Marksist emek değer teorisi emperyalizm, bölgelerarası değer transferi, ekolojik yıkım gibi yeni olguları anlayabilmemiz için de olmazsa olmaz bir anahtardır. Güney Işıkara ve Patrick Mokre’nin kitabı, emek değer teorisinin bu ihtiyacı nasıl karşıladığını yetkin bir biçimde gösteren ve ampirik kanıtlarla nasıl kullanılabileceğini somutlayan bir el kitabı niteliğinde

Marksistler arasında bile emek değer teorisinin ne menem bir şey olduğu, ne işe yaradığı pek bilinmez. Genel geçer, kulaktan dolma bir iki cümle ile yetinilir: “Metaların değerini emek belirler” ya da “sömürünün kaynağı kapitalistlerin el koyduğu artık değerdir” gibi. Oysa, Marksist emek değer teorisi kapitalizmin gelişme ve kriz dinamiklerini kavramamız için ne kadar elzem ise kapitalizm geliştikçe ortaya çıkan emperyalizm, bölgelerarası değer transferi, ekolojik yıkım gibi yeni olguları anlayabilmemiz için de olmazsa olmaz bir anahtardır. Güney Işıkara ve Patrick Mokre’nin kitabı, Sinir Uçlarında Marx’ın Değer Teorisi; Klasik Politik İktisat, Emperyalizm ve Ekolojik Çöküş[1] emek değer teorisinin bu ihtiyacı nasıl karşıladığını yetkin bir biçimde gösteren ve ampirik kanıtlarla nasıl kullanılabileceğini somutlayan bir el kitabı niteliğinde.
Kapitalizmi anlamak, değiştirmek niyetinde olanların bu toplumsal yapının kendini nasıl yeniden ürettiğini, çalkantılı seyrini çözümleyebilmesi gerekir. Bu çabanın odaklanması gereken asli kerte de üretim alanıdır. Üretim yapmayan toplum ölür. O zaman, neyin, nasıl üretildiği, ürünlerin değerinin ve fiyatının nasıl belirlendiği, yaratılan zenginlikten kimin, hangi mekanizmalarla ne aldığı ilk ağızda cevaplanması gereken sorular olarak karşımıza dikilir. Zaten, bu sorular da Marksist emek değer teorisinin bizatihi temel sorularıdır. Kaldı ki, Işıkara ve Mokre’nin kitabı bu soruların ötesine geçerek, değer teorisini son derece yaratıcı bir biçimde günümüzün en yakıcı sorunları olan emperyalizm ve çevre tahribatı alanlarına da uyguluyor, teorik ufkumuzu zenginleştiriyor.
Kitap benzer çalışmalara hakim eklektik perspektif ve spekülatif üslup yerine teorik iddialarını küresel ölçekte ampirik kanıtlarla sınıyor, günümüz kapitalizminin seyrini elle tutulur hale getiriyor. Bu yanıyla da Sinir Uçlarında Marx’ın Değer Teorisi kendini müstesna bir konuma yerleştiriyor. Öte yandan, ele alınan konuların niteliği ve öne sürülen tezlerin orijinalliği bu tür akademik bir kitabın dilini de ister istemez oldukça teknik yapıyor. Dolayısıyla, kitaba tam vakıf olabilmek için belli bir teorik donanımın gerekli olduğunu söylemeliyim.
Hem Mokre hem de Işıkara doktoralarını New School for Social Research’ün İktisat Bölümü’nde Anwar Shaikh’le tez yazarak tamamladı. Her ikisi de akademik kariyerlerinin nispeten başında öğretim üyeleri olarak Avusturya’da (Mokre) ve ABD’de (Işıkara) çalışmalarını sürdürüyor. Yıllar önce benim de tez danışmanlığımı yapan Shaikh’in son kitabında (Kapitalizm – Kırmızı Yayınları) ana akım iktisadın içi boş tam rekabet, eksik ya da tekelci rekabet kategorilerine alternatif olarak geliştirdiği gerçek rekabet (real competition) kavramsal çerçevesi Işıkara ve Mokre tarafından yaratıcı bir biçimde kullanılmış. Gerçek rekabet yaklaşımının yanısıra kitapta hem Shaikh’in hem eski öğrencilerinin çalışmalarından yararlanıldığını ve bu yanıyla Işıkara ve Mokre’nin bir tür New School/Shaikh ekolünün gelişmesine de katkıda bulunduğunu söylemek mümkün.
***
İçerik olarak yoğun, üslup olarak da oldukça teknik sayılabilecek kitap nispeten kısa bir Giriş’ten sonra dört bölümden oluşuyor: Klasik İktisatta Değer ve Fiyatlar; Emek Değer Teorisinin Ampirik Gücü; Uluslararası Ticaret, Değer Transferi ve Emperyalizm; Ekolojik Çöküş, Toprak Rantı ve Değer Yasası. Yazarların da belirttiği üzere her bölümün başında o bölümün gerektirdiği teorik geri plan, kavramlar kümesi ayrıca tartışıldığı için bölümler sıra gözetmeden de okunabilir.
Kitabın dayandığı ampirik veri tabanı EXIOBASE projesinin geliştirdiği ekolojik, çok bölgeli girdi-çıktı tabloları. EXIOBASE temelli değer ve fiyat modeli hem piyasa fiyatları, üretim fiyatları ve doğrudan fiyatlar arasındaki ilişkileri hem de bunlar arasındaki sapmaları çözümleme imkânı sağlıyor. Ayrıca, aynı çerçeve emperyalizm bağlamında uluslararası değer transferlerinin ve ekolojik çöküş bağlamında da toprak rantının rolünün kavranmasına hizmet ediyor.
“Değerler fiyatları açıklıyor mu?” sorusu hem Marksistler arasında hem de emek değer teorisini çürütmeye çalışanlarca yıllardır tartışılır. Dönüşüm Sorunu bağlamında bu soru kavramsal olarak ele alınmış, farklı algoritmaların, “çözümler”in önerildiği geniş bir literatür oluşmuştur. Işıkara ve Mokre, bence haklı gerekçelerle bu tartışmaya girmeden, değerlerle fiyatların birebir tekabülünün zaten sözkonusu olmadığını vurgulayarak değer-fiyat sapması olgusunun nicel olarak saptanmasına yoğunlaşıyor. Vardıkları sonuçlar emek değer teorisinin açıklayıcılığını net bir biçimde gösteriyor: 1995–2020 dönemi için ele alınan tüm ülkeler bazında hesaplanan sapmaların ortalaması Piyasa Fiyatları–Doğrudan Fiyatlar arasında %14,14; Piyasa Fiyatları–Üretim Fiyatları arasında %13,20; Üretim Fiyatları–Doğrudan Fiyatlar arasında ise sadece %2,89’dir.
Bahsedilen sapmalar kitapta geliştirilen değer transferi (value transfer) ve değer yakalama (value capture) kategorilerinin tanımı ve kullanımı bakımından da önem taşıyor. Şöyle ki: bu tanımlara göre değer transferi kâr oranlarının eşitlenmesi sürecinde ve üretkenlik farkları yüzünden doğrudan fiyatlarla üretim fiyatları arasındaki farklara bağlı olarak gerçekleşirken; değer yakalama üretim ve üretim dışı sektörler arasında artık değerin yeniden paylaşımı sırasında doğan üretim fiyatlarıyla piyasa fiyatları arasındaki farklardan kaynaklanıyor.
Kitabın en orijinal bölümleri Uluslararası Ticaret, Değer Transferi ve Emperyalizm ile Ekolojik Çöküş, Toprak Rantı ve Değer Yasası bölümleri. Bu bölümlerden ilkinde Arghiri Emmanuel ve Ernest Mandel’in katkıları da dikkate alınarak emperyalizmin iktisadi veçhesinin önemli bir boyutu olan uluslararası ticaret yoluyla aktarılan değer konusu inceleniyor. Bu bağlamda gerçekleşen değer transferi rekabetçi mekanizmaların belirlediği doğrudan fiyatların üretim fiyatlarına dönüşümü sırasında vuku bulur. Işıkara ve Mokre değer transferi’nin EXIOBASE veri tabanındaki girdi-çıktı tablolarını kullanarak 159 sektör ve 44 ülke için yıllık üretimin %5,9’u kadar olduğunu tespit ediyor. 1995-2020 dönemi boyunca gerçekleşen 70 trilyon Avro’luk toplam değer aktarımından en çok (%75 oranında) ABD, Japonya ve Çin’in yararlanmış –Türkiye ise tahmin edilebileceği üzere değer kaybeden ülkeler arasında. Ayrıca, dönem boyunca toplam değer transferinin nispeten eşit oranda değer kompozisyonu ve artık değer oranı farklılaşmasından kaynaklandığının ampirik olarak gösterilmesi de bu bölümün orijinal katkılarından. Değer yakalama, yani üretim sektörlerinde yaratılan artık değerin üretim dışı sektörlerce (özellikle ticaret, finans ve sigorta gibi) uluslararası ölçekte el konulması da ampirik olarak incelenerek İngiltere, ABD ve Almanya’nın bu mekanizma ile aktarılan artık değerden en çok yararlanan ülkeler oldukları gösterilmiş. Işıkara ve Mokre’nin de teslim ettiği üzere bu mekanizma ile ele geçirilen değer miktarının hesaplanmasında veri kaynaklarının yeterince tutarlı ve kapsayıcı olmamasından doğan zorluklar mevcut. Ve bizatihi bu durum hesaplanan miktarın (küresel yıllık üretim değerinin %0.15’i) gerçek değerden çok daha küçük olması sonucunu doğuruyor.
Özellikle Ekolojik Çöküş, Toprak Rantı ve Değer Yasası bölümünün ekolojik çöküş literatürüne önemli bir katkı yaptığını düşünüyorum. Bölümün ilk kısmında klasik iktisatçıların rant konusuna yaklaşımı, aralarındaki farklar ayrıntılı ve son derece sarih bir biçimde özetlendikten sonra Marx’ın mutlak, diferansiyel ve tekel rantlarına ilişkin görüşleri sistematik olarak tartışılıyor. Rant kategorisi radikal iktisatçılar tarafından bile sadece gelir dağılımı kertesine ilişkin, üretim kertesi dışı ve sermaye birikim sürecinden bağımsızmışçasına kullanılıyor[2]. Işıkara ve Mokre bu bölümde de geliştirdikleri modeli bu kez toprak kullanımına, doğal kaynaklardan yararlanma faaliyetlerine üretim fiyatları ile piyasa fiyatları arasındaki sapmaları inceleyerek uyguluyor. Dolayısıyla, ampirik olarak doğal kaynakları üreten sektörlerle bu sektörlerin çıktılarını girdi olarak kullanan sektörlerin fiyat sapmalarının yönü ve boyutu da ampirik olarak belirlenmiş oluyor. Bölümün son kısmında ise radikal ekolojik literatürde kullanılan ekolojik eşitsiz gelişme, metabolik yarılma gibi kavram ve yaklaşımlar emek değer teorisi perspektifinden tartışılarak son tahlilde ekolojik krizlerin kapitalist birikimin zorunlu sonucu olarak yorumlanması gereği vurgulanıyor.
Başlıkta “kitabı kaçırmayın” derken hem İngilizce bilen okuyuculara hem de yerli yayıncılara seslenmeye çalıştık. Umarım, Sinir Uçlarında Marx’ın Değer Teorisi; Klasik Politik İktisat, Emperyalizm ve Ekolojik Çöküş yakında yayıncısını ve çevirmenini bulur ve Türkiye’de de okuyucusuna ulaşır.
Dipnotlar:
[1] Işıkara, Güney and Mokre, Patrick. 2025.Marx’s Theory of Value at the Frontiers; Classical Political Economics, Imperialism and Ecological Breakdown. New York: Routledge.
[2] Bazen moda tartışmalara müdahale etme adına Marx’ın rant kategorisinin gevşek bir biçimde kullanıldığına da rastlıyoruz. Taze bir örnek teknofeodalizm tartışmasına katılan Kohei Saito ve Ryuji Sasaki’nin “Rentier Capitalism, Technofascism and the Destruction of the Common” (Rantiye Kapitalizmi, Teknofaşizm ve Müştereklerin Yıkımı) yazısı. Saito, Kohei ve Sasaki, Ryuji. 2025. “Rentier capitalism, technofascism and the destruction of the common.” Area Development and Policy.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.