3 Şubat'ta ESP merkezli operasyonlarda gözaltına alınarak tutuklanan Limter-İş Sendikası Genel Sekreteri Beycan Taşkıran, Limter-İş eski genel başkanı Aydın Kılıçdere, Polen Ekoloji üyesi Cemil Aksu ve Sıtkı Güngör'ün yargılandığı davaların duruşmaları görüldü. Kılıçdere, Güngör, Taşkıran ve Aksu hakkında tahliye kararı verildi

3 Şubat'ta ESP merkezli operasyonlarda gözaltına alınarak tutuklanan Limter-İş Sendikası Genel Sekreteri Beycan Taşkıran, Limter-İş eski genel başkanı Aydın Kılıçdere, Polen Ekoloji kurucularından Cemil Aksu ve Sıtkı Güngör'ün yargılandığı davaların duruşmaları görüldü.
İlk olarak Limter-İş Sendikası eski genel başkanlarından Aydın Kılıçdere'nin duruşması 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Kılıçdere, duruşmaya tutsak bulunduğu Marmara Kapalı Hapishanesi'nden SEGBİS ile bağlanırken avukatı duruşmada hazır bulundu.
Aydın Kılıçdere, dosyanın kurgu iddialardan ibaret olduğunu belirterek şunları söyledi: "Ben daha önce de bu iddialardan tutuklandım. Çocukluğumdan beri işçi sınıfının hakları için hep mücadele ettim. Çocuk yaşlarımdan beri de işçiyim. 1994 yılından beri Limter-İş Sendikası'nda mücadele ediyorum. Tersanelerde, işçi sınıfının hakları, iş güvenliği için mücadelede verdim. İş cinayetlerinde işçiler ölüyor, yaptığımız sendikal faaliyetler sayesinde kazanımlar elde ettik."
Son yıllarda tekrar aynı iddialarla hedef alındığını ifade eden Kılıçdere, iddianamede 12 Mart Gazi anması, Atılım Gazetesi'nin 30. yıl etkinliği, duruşmalara katılmak gibi "suçlamalar" olduğunu belirterek, "Sizin yerinize polis, beni bunlardan 'örgüt üyesi ilan etmiş. Açık mahkeme salonlarında olmak suç değildir" dedi.
Aydın Kılıçdere, şöyle devam etti:
İtirafçı beyanlarında ise elle tutulur hiçbir şey yok. Ben ömrümü işçi sınıfına adadım. Söz konusu iddialar gerçeği yansıtmıyor. Söz konusu kişileri tanımıyorum, bilinen bir sendikada çalıştığım için beni bir yerlerden tanıyor olabilirler.
Savcı Aydın Kılıçdere'nin tutukluluğunun devamını istedi. Mahkeme, Kılıçdere'yi tahliye ederek duruşmayı 6 Ekim 2026'ya erteledi.
Sosyalist Sıtkı Güngör ve Limter-İş Sendikası Genel Sekreteri Beycan Taşkıran'ın duruşması İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Sıtkı Güngör tutsak olduğu Kocaeli 2 No'lu F Tipi Hapishanesi'nden, Beycan Taşkıran ise Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi'nden duruşmaya katıldı.
Sıtkı Güngör, hakkında tutuklama kararı veren sulh ceza mahkemelerini eleştirerek "Hukuk, siyasal ideolojilere göre işletilmekte. Sulh ceza mahkemeleri toplu tutuklama yerine dönüşmüş durumda. Ceza hukukunun temel ilkesi olan somutluk ilkesi sulh ceza mahkemelerinde buharlaşmış durumdadır. Muhalefetin tasfiyesi aracı halindedir" dedi.
Hakkındaki iddiaların mükerrer olduğuna dikkat çeken Güngör, "Bu iddiaların daha önceki dosyaya girdiğini ifade ettiğim halde tekrar tutuklanmış oldum. Etkin pişmanlık yasası tam bir kriz haline dönüşmüş, yalanla gerçeğin birbirine karıştırıldığı, insanların haksız şekilde yargılanmasına neden olmuş durumda" diye konuştu.
Güngör, hakkında 2013 yılına dair itirafçı beyanları olduğunu, kendisinin o tarihte Edirne F Tipi Hapishanesi'nde tutsak olduğunun sabit olduğunu ve itirafçılarla mahkeme huzurunda yüzleşmek istediğini ifade etti.
Sıtkı Güngör, iddianamede 12 Mart eylemlerinin yer almasına dair, "Ben eğer tutuklu değilsem her yıl Gazi anmalarına katılıyorum, sadece Gazi de değil Sivas, Çorum, Maraş katliamlarının eylemlerine de katılıyorum, bu katliamları protesto ediyorum" dedi.
Güngör, yine iddianamede Leyla Abay'ın cenazesine katılmasının yer aldığını belirterek, şöyle söyledi: "Leyla Abay, sosyalist bir kadındır, onun cenazesine sevenleri, ailesi, dostları, yüzlerce kişi katıldı. Ben de o cenazeye katıldım."
Güngör, hakkındaki itirafçı beyanlarına dair, "Etkin pişmanlık yasası, yalan ve itiraf üreten bir yasaya dönüşmüş durumda. Dosyamda 13 tane iftiracı var. Söz konusu etkin pişmanlık yasası olunca birileri hapishaneden korkutularak başkalarıyla ilgili ifade verdirtiliyor. Bunların gerçeklikle bir ilgisi var mı, yok mu buna bakılmıyor" dedi.
Ardından DİSK Limter-İş Sendikası Genel Sekreteri Beycan Taşkıran savunmasını gerçekleştirdi. Taşkıran, iddianamenin çarpıtma ve yalandan ibaret olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
Ezilenlerin bütün hak arama mücadeleleri meşrudur. Halkların işgalciliğe, sömürgeciliğe karşı mücadelesini savundum. İşçi sınıfı mücadelesini savundum. Devrimciyim, sosyalistim. Bir sosyalist olarak yıllardır kadın özgürlük mücadelesi veriyorum, sendikacıyım, işçiyim. Burada yargılanmak istenen bizim siyasi kimliğimizdir. Ortada bir suç yoktur.
Taşkıran, "DİSK Limter-İş Sendikası 50 yıldır tersanelerde sınıf sendikacılığı, sosyalist sendikacılık yürütüyor. Limter-İş Eğitim Uzmanı Süleyman Yeter işkencede katledilmiştir. Üyeleri, yöneticileri defalarca kez tutuklanmıştır. Ama sınıf sendikacılığı, sosyalist sendikacılık çizgisini sürdürmüştür. Ben bu sendikada görev almaktan onur duyuyorum" diyerek Limter-İş Genel Başkanı Devrim Yurtsever dahil birçok kişinin tutsak olduğunu ifade etti.
Savcı, Sıtkı Güngör ve Beycan Taşkıran hakkında tutukluluğun devamına karar verilmesini talep etti. Mahkeme Güngör ve Taşkıran'ı tahliye etti.
Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Cemil Aksu'nun duruşması ise İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmada Aksu ve avukatı hazır bulunurken duruşmayı birçok ekolojist ve gazeteci takip etti.
Savunmasını yapan Cemil Aksu, Türkiye'de artık herkesin kabul ettiği bir 'yasallık krizi' olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: "Bu dosyanın yasadışı olduğunu bile ileri sürebilirim. Parti yasal, parti üyesi olmak yasadışı; eylem yasal, eyleme katılmak yasadışı; dernek yasal, dernek üyeliği yasadışı. Böyle bir dosyayla karşı karşıyayız."
Dosyada, 30 yıl önce Ankara 2 No'lu DGM'nin hakkında verdiği 'örgüt üyeliği' kararına atıfta bulunulduğuna dikkat çeken Aksu, "Demek ki bu 30 yıl içinde bir şey üretilememiş ki 30 yıl öncesinden başlıyor. Ben bu 30 yılda neler yaptığımı anlatayım. Bölgedeki çevre hareketleriyle ilgili araştırmalar yaptım, Hopa'daki siyasi çalışmalara katıldım, HDP kurulduğunda burada çalışmalar yürüttüm, HDP Ekoloji Komisyonu'nda yer aldım. Polen Ekoloji Kolektifi'nin çalışmalarında bulundum. Sosyalist bir insan olarak bu ülkede mücadele eden, bu alanlarda yazan çizen bir insan olarak karşınızdayım" dedi.
Aksu, aynı tutuklama saldırısında ekoloji mücadelesindeki başka kişilerin hedef alındığını ifade ederek, şunları söyledi:
Bu operasyonda benim dışımda Polen Ekoloji'den arkadaşlarımız tutuklandı, gözaltına alındı. Sadece Polen Ekoloji değil Esra Işık arkadaşımız acele kamulaştırmaya karşı çıktığı için gözaltına alındı, tutuklandı, ceza aldı.
Polen Ekoloji Kolektifi; iklim politikaları, altın madenciliği, ekstraktivizm dalgasıyla ilgili raporlar hazırladı. Bununla ilgili ortak platformlar kuruyoruz, medyada bunun doğru şekilde yer almasıyla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Böyle bir çalışmanın kurucusu, üyesi olduğum için de onur duyuyorum, her yerde bunu ifade ediyorum.
Cemil Aksu, "Suruç Katliamı'yla ilgili eylem, etkinliklere 2 defa katıldığım söyleniyor. Bu da yanlış. En az 20 kere-30 kere katıldım. İftihar duyuyorum, bunu sorumluluk olarak görüyorum. 6 gün sonra 11. yıl dönümü. Eğer tahliye olursam 20'sinde yine katılırım" dedi.
Aksu, Atılım Gazetesi'nin 30. yıl etkinliğinin dosyada 'suçlama' olarak yer almasına karşı, "Etkinliğe davet edildim. Benim de yazılarımın yayınlandığı, takip ettiğim bir gazete ve ben de katıldım. Bu etkinlik zaten canlı olarak yayınlanmış, dosyadaki görüntüler de o canlı yayından alınmış. Eğer bu etkinlik yasadışıysa neden engellenmedi. Etkinlik yasal ama katılmak yasadışı" diyerek tepki gösterdi.
Savcı, Aksu'nun tahliyesine karar verilmesini talep etti. Mahkeme, Cemil Aksu hakkında tahliye kararı vererek duruşmayı 8 Aralık 2026'ya ertelendi.
Kaynak: ETHA