İstanbul'da düzenlenen "15-16 Haziran Direnişi ve İşçi Sınıfı Hareketinin Güncel Doğrultusu" başlıklı panel forumda, işçi sınıfı hareketinin güncel dinamikleri, geleneksel olanın krizi ile kol kola ilerleyen yeni bir yol açma çabaları tartışıldı. Konuşmacıların sunumlarında ve izleyicilerin katkılarında, artık meselenin mücadeleci unsurların işçi sınıfı hareketinin önünü açmak üzere daha ileri inisiyatifleri nasıl alacağı meselesi olduğu yönünde tartışmalar öne çıktı. Mücadeleci unsurlar arasındaki etkileşimi sürdürme ve daha ileri taşıma gerekliliği vurgulandı

Sendika.Org ve İşçilerin Sesi gazetesinin, 15-16 Haziran Direnişi’nin 56. yıldönümü vesilesi ile İstanbul Şişli Tiyatrosu'nda düzenlediği "15-16 Haziran Direnişi ve İşçi Sınıfı Hareketinin Güncel Doğrultusu" başlıklı panel forumda, işçi sınıfı hareketinin güncel dinamikleri, geleneksel olanın krizi ile kol kola ilerleyen yeni bir yol açma çabaları tartışıldı. Konuşmacıların sunumlarında ve izleyicilerin katkılarında, işçi sınıfının devrimci toplumsal bir özne olarak politik kapasitesi, sınıfsal çelişkilerin toplumsal dinamikler üzerindeki belirleyiciliği ve geleneksel sendikal hareketin yapısal krizi üzerine genel bir kabul bulunduğu, artık meselenin mücadeleci unsurların işçi sınıfı hareketinin önünü açmak üzere daha ileri inisiyatifleri nasıl alacağı meselesi olduğu yönünde tartışmalar öne çıktı. Mücadeleci unsurlar arasındaki etkileşimi sürdürme ve daha ileri taşıma gerekliliği vurgulandı.
Panel forumun ilk oturumunda Prof. Dr. Metin Özuğurlu "sermaye stratejileri ve sınıf hareketinde yeni yol arayışları", DİSK/Birleşik Metal İş toplu sözleşme uzmanı İrfan Kaygısız "işçi sınıfının bölüntülü yapısı ve bunun mücadele için sunduğu zorluk ve olanaklar", e-komite yazarı Görkem Doğan "sınıf hareketinde yeni bir odak yaratmak" ve Sendika.Org yazarı Ali Ergin Demirhan da "isyan ve direniş hareketlerinde sınıfın yeri" üzerine sunumlar yaptılar.
İkinci oturumda ise DİSK/Birleşik Metal İş Genel Başkanı Özkan Atar, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, DİSK/Enerji-Sen Genel Başkanı Süleyman Keskin, DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar ve Öğretmen Sendikası İstanbul İl Sözcüsü Ceren Can Aşlamacı söz alarak güncel mücadele pratikleri ışığında, sendikal alandaki mücadeleci unsurların karşılaştığı nesnel ve öznel güçlükler ile engelleri aşma ve yeni bir yol açma çabaları üzerine tartışmalar yürüttüler. Öğretmen Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Ankara'da direnişin 8. gününde, açlık grevinin de 7. gününde olduğu için gelemediği etkinliğe bir video mesajla katıldı.
Panel-forum devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimiz anısına yapılan saygı duruşu ve memleketin dört bir yanında direnen işçilerin selamlanmasıyla başladı.

Etkinliğin açılış konumasını yapan DİSK/Enerji-Sen Başkanı Süleyman Keskin, "Bugün yan yana gelişlerimizde özgür 1 Mayıs'ı yaratanlarla, döndüğümüzde memleketin dört bir yanında direnişleri örgütleyenlerle, 15-16 Haziran'dan aldıkları güçle birlikte bugünün 15-16 Haziran'ını yaratan güçle birlikteyiz" dedi. Keskin, yedi gündür açlık grevinde olan öğretmenleri, sendikal hakları için direnen enerji işçilerini ve hakları için direnen madenciler başta olmak üzere memleketin dört bir yanında direnen tüm işçileri selamladı.
Keskin'in konuşmasının ardından Öğretmen Sendikası'ndan Nur Tuğçe Biga salonu Ankara'da süren öğretmen direnişini selamlamaya devam etti. Tüm salon “Sözler tutulsun, öğretmenlik yaşasın!”, “Mücadele dersini öğretmenler veriyor” sloganlarıyla direnişteki öğretmenleri selamladı.

Saygı duruşunun ve direnişlerin selamlanmasının ardından SES Eş Başkanı Nazan Karacabey’in moderatörlüğündeki I. oturum başladı.
12 Eylül 1980 darbesinin ardından oluşan mücadele dinamiklerinin yeniden ayağa kalkmasında 15-16 Haziran Direnişi'nin mirasının çok büyük bir izi olduğunu vurgulayan Karacabey, bir kuşağın bu direnişin izinde örgütlendiğini ve çalışmalarını yürüttüğüne işaret etti. Karacabey, tekstil işçilerinden eğitim emekçilerine maden işçilerinden diğer birçok sektörü kapsayan direnişlere şahit olunduğu ancak bu direnişler doğrultusunda ortak bir hat yaratılamadığı bir süreçten geçildiğine dikkat çekti. Ankara'da direnişlerini sürdüren öğretmenlerin kritik bir aşamaya ulaştıklarını ifade eden Karacabey, tüm işçi sınıfı adına bu direnişi tekrar selamladıklarını yineledi. Uzun süredir işçi sınıfının politik seyrine kafa yoran kişilerle bir arada olduklarını ve bu forumda bu direnişleri toplumsallaştıkları bir evreye nasıl getirebileceklerini tartışacaklarını ifade eden Karacabey, işçi sınıfının bütünleşik birleşik mücadelesinin örgütlenmesinin şart olduğunu vurgulayarak sözü konuşmacılara bıraktı.

Prof. Dr. Metin Özuğurlu, konuşmasında çok sayıda krizin içerisinde genişleyen kapitalist birikim gereçleri ile buna direnenlerin arasında yaşanan çatışmanın ortaya çıkardığı olgularla karşı karşıya olunduğunu ifade etti. Ücrete dönük bağımlılığa dikkat çeken Özuğurlu "Ücrete bağımlılık bu düzeyde bağımlılaşmışken toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi mümkün olmayacak" dedi.
Özuğurlu, Silikon Vadisi kapitalistlerinin "karanlık aydınlanma" tartışmalarına dikkat çekerek, sermayenin insanlığa sunduğu ütopyanın faşizmden başka bir şey olmadığına dikkat çekti. Özuğurlu, sermayenin insanlığa sunduğu bu karanlık tablo karşısında işçi sınıfının toplumsal kurtuluştaki politik rolünün daha da belirginleştiğini belirtereki, Komünist Manifesto'ya referansla işçi sınıfının kendini bir ulus olarak örgütlemesi gerektiğini söyledi.

Özuğurlu'nun ardından DİSK/Birleşik Metal İş toplu sözleşme uzmanı İrfan Kaygısız konuştu. Kaygısız konuşmasında "Çalışma hayatındaki nüfusun yüzde 75'i işçi sınıfı ve onun üyeleridir. Kente doğru eğilim ücrete olan bağımlılık ve ücretle yaşama zorunluluğu sınıfı büyütüyor. Türkiye'de ve dünyada böyle bir değişimden söz edebiliriz" ifadelerine yer verdi. İşçi sıfının emeklilerden öğrencilere çeşitli kesimlere genişlemeler yaşadığına işaret eden Kaygısız bu genişlemeye dair çeşitli veriler paylaştı. İşçilerin dönüşümüne dair yaş-evlilik-çocuk sahipliği bakımından verileri de paylaşan Kaygısız, genç işçilerin giderek genişlediğine işaret etti. Genç işlerinin kaygılarının daha az olduğunu belirten Kaygısız, genç işçilerin genel olarak eylemlerin başlatıcısı değil sürdürücüsü olduklarını ve başlatıcıların ise orta kuşak işçiler olduğuna vurgulayarak "Bugünün büyük işçi kitlelerini hareket ettirmek militan azınlığa düşüyor" dedi.

Kaygısız'ın ardından konuşmasına "Türkiye'de toplumsal muhalefet dediğimiz şey parlementodan ayrıydı ve sosyalistlerin etki alanında olan bir yerdi. 90'ların ortasında, sendikal hareketin başında da çok "devrimci" dediğimiz insanlar yoktu. Bunun farkında olarak davranmak gerekiyor. Bunun sonucu ne? 90'ların ortasından itibaren yapılan tartışma 'Dönem değiştir sosyalist fikri yenildi, dolayısıyla insanlar bir şekilde liberal düzelme içerisinde çözüm arıyorlar' idi. Ancak 2008 krizinden beri böyle bir şey yok. Literatürde post-neoliberalizme olarak tartışılan, eski egemen ideolojilerin kapsayıcılığının azaldığı ve kapsayıcılık derdi olmadığı, bunu kapsamayan bunun karşısında da aşağıdan gelen bir öfke var. Bunların bir siyasi yönelimi olmadığı zaman, nazizim gibi sonuları olabildiğini görüyoruz" ifadeleriye başlayan e-komite yazar Görkem Doğan, Türkiye'de de aşağıda gelen bir öfkenin olduğunu ve direniş görmemiş organize sanayi bölgesinin (OSB) olmadığını ve OSB'lerin yanısıra kırsal alanlardaki direnişlere de dikkat çekti.
Doğan, "Şu an Türkiyede kuvvetli bir topumsal muhalefet oluşmuş durumda ama parlementer tarafından dizayn edildiği için CHP’nin mutlak butlanı ile uğraşıyoruz. Topumsal muhalefetin kendi gündemi vardı parlementer muhalefeti de belli bi tarafa çekebiliyordu. Biz geriye gittik, bunun tersine çevirilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Doğan'ın ardından oturumun son konuşmacısı Sendika.Org yazarı Ali Ergin Demirhan konuştu. Demirhan konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“İsyan ve direniş” işçi sınıfı açısından 1970’tekinden farklı bir anlam kazanmış durumda. Sistemin yalın bir sermaye siyaseti izlediği, devletlerin dolaysız biçimde sermayenin işçi sınıfına karşı savaşının aracı haline geçtiği koşullarda, siyasetsiz ve büyük ölçüde örgütsüz bırakılmış işçi sınıfının toplumsal-politik varoluşunun tek yolu… Bugünün tartışması eskinin ıslahı değil, yeni bir inisiyatif merkezinin inşasıdır. Bu da kendisini ancak isyan ve direniş biçiminde ifade edebilen yeni sınıf gerçekliğine uygun bir programatik, çizgisel, örgütsel çerçeve kazandırmakla mümkündür.
Sendika.Org yazarı Ali Ergin Demirhan'ın konuşmasının ardından yapılan soru cevap bölümü ile I. oturum sonlandı.

Panel-forumun ikinci oturumunda söz mücadeleci sendikaların yöneticilerindeydi.
Dr. Öğretim Üyesi Nur Tuğçe Biga moderatörlüğündeki II. oturum, panel-forum konuşmacısı olan ancak Ankara’daki direnişleri devam ettiği için katılamayan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası (Öğretmen Sendikası) Başkanı Eren Edebali’nin gönderdiği videonun izlenmesiyle başladı.

Edebali'nin panel-forum için gönderdiği videonun izlenmesinin ardından ilk sözü DİSK/Birleşik Metal İş Genel Başkanı Özkan Atar aldı.
Atar, konuşmasına Türkiye sendikal hareket tarihini hatırlatarak başladı ve "15-16 Haziran işçi sınıfının üretimden gelen gücünün sokağa taşmasıdır. 15-16 Haziran ilk kez örgütlü bir genel grev niteliği yaşayan süreçtir, sendikal önderlikle bu sürecin yaşandığının da altının çizilmesi gerekir" dedi. Atar konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
İşçi sınıfı her dönem saldırılara karşı doğru önderlik koyduğu takdirde ona karşılık vermesini bildi. 2000'li yıllarda İMF programının ortaya koymuş olduğu sosyal güvenlik alanına yönelik saldırıya karşı işçi sınıfının haklarını budama saldırısına karşı önemli mücadeleler verildi, sonuçlar üzerine uzun tartışmalar verilebilir ancak önemli mücadeleler verildi. Şu an itibariyle yüzde 10 civarında toplu sözleşmeden yararlanabilen işçi var, bunu özel sektörü de dahil etsek bu oran yüzde 5’in altına düşüyor. İşçi sınıfının geleceği de ülkenin bağımsızlığı da işçi sınıfının belirli prensipler doğrultusunda, dayanışma ve güç birliğini sınıfın ve emekçi halkın demokrasinin geleceği anlamında bir yol inşası olursa mümkün olabileceğini düşünüyorum.

Atar'ın ardından Öğretmen Sendikası İstanbul temsilcisi Cemre Can Aşlamacı aldı. Aşlamacı, Öğretmen Sendikası'nın kendini sönümlendirmek için ortaya çıkmış bir sendika olduğuna dikkat çekerek "Biz eğitimin kamusal bir hak olduğunu düşünüyoruz; eğitimin ve öğretmenlerin kamuda alışması gerektiğini düşünüyoruz, tüm özelleştirmeler güvencesiz emekçi yığınları yaratıyor ve toplumun en temel haklardan mahrum kalmasına neden oluyor" dedi. Metropol ve taşrada özel sektörde çalışan öğretmenlerin yaşadığı sorunlara değinen Aşlamacı, "Özel sektör öğretmenlerinin nasıl koşullarla karşı karşıya olduğu bilinmiyordu aslında biraz bu doğrultuda çalışmalarımıza başladık ve taban maaş talebi ile mücadelemize başladık. Her yıl yenilenen sözleşmeler nedeniyle her yıl işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalmamak adına mücadele verdik ve bunlar temel taleplerimizdi" ifadelerini kullandı.
Ankara’da başlattıkları ve 50 günü aşkın süren direnişlerinin ardıdan verilen sözlerin tutulmadığını belirten Aşlamacı, bu süreç ardından öğretmenlerin yeniden başladıkları direniş süreçlerinden bahsetti. Ayrıca öğretmen intiharlarından bahseden Aşlamacı, okullardaki şiddet olaylarına ve mesleğini bırakıp başka işlerde çalışmak zorunda bırakılan öğretmenlere de değindi.

BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, konuşmasına 15-16 Haziran'ı selamlayarak "Türkiye'de yaşanmış yakın tarihli işçi eylemleri içinde işçi sınıfının aslında hem kitleselliği hem de talebi bakımından bir sınır çizdiği ve o gün bir sınıf sendikacılığının ortaya çıkardığı DİSK seçeneğine sahip çıkma anlamında önemli bir direnişti" ifadeleriyle başladı.
"Bugün iş dönüp dolaşıp bugünkü sendikalarla ve işçi sınıfının önündeki sorunları düşündüğümüzde bu mücadele yürür mü meselesi. İşçi sınıfının verilmiş güçlerinin mevzilerinin zayıflığının bir parçasıdır bu. Son dönem fiili işçi direnişleri ve yeni mücadeleci sendikal odaklar... Bunlar hepsi parçalı dağınık istikrarsız ve kalıcı mevziler biriktiremeden ilerleyen ve tek cephede birleştirebilecek nitelikten yoksun" diye konuşan Türkmen, sendikal haklara dönük saldırılara ve kazanılmış hakların gasplarına değindi:
Sendikalı işçilerin her zaman bir olanağı vardı, en kötü sendikada örgütlü işçi bile sendikasız işçi karşısında çok daha fazla hakka sahipti. Şimdi TİS yapabilen mücadeleci sendikaların koruyabildiği hakları saymazsak, özel sektörde sendikalı olmak ile sendikasız olmak arasındaki fark ortadan neredeyse kalkmış durumda... Sendikal yapıyı sadece bakımsız sendikalar değiştirecek diye düşünmüyorum ama bu sendikal bürokratik yapı değişecekse elbette bu özgünlük içerisinde çıkan bağımsız mücadeleci sendikaların rolu olacak ama bizim en nihayetinde güçlü sendikalara ihtiyacımız var. Hala yöntemleri araçları dili yenilenmek güncellenmek şartıyla koşuluyor ama hala temel şeyin sınıf sendikacılığı olduğunu düşünüyorum.
Türkmen, mücadeleci sendikacılık kavramının, sınıf sendikacılığının kapsamının genişletilerek tüm mücadeleci kesimleri kapsamaya dönük ihtiyaçtan ortaya çıktığına değinerek "Sendikayı büyütmenin ve mevcut sendikal mevzilerimizi korumanın bir garantisi yok. Artık bu anlayışla yeni yerler değil mevcut örgütlü olduğumuz yerleri bile koruyamayız... İşçi sınıfının düşmanı diyebileceğimiz konuma sürüklenmemiş ve işçi sınıfının konumunu ilerleten şeylere ihtiyacımız var" dedi.

Türkmen'in ardından konuşan DGD-SEN Başkanı Neslihan Acar, çocuk işçilikten ileri yaş emeğine değinerek çalışma koşullarından bahsetti ve TİS süreçlerine dair veriler aktardı. Bağımsız Maden-İş, DİSK/Enerji-Sen, DGD-SEN ve BİRTEK-SEN gibi mücadeleci sendikaların örgütlülüğünü kırmaya yönelik çokça saldırı yaşandığına dikkat çeken Acar, "İlk üretilen saldırı biçimlerini de göğüslemek ve karşılamak ve bugüne ait bir mücadele üreterek ilerliyoruz. Bütün memleket hattında özellikle pandemi sonrasında düzenin kendisinin komple teşhir olduğu yapılar ortaya çıkıyor" dedi.
Acar, mücadeleci sendikaların mevziler kazandığını, bu mevzilerin bugün kendi örgütsel kapasitelerini aşan pratiklerini sarı sendikaların manipüle ettiği diğer işkolarında da tersine çevirdiği birer örnek olduğunu ifade etti.
"Bugün devrimci siyasetin bu topraklarda güçlü bir şekilde devrimci bir fikirle ortaya çıktığında ve birleşik aynı zaman da halkın ortak telplerini de talep dizeyinde ortak kesen talepler etrafında mücadele hattı açabileceği cisimleşen kendi şeyi devimci hatta birleşebilmesi imkanı çok mümkün" diye konuşan Acar, mücadeleci sendikaların bugünün koşullarında önemli olduğunu belirtti.

II. oturumun son konuşmacısı olan DİSK/Enerji Sen Genel Başkanı Süleyman Keskin, işçi direnişlerinde sınıf hareketinin doğrultusunu tartışmak için bu panel forumun yapıldığını ifade ederek "O günün yasa koyucularının ortaya koyduğu o gün aslında işçi sınıfının örgütlü mücadelesi ile birlikte yasa yapanların Meclis'ten çıkardıkları yasaların yok sayıldığı ve bunu işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin yaptığı ortadadır. 15-16 Haziran direnişinin ışığında diyorsak bugüne dersler çıkartmak gerekmektedir" dedi.
İşçi sınıfının mücadele zeminlerine değinen Keskin, "Vasat olan yasal çerçeveye hapsolmuş haldeyiz. Bunu dışına çıktığımızda önümüzde engeller çıkıyor; Antep’te mesela Türkmen’in cezaevine atılması veya köyünüzü savunurken cezaevine koyulabiliyorsunuz, DİSK/Limter-İş'den arkadaşlarımıza olduğu gibi devletin şiddetiyle karşı karşıya kalıyorsunuz ya da 19 Mart'ta gençliğin yanında olursanız sendika binanız basılabiliyor... NATO'ya karşı ses çıkarttığı ve devletin sınırlarının dışına çıktığı için üç sendikacı arkadaşımız cezaevine gönderildi" ifadeleri kullandı.
Keskin konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
Böylesi bir alanda mücadele ediyoruz ki bir ucu Sabancılar bir tarafı İstanbul Büyükşehir Belediyesi... TİS düzenekleri kuruyorsunuz kurduğunuz düzenekleri yok sayan bir noktada duruyor ve hukuk çerçevesini asla tanımıyor. Bu tablonun içerisinde umudu yeşertebilecek ve bir hat kurabilecek bir anlayışı tartışmamız gerekiyor. İddia varsa, kimin ne yaptığından ziyade, aslında birbirimize sormamız gerekiyor “Ne yapacağız” diye... Altı yıl oldu pandemiden beridir bu memlekette cılız da olsa bir şey ortaya koyabiliyoruz. O dönem açısından İSİG Meclisi çatısı altında bir araya geldik... Bir yerde işçi bir direnişi varsa, o yapıdır-bu yapıdır demeden; o direniş, benim direnişim diyerek o direnişi büyütmeye çalışan şekilde hareket ettik. Direniş hattındakileri bir araya getirmemiz gerekiyor, bununla birçok sorunu aşacağız.
Panel-forum soru cevapların ardından sonlandı.
Sendika.Org