Malum, Bilgi’nin Santralİstanbul diye bilinen Haliç’teki kampüsünün arsası bizimdir. Resmi dille ifade edecek olursak arsa kamu malıdır, kullanımına devlet karar verir. Devletin nasıl karar verdiği, kime, hangi ilişkilere dayanarak bu arsayı tahsis ettiği kapalı kapılar ardında gerçekleşir. Şeffaflık neredeyse sıfırdır, bu sürecin bilgileri eksiktir. Bu durum, tabii ki devletin söz konusu arsayı özel üniversite sahibi olmak, işletmek isteyenlere aktarış mekanizmasının adını koymamıza engel değil

Teşbihte hata meselesini bir kenara koyalım; benzerliğin var olduğunu kabul etsek de sorun bitmiyor! Sucuk sosis, sosis de sucuk olmadığına göre Bilgi Üniversitesi’ni acaba hangisine benzetmek daha uygun olur? Cevap, soruyu kime sorduğunuza bağlı: Alaattin Bilgi’ye göre sucuk, Nail Satlıgan/Mehmet Selik ikilisine göre ise sosis fabrikasına!
Bilindiği üzere Kapital’in I. Cilt’inin 2 farklı çevrisi var: İngilizce’sinden Alaattin Bilgi çevirisi (Sol Yayınları) ve Almanca’sından Nail Satlıgan/Mehmet Selik çevirisi (Yordam Kitap). Bu sucuk/sosis kelimesi Kapital’in Almanca’sında wurst, İngilizce’sinde ise sausage olarak geçiyor. Alaattin Bilgi sosis (s. 520), Satlıgan/Selik ise sucuk (s. 486) şeklinde çevirmiş bu sözcüğü.[1]
Satlıgan/Selik çevirisinden aktaralım:
“Yalnızca, kapitalist için artık değer üreten ya da sermayenin değerlenmesine hizmet eden işçi, üreticidir. Maddi üretim alanı dışından bir örnek alacak olursak, bir öğretmen, öğrencilerin kafalarını işlemekle kalmadığı, ama aynı zamanda girişimcinin zenginleşmesi için çalıştığı durumda üretici işçidir. Girişimcinin sermayesini bir sucuk fabrikasına yatıracak yerde bir eğitim fabrikasına yatırması, bu ilişkide herhangi bir değişikliğe yol açmaz.” (s. 486, abç).
Sucuk ya da sosis tabii ki farketmez; yukarıdaki alıntıda önemli olan eğitim kurumunun faaliyeti ve çalışanları itibariyle kapitalist bir fabrika olarak kavramsallaştırılması. Öğrencilerin kafalarını işleme faaliyeti ile iştigal eden öğretmenler (Bilgi Üniversitesi’nin hocaları) artık değer üreten üretken emekçilerdir diyor Marx. Özel üniversite öğretim üyeleri şüphesiz Marx dedi diye kendilerini işçi olarak görmeye başlamayacak. Nitekim, geçerken hatırlatalım, Bilgi Üniversitesi’nde yürüttüğümüz sendikalaşma hareketi sırasında öğretim üyelerinin bir kısmı kendilerinin niçin emekçi sayılmamaları gerektiği hakkında bayağı dil dökmüşler, bizi ikna etmeye çalışmışlardı. Sonunda “ikna odaları” işe yaramamış “vakıf” üniversitelerinde bir ilk olarak sendikamızı kurmuştuk.
***
Gelelim Bilgi Üniversitesi adlı fabrikanın mülkiyetinin el değiştirme mekanizmasına. Malum, Bilgi’nin Santralİstanbul diye bilinen Haliç’teki kampüsünün arsası bizimdir. Resmi dille ifade edecek olursak arsa kamu malıdır, kullanımına devlet karar verir. Devletin nasıl karar verdiği, kime, hangi ilişkilere dayanarak bu arsayı tahsis ettiği kapalı kapılar ardında gerçekleşir. Şeffaflık neredeyse sıfırdır, bu sürecin bilgileri eksiktir. Bu durum, tabii ki devletin söz konusu arsayı özel üniversite sahibi olmak, işletmek isteyenlere aktarış mekanizmasının adını koymamıza engel değil. O zaman açıkça belirtelim: ilk olarak arsanın 20 yıl için Bilgi’ye tahsisi tipik bir özelleştirme uygulamasıdır.[2]
Kamu arsasının özelleştirme yolu ile bir şirkete tahsisi Marksist açıdan bakıldığında “mübadele yolu ile kâr” (profit on alienation) edinmenin ilk aşamasını oluşturur. Bu mekanizmayı, kavramın kendisini ve Türkiye’den ampirik kanıtlarla somutlanmasını bir başka yazıda ayrıntılı bir biçimde tartıştığımız için burada sadece Bilgi’ye kamu arsası tahsisi bağlamında kısaca değinmekle yetiniyorum.[3]
Devletin sahip olduğu arsa kamusal servetin parçasıdır. Özelleştirme bağlamında (veya bir başka benzer uygulama yoluyla), devlet sahip olduğu arsayı kapitalist bir girişimciye piyasa fiyatının altında sattığında kamusal servet, piyasa fiyatı ile özelleştirme fiyatı arasındaki fark kadar azalır. Tabii, aynı anda girişimcinin serveti (sermayesi) de aynı miktarda artar. Girişimcinin servetindeki bu artışın kaynağı üretimde yaratılmış ve kapitalistçe el koyulmuş artık değer değildir. Özelleştirme sırasında piyasa fiyatı ile özelleştirme devir fiyatı arasındaki farka tekabül eden miktar mübadele yoluyla edinilmiş kârdır. Kısacası, ekonominin geneli açısından toplam servette bir değişiklik olmamasına rağmen servet el değiştirmiş, kamudan girişimciye servet transferi gerçekleşmiştir.
Şüphesiz, hem Bilgi Üniversitesi özelinde hem de kamu arazilerinin girişimcilere satılması/kiralanması genelinde kâr elde etmenin tek yolu ucuza alınan arsanın piyasa fiyatında veya üstünde satılması, yani “mübadele yolu ile kâr” değildir. Yine de bu ihtimali aşağıdaki şeklin sol tarafında, alım-satım (mübadele) işlemlerinin safhalarını gösteren kutular ile izlemek mümkün. Şeklin sağ tarafında ise tıpkı Bilgi özelinde ve birçok kamusal arsa üzerinde inşa edilen otel ve benzeri gayrimenkullarda gözlemlediğimiz gibi inşaat faaliyetinde yaratılan artık değere el koyma yoluyla elde edilen kâr da gösterilmiştir.

Örneğin, sadece Santralİstanbul arsasının üzerindeki elektrik santralının restorasyonunun bile 45 milyon dolara mal olduğu iddia edilmektedir, ki bu süreç artık değer yaratma sürecidir ve de tahsis edilen gayrimenkulün piyasa değerini arttıracaktır.[4]
Bilindiği üzere Bilgi Üniversitesi 2006 yılında Laurate Education adlı ABD menşeli uluslararası bir şirkete (eğitim fabrikasına) satıldı. Gerçi bu satış işlemi erişebildiğimiz kaynaklarda söz konusu şirketle “uzun vadeli bir işbirliği”[5] şeklinde duyuruldu ve satış bedeli açıklanmadı. Tahmin edilen miktar 70 milyon dolar civarında.[6] Dolayısıyla, Santralİstanbul’un bu ikinci mülkiyet değişimi sırasında, ödenen miktara bağlı olarak, mübadele yoluyla elde edilmiş bir kâr söz konusu olabilir.
Üçüncü mülkiyet değişimi ise Bilgi’nin 2019 yılında üçüncü kez el değiştirerek Can Holding’e 90 milyon dolara satılmasıdır. Soru şu: Can Holding gerçekten 90 milyon dolar ödemiş midir? Ödediyse kime ödemiştir? Bu soruların cevabını kısmen SEC (Securities and Exchange Commission –ABD’deki borsa işlemlerini denetleyen Federal hükümetin kurumu)– kısmen internet bilgilerine dayanarak spekülatif bir biçimde vermek mümkün.
SEC’in borsada işlem gören ve değeri 10 milyon doları aşan şirketlerden topladığı açık bilgilerde Laurate Education’ın Bilgi’yi Can Holding’e satışı sırasında zarar ettiği yazıyor! Bu zararın ne kadarının gerçek ne kadarının şirket muhasebesinde yapılan akrobasiden kaynaklandığını tespit etmek zor. Yine de, şimdiye kadar yerli basında rastlamadığım bu bilgileri paylaşmakta yarar görüyorum.
SEC’teki Laurate Education raporuna göre gerçekten Can Holding 90 milyon dolarlık bir ödemeyi Hollanda’da kayıtlı Education Turkey B.V.’ye (KvK 34259110; LEI 724500XLCSTLZOBR5D26) yapıyor. Fakat, bu nakit ile satın alınan Bilgi’nin kasasında SEC raporuna göre 89 milyon dolar bulunduğu belirtiliyor. Dolayısıyla, bu miktar dikkate alındığında Bilgi’nin Can Holding’e maliyeti sadece 1 milyon dolar olmuş oluyor! Öte yandan, Laurate Education ise SEC raporunda satış sırasında Bilgi’nin değerinin 127.7 milyon dolar olduğunu belirtip, aslında bu satış işleminde 37.7 milyon dolar zarar ettiğini belirtmiş!
Kısacası, Bilgi’nin mülkiyet el değiştirdikçe birilerinin “mübadele yolu ile kâr” hatta zarar etmiş olmaları mümkün. Öte yandan, kamu mülkü üzerine inşa ettikleri eğitim fabrikasında çalışanların ürettiği artık değere el koydukları ve eğitim metaını satarak zenginleştikleri ise kesin.
Dipnotlar:
[1] Kapital’in Almanca baskısında Marx ayrıca İngilizce olarak “extensive sausage maker” şeklinde kaynağı henüz tespit edilememiş bir alıntı yapıyor. Mehmet Selik, Odak Yayınları’nca 1974’te yayımlanan Kapital çevirisinde bu ifadeyi “büyük sucuk ve sosis fabrikatörü”, Alaattin Bilgi “büyük sosis fabrikatörü”, Satlıgan/Selik ise “büyük salam ve sosis üreticisi” şeklinde çevirmiş. Kısacası, sausage/wurst çevirisindeki kararsızlık bu İngilizce ifadenin Türkçeleştirilmesi sırasında da sürmüş.
[2] Silahtarağa Elektrik Santrali’nin İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne tahsisi 1 Mayıs 2004 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde gerçekleşti: https://www.bilgi.edu.tr/tr/universite/hakkinda/kurumsal-ilkeler/topluma-hizmet/enerji-muzesi/
“Bu protokole karşın, 2001 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi ile elektro-teknopark kurmak için plan hazırlayan Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi dava açtı. Ancak bakanlık İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin projesini onayladı.” https://tr.wikipedia.org/wiki/Santralistanbul
Keza, Kuştepe kampüsü de Şişli Belediye’since Bilgi’te tahsis edilmiş. Ancak, akabinde söz konusu kampüsün irtifa hakkı, değeri, kullanım şekli vs. dava konusu olmuştur. Bu konuda Bilgi yönetimin açıklaması için: https://www.bilgi.edu.tr/tr/haber/8219/kamuoyuna-duyuru/
[3] Duman, A. ve Tonak, E. A. 2024. “Clarification and Application of the Category Profit on Alienation”. Review of Radical Political Economics. 56(2) 233 –246
[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Santralistanbul#cite_note-5
[5] https://www.sozcu.com.tr/son-dakika-istanbul-bilgi-universitesi-satildi-wp5315948
[6] Bilgi’de beraber çalıştığımız, sendikalaşma çabamızda başı çeken Aslı Odman’a ve Hakan Arslan’a bu el değiştirmelerin geri planını araştırırken gösterdikleri dayanışma için teşekkür etmek isterim.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.