadır.
4- Kürt hareketinin sınıfsal perspektifi: Son olarak KESK içinde en büyük gücü oluşturan Kürt hareketine değinelim. Bu hareket sınıfsal perspektiften yoksun bir anlayışla işçi çalışmasına yaklaşmaktadır. Bütün sorunlara ulusal açıdan bakan, sorunların çözümünü (ekonomik, sendikal ve sınıfsal sorunlar dahil) Kürt meselesinin çözümüne bağlayan bir anlayış egemendir. Sınıfsal perspektif olmadan kararlı ve tutarlı bir işçi sınıfı çalışması, sendikal örgütlenme yapılamaz. Kürt sorununun her derdin altında yatan esas mesele olarak kavranması, kitlelerin yoksulluk, dini gericilik, çevre ve kadın sorunları gibi yakıcı sorunlarının yeterince önemsenmemesine neden olabilmektedir. Kürt hareketinin bu tavrı kaçınılmaz olarak KESK’in genel mücadelesine de yansımaktadır.
KESK, eskiden olduğu gibi kamu çalışanları için bir çekim merkezi olabilmek, işbirlikçi iktidar sendikacılığına, milliyetçi şoven sendikacılığa karşı güçlü bir alternatif haline gelebilmek için, yukarıda anlatmaya çalıştığımız zaaflardan kurtulmak zorundadır.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.