CHP'nin de YENİ Parti'nin de kaderi, muhalefetin bölünmüş enerjisini birleştirip birleştiremeyeceklerine bağlı ilerleyecek, özellikle de seçmenin “yenilik” arzusunun “gelenek” nostaljisine galip gelip gelmeyeceğine ve iktidarın da bu parçalanmadan nasıl besleneceğine tabi!

Mutlak butlan kararıyla beraber "anlaşırlar mı anlaşamazlar mı" diye sorarken işittiğimiz o çatırdama seslerinin derin bir kırılma yaratacağını hikayenin en başından tahmin edenler olarak, CHP'nin, Meclis aritmetiğinde beşinciliğe, CHP'den kopanlarla ortaya çıkan YENİ Parti'nin ise aynı aritmetikte ikinciliğe, hatta ana muhalefet statüsüne yükselmesine çok şaşırmadık.
Bir tarafta 91, diğer tarafta 44 milletvekili var...
Bu, birbirinden ayrılan iki kalabalık noktasında, YENİ Parti'ye gidenlerin bir yol haritası var gibi, bunu anladık. Hatta olası tüm köprüleri de yaktılar, bunu da ama... Geride kalanların hepsinin yüzde yüz Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyip desteklemediğini anlamadık.
Kimileri, geride kalanların bir kısmı için, "Özgür Özel'i bekliyorlar" diyor, derken de 'parti içi muhalefet' sinyali veriyor.
Yok, anlamadığımız tek şey bu değil...
Gidenlerin ardından, "Cumhuriyet Halk Partisi arınmak zorunda olan bir partidir. Neyse, çok şükür, o da büyük ölçüde gerçekleşti" diyen Kılıçdaroğlu CHP'sinin son OLAYLI üye katılım töreninde bulunan Milletvekillerinin 44 sayısına erişememesindeyiz! 44'ün hepsi niye katılmadı, anlamadık! Neden katılmamayı tercih ettiler, anlamadık! Kılıçdaroğlu'nun bu en can alıcı gövde gösterisinde olmamayı nasıl bir nedenle gündemlerine aldılar, hiç anlamadık!
Yine de bu süreçte beni gülümseten çok şey oldu!
Mesela, YENİ Parti ismini, TV ekranlarında, üç bilinmeyenli denklem çözercesine yorumlayanların, YENİ'deki 'E' ve 'İ' harflerinden yola çıkıp, partinin aslında Ekrem İmamoğlu adına kurulduğunu söylemeleri :) Hatta bir tanesi, 'YENİ RAKI' benzetmesi bile yaptı :) Tabi 'NETFLIX' kanalının 'N' harfinde duranlar da :) Hemen hepsini izlerken ki ruh halim, Devlet Bahçeli'ye, PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından gönderilen halının desenlerini, benzer bir şekilde TV ekranlarında çözümlemeye çalışanları izlerken ki ruh halinden kesinlikle farklı değildi :)
Bundan sonrası mı?
Hala aynı yerdeyim, kendi adıma!
Kılıçdaroğlu CHP'sinin, bugünkü şartlarda baraj altı kalacağını, Özgür Özel cephesinde birleşen YENİ Parti'nin ise biriken toplumsal kredisinin etkisiyle, AKP'nin ardından ikinci parti çıkacağını düşünüyorum. Hatta ülke şartlarının da etkisiyle, barajın üstüne sadece AKP ve YENİ Parti'nin çıkacağını da... CHP'nin kardeş partisi olan ve Ekrem İmamoğlu'na en başından bu yana açık bir destek veren Alman Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) lideri Lars Klingbeil'in, demokrasi mücadelesi açısından "cesur ve tarihî bir yeni başlangıç" diye nitelendirerek, YENİ Parti'ye ve Özgür Özel'e tam destek açıklaması yaptığı bir dönemde özellikle de!
Haklısınız, 2028'e oldukça uzun bir zaman var ve Türkiye siyaseti gibi günlük yaşayan, günlük de tüketen bir modelde, o güne kadar her şey tepe taklak da olabilir, beklentilerin hepsini çöpe atıp yepyeni bir tablo da yaratabilir.
Günün özetinde ne mi denebilir?
Bana kalırsa, CHP'nin de YENİ Parti'nin de kaderi, muhalefetin bölünmüş enerjisini birleştirip birleştiremeyeceklerine bağlı ilerleyecek, özellikle de seçmenin “yenilik” arzusunun “gelenek” nostaljisine galip gelip gelmeyeceğine ve iktidarın da bu parçalanmadan nasıl besleneceğine tabi!
Hazır o 'beslenmeden' bahsetmişken;
...iktidara yakın yandaş kalemlerin, köşelerinden ve TV ekranlarından, hala ve ısrarla Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP'sini savunma ve ayakta tutma sebeplerinde de kalın biraz ve iyi düşünün!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.