Ülker Sokak – Eylem Çağdaş Babaoğlu (Feminist Bellek)

Ülker Sokak’ı bir “namus sorunu” olarak görmüş, devlet ve millet adına, ülkücüler adına müdahale edebilmişlerdir

Ülker Sokak – Eylem Çağdaş Babaoğlu (Feminist Bellek)

Her şeyden önce Ülker Sokak’ın ve Cihangir’in özel durumuna, trans toplumu açısından önemine değinmek gerekir. Translar için İstanbul’da en uygun yerler çoğu zaman Beyoğlu civarı olmuştur. Beyoğlu, seks işçiliğinin uzun zamandır kurumsallaştığı bir yer olagelmiştir. Genelevin yakın olduğu ve onun dışında enformel evlerin yüzlerce yıldır olduğu bir alandır Beyoğlu. Galata’nın, Pera’nın evleri çok eski zamanlardan beri meşhurdur. Dolayısıyla translar burada rahat etmişlerdir.[1]

Transların gece çalıştıkları kulüpler Aksaray’da, Beyoğlu’ndadır. Tarlabaşı, kiraların uygun olmasına karşın sürekli taciz altında oldukları bir yerdir. Zamanla Cihangir’e yerleşen translar burada biraz rahat etmişlerdir. Pürtelaş, Kazancı ve Ülker Sokak’ta bir anlamda yuva kurmuşlardır. Demet Demir’in anlatımına göre operasyonların yapıldığı ‘96 yılının Mayıs ayına değin 80’e yakın trans vardır Ülker Sokak’ta.[2]

1996 Mayıs’ında, uluslararası bir organizasyon olan Habitat II Zirvesi’ne bir hafta kala bir “temizlik operasyonu” yapılmıştır.  Sistemli bir operasyondur; evlerin kapısı kırılmış, bir transın evi yakılmış, bakkal alışverişleri yasaklanmıştır. Yine Beyoğlu Emniyet Amirliği, Beyoğlu Belediyesi ve Güngör Gider[3] üçlüsünün iş birliğiyle bir kuaför, bir bakkal ve bir su deposu kapatılmıştır.

Ülker Sokak’taki olayların başlangıcını ‘95 yılında televizyon ve gazetelerde çıkmaya başlayan yanlı haberlere değin götürebiliriz. Bu yanlı ve transfobik haberlerde mahalleli ve translar arasında bir kavga, çatışma olduğu iddia edilir. Translar dehşet saçan, mahallelinin ahlakını huzurunu bozan unsurlar olarak sunulur.

Gerçi transfobi cephesi içinde birkaç ev sahibi ve o mahallede oturan üç beş kişi vardır. Toplamda 8-9 kişidirler, ancak medyanın sunumuyla öyle lanse edilmişlerdir ki bu kişiler birdenbire bütün mahallenin temsilcisi haline gelmişlerdir. Mahallede yaşayan sessiz çoğunluk ise kendi temsilcilerinin bu insanlar olduğunu medyadan öğrenir. Medya onları olduklarından farklı gösterdiği için, bir süre sonra onlar da öyle olduklarına inanmaya başlarlar ve korkunç bir havaya girerler. Ağızlarından çıkan her şey anında kamuoyuna yansımaktadır.  Yavaş yavaş onlar da kendilerini halk kahramanı, kamuoyu sözcüleri ve toplumun namus bekçisi gibi hissetmeye başlarlar (Başaran, 1996).

Dahası medya onlara nasıl davranacaklarını da öğretir. Bu insanlar birdenbire PKK’ye, Ermeni terörüne, Yunanistan’a karşı savaştıklarını söylemeye başlarlar. Türk bayrağı serdikleri masaların etrafına otururlar. Milliyetçiliğin halihazırda yükseldiği bir dönemidir. O dönem çok geçerli olan söylemleri translara karşı kullanmaya başlarlar ve çok meşru bir çete haline gelirler.

Transfobik cephenin medyadan sonra en önemli gücü Beyoğlu Emniyet Amirliği ve “Hortum Süleyman” lakabıyla bilinen Süleyman Ulusoy… Güneydoğu’da görev yaptığı, 1996’da özel tim olarak çalışırken televizyonda Pürtelaş’la ilgili haberi dinleyince “keşke orda ben olsaydım, bunları ben temizleseydim” diye düşündüğü bilinmektedir. Bildiği yöntemler de doğrudan doğruya savaş bölgesindeki yöntemleridir: ambargo uygulamak, şiddet uygulamak. Onun bu dönemde Ülker Sokak’a gelmesi de çok anlamlıdır. Hortum Süleyman, Habitat’ın başlamasından hemen önce göreve getirilmiş ve göreve getirildiği gün gidip Ülker Sokak’ı keşfe çıkmıştır. Mahallenin belli kesimleriyle ittifak yapmasını çok iyi bilmektedir. Translara yönelik olarak yoğun biçimde fiziksel şiddet uygulamıştır. Sokakta kimsenin travestilerle ilişki kurmamasını sağlamış, bakkallara ambargo uygulatmıştır. Yani ilk önce transların lojistik ilişkilerini kesmiştir. Tam bir savaş mantığıyla düşünmüştür. Bölgede çalışmış, travestileri ve transeksüelleri “terörist” olarak görmüş ve onlara karşı “terörle mücadele yöntemlerini” uygulamıştır.

Bu cephenin bileşeni bir diğer grup ise ülkücülerdir.[4] O dönemde HADEP’te bayrak düşürülme olayı olmuştur. Dolayısıyla ülkücülerin kitlesel biçimde örgütlenme faaliyetlerine giriştikleri bir dönemdir. Bunun için de tüm egemen değerleri kullanmaktadırlar. Türkiye’deki faşist yapılar genellikle ataerkilliğin toplumsal değerleriyle bütünleşerek kendisini var etmektedir. Yani toplumdaki baba, namus, şeref gibi kavramlar aynı zamanda ülkücü hareketin de değerleriyle örtüşmektedir.  Toplumda çabuk öfkelenmek, mevzuya müdahale etmek gibi bildiğimiz tüm “erkeksi” değerler aynı zamanda devlet babanın değerleridir. Ülkücüler bunu çok iyi bildikleri için bunu en kaba, en yaygın biçimde kullanmışlardır. Ülker Sokak’ı bir “namus sorunu” olarak görmüş, devlet ve millet adına, ülkücüler adına müdahale edebilmişlerdir. Bayrağı kendi mücadelelerinin, şovenist anlayışlarının simgesi haline getirmeye çalışmışlardır. Mahalleliyle de iyi ilişkileri vardır. Kolluk kuvvetlerinin en büyük destekçisi, polisin en büyük yardımcısı olmuşlardır. Belli yerlerde konumlanmış ve tek başına gezen transları dövmüşlerdir. Bu yüzden translar sokağın çevresinde bile dolaşamaz hale gelmişlerdir. Korkunç bir şiddet uygulamışlardır.

Sokaktaki bir diğer güç de sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen rantçılardır. Yaşanan olay ailelerle translar arasında bir çatışma gibi gösterilse de orada oturup “aile” gibi yaşayan kimse bu olayda aktif bir rol almamıştır. Aileler ile translar arasında belli anlaşmazlıklar varsa bile bu çatışma yaratacak bir düzeyde değildir. Asıl çelişki, rant ve para çelişkisidir. Translar o dönemde iyi para kazanmaktadırlar ve kendi aralarında dayanışma geliştirmeyi başarmışlardır. Translar bir güç oldukları için o güçle çeşitli nedenlerle çıkar çatışması yaşayan gruplar otomatikman bir araya gelmişler ve karşılarındaki bu örgütlü gücü oradan atmak istemişlerdir.

Operasyonların belirgin bir müdahaleden ziyade aylara yayılan bir yıldırma harekatı olduğu söylenebilir. Buna karşın Demet Demir’in de içinde olduğu birkaç ev ciddi bir direniş sergilemiştir. Kimi zaman perdelerle karartma uygulayıp karanlıkta mumlarla oturmuşlardır. Kimi zaman da evlere girebilmek için arka bahçelerden dolambaçlı yollar, balkonlardan sarkıtılan merdivenler ya da uç uca eklenen çarşaflar gibi sıra dışı yol ve araçlar kullanılmıştır. Yine de süreç içinde en fazla üç dört evin mahallede kaldığını söyleyebiliriz. Taşınabilenler üçerli beşerli gruplar olarak Şişli’ye, Harbiye’ye, Kurtuluş’a, Tarlabaşı’na vs. taşınmışlardır. Translar arasında evsiz kalanlar da olmuştur. Kimileri de çalışmak için caddelere, otobanlara, ana yollara değin uzanmak zorunda kalmışlardır. Pek çok trans da özellikle bu süreçten sonra sokakta hazır kıta bekleyen iktidar destekli çetelerin kurbanı olmuştur.

Kaynaklar

  • Başaran, Y. T. (2002). Pınar Selek ile Maskeler Süvariler ve Gacılar Hakkında Konuştuk. Kaos GL Dergisi, 71, 34-43.
  • Başaran, Y. T. (1996). Ülker Sokak Sakinleri ve Travestiler. Kaos GL Dergisi, 27, 3-6.
  • Selek, P. (2011). Maskeler Süvariler Gacılar, Ülker Sokak: Bir Alt Kültürün Dışlanma Mekanı. Ankara: Ayizi Kitap.

Dipnotlar:

[1] Hem Ülker Sokak olaylarına hem de Ülker Sokak’ın translar için özel konumuna ve buradaki yaşantılarına odaklanan Pınar Selek’in (2011) niteliksel çalışması bu konudaki başlıca kaynaklardandır. Ayrıca Başaran da (2002) Selek ile bu çalışmayla ilgili bir röportaj yapmıştır.

[2] “80 Sonrası Türkiye’sinde Hareket Olarak Toplumsal Cinsiyet: Lubunya Hareketinin Geçmişi ve Bugünü” isimli panel kaydına şuradan ulaşabilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=KKcl1q2l9hI&t=686s&ab_channel=hanendee (Erişim Tarihi: 27.02.2022).

Ayrıca Ülker Sokak’ın hikayesini Esmeray ve Tuğrul Eryılmaz’ın anlatımından dinlemek isterseniz bkz. https://kaosgldernegi.org/images/library/2019patikalarweb.pdf (Erişim Tarihi: 27.02.2022).

[3] Güngör Gider, Ülker Sokak operasyonunda öne çıkan bir kadındır. Güngör Gider’in büyük bir binası vardır ve yüksek fiyattan kiraya vermek istemektedir. Ancak hiçbir trans onun istediği fiyatları vermeye yanaşmamıştır. Bu örgütlülük Güngör Gider’i çok rahatsız etmiş ve büyük bir çıkar sahibi olduğu için bu karalama kampanyasında bir anlamda sözcü haline gelmiştir. Normalde başörtüsü takmazken ekranlarda başörtüsü takmış, “biz aileler, biz kadınlar” diyerek toplumun duygularını sömürmüştür.

[4] Ülker Sokak olaylarında ülkücülerin nasıl yer aldıklarını anlatan bir diğer yazı için bkz. https://www.gazeteduvar.com.tr/lgbtilarin-ustune-coken-golge-1-akp-ve-mhpnin-cinari-haber-1540600 (Erişim Tarihi: 27.02.2022).

Kaynak: Feminist Bellek

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur