Barınaklar köpekleri kurtarma değil yok etme mekanlarıdır. Buralarda bilinçli, sistematik, programlı, düzenli yöntemler uygulanarak köpekler öldürülür. Yani barınaklar bilerek bu hale getirilir. Sokakta yaşarken bakım, tedavi, mama, aksesuar, ilaç gibi tüketim harcamalarının dışında kalan sokakta yaşayan köpekler sermayeye kâr sağlamadığı için toplanır ve öldürülür

Biliyoruz ki, hayvan haklarının yasal biçimde varlığı ne yazık ki hayvanları haklı kılmaya yetmiyor, hayvanların hakları sahipleri üzerinden tanımlanıyor. Yani hayvanın hakkı olabilmesi için önce sahibinin olması gerekiyor. Peki sahibi olmayan hayvanlar? Onların hakları malesef bulunmuyor! Hayvanların haklarını arayacağı kamusal alan yokluğu hayvan karşıtı yasalaşmaya alan açıyor. Bu süreç beraberinde hayvanların şiddet görmelerinin makul sayılmasını sağlıyor. Örneğin; "Köpek önüme çıktı ben de vurdum" ya da "Bana saldıracağını düşünüp öldürdüm" türünden gerçek dışı suçlamalar ve çarpıtmalar çok kolay üretilebiliyor. Asıl önemli olan da sessiz çoğunluğun sessizce bu yalanları dinlemesi.
Kullanılan dil şiddetin en önemli üretim yerlerinden bir tanesi. Hayvanların dilsel saldırı öğesi haline getirilmesi onlara uygulanan şiddetin adeta belgesi. İnsanın insana hayvanlar üzerinden gerçekleştirdiği dilsel saldırılar hayvan gibi insan, öküz gibi görünüyor vb.) sadece insana yönelmez, hayvanlarıda ötekileştirip aşağılamak ve yok saymak üzerine kurulur. Şu soruyu soralım; köpek gibi insan diyen birisi hakaret suçlaması ile karşı karşıya kalırken suçlamanın orjininde bulunan köpekten niye özür dilenmez? Şiddetin temel taşlarından birisi olan bu dilin erkek egemen bir dil olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz.
Şiddetin meşrulaştırılarak kabul görmesinin ve hatta devam ettirilmesinin en önemli alanları barınaklar, deney merkezleri, hayvanat bahçeleri, sirkler, hayvan dövüşleri, mezbahalar ve avcılıktır. Şimdi bunlara kısaca değinelim.
Barınaklar; ağır sağlık koşulları, açlık, hastalık, sıcak ve soğuk havalarda barınamama, susuzluk, kötü muamele, en sonunda da vahşice öldürme.
Barınaklar köpekleri kurtarma değil yok etme mekanlarıdır. Buralarda bilinçli, sistematik, proğramlı, düzenli yöntemler uygulanarak köpekler öldürülür. Yani barınaklar bilerek bu hale getirilir. Sokakta yaşarken bakım, tedavi, mama, aksesuar, ilaç gibi tüketim harcamalarının dışında kalan sokakta yaşayan köpekler sermayeye kâr sağlamadığı için toplanır ve öldürülür.
Deney merkezleri; gözlerden uzak en acımasız şiddet mekanlarından bir tanesidir. Bilim adına yapılan bu işkenceler akla şu soruyu getirir: Kimin için bilim? İlaç, kozmetik, tekstil, gıda ve daha bir çok alanda yapılan deneyler daha çok kâr elde etmek adına uygulanan cinayetlerdir. Zaten ilaç sektörü denen şeyde önce hasta etme sonra sözüm ona iyileştirme üzerine kurulu yalan düzeneğidir! Unutmasınlar ki hiçbir bilimsel yöntem hayvanlara uygulanan şiddeti meşrulaştıramaz!
Hayvanat bahçeleri için şu soruyu soralım: Bir canlının bu zindanlara kapatılıp yaşadığı büyük acıları zevkle izlemek nasıl bir ruh halini gerektirir? Normal şartlarda buluşması imkansız insan ve hayvan, insanın isteğiyle buralara hapsedilir. O vakit soralım; insan Bengay kaplanını görmek istiyor da, Bengay kaplanı insanı görmek istiyor mu? Hayvanat bahçeleri doğal ortam imajı verilen sahte oyun alanlarıdır. Dolayısıyla buradaki hayvanların ne olduklarını değil ne olmadıklarını bize anlatır.
Sirkler; ağır şartlar altında çalışırken fiziksel aktivite sergilemeleri istenen işkence çadırlarıdır. Eğlence adı altında yapılan bu gösterilere itiraz ediyor ve diyoruz ki, hayvanlar eğlence aracı değildir! Doğadan, ailesinden, arkadaşlarından koparılan, yaşamdan dışlanan, kendisine yabancılaşan ve acı içinde yaşamı sonlanan hayvanların hüzün dolu mekanıdır sirkler.
Hayvan dövüştürmek, hayvanları dışarıdan zorlama ile kendi istem ve iradesi dışında bir eyleme katmak demek. Burada istemeden, zorla dövüştürülen hayvanlar ile isteyerek dövüştüren insan ikilemi ile tekrar karşılaşıyoruz. Hayvan dövüşleri ne bir oyun ne de bir spordur. Hayvan dövüşleri sonu ölümle biten canlı kumar oyunudur.
Mezbahalar; otun ete, etin cesede, cesedin de marketlerde pazarlanması sürecinin ilk adım yerleridir. Bu anlamı ile mezbahalar kapitalist kadavra medeniyetinin simgeleridir. Buralarda tek geçerli kanun öldürmektir ve bu öldürene zevk verir halde gerçekleştirilir. Unutmayalım ki et yemek sistemi sorgulamanın önemli bir aracıdır.
En başta belirtelim, avcılık spor falan değildir. Ölüm amaçlı bir eylem spor olabilir mi? Yaşamın doğalı, yabanı olmaz. Yaşam bütündür ve kategorilere ayrılamaz. Doğal yaşam ve kent yaşamı iyidir, yaban hayatı kötüdür anlayışı türcü faşist bir anlayıştır. Bu anlamı ile avcılık tüm yaşam değerlerine yapılan bilinçli bir suikasttir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.