3 Şubat'ta ESP merkezli operasyonlarda gözaltına alınarak tutuklanan DİSK/Limter-İş önceki dönem Genel Başkanı Kanber Saygılı'nın yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Saygılı, iddianamenin polis fezlekesinin sorgulanmadan hazırlandığını belirterek sendikal faaliyetlerin suç gibi gösterilmek istendiğini söyledi. Savcı tutukluluğun devamını isterken, mahkeme Saygılı'nın tahliyesine karar verdi

3 Şubat'ta ESP merkezli operasyonlarda gözaltına alınarak tutuklanan DİSK/Limter-İş önceki dönem Genel Başkanı Kanber Saygılı'nın yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul Adliyesi'nde görüldü. Saygılı yaptığı savunmada, hakkındaki iddianamenin hukuki değil siyasi saiklerle hazırlandığını belirterek, yargılananın sendikal mücadele olduğunu söyledi. Mahkeme, savcının tutukluluğun devamı yönündeki talebini reddederek Saygılı'nın tahliyesine karar verdi.
Savunmasına iddianameyi ayrıntılı biçimde incelediğini belirterek başlayan Saygılı, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden birinin yalnızca sanık aleyhine değil lehine olan delillerin de toplanması olduğunu hatırlattı.
Dosyada bu ilkenin tamamen göz ardı edildiğini söyleyen Saygılı, "Tarafsız ve objektif bir soruşturma yürütülseydi böyle bir iddianame ortaya çıkmazdı. Polis fezlekesi olduğu gibi alınmış, hiçbir sorgulamaya tabi tutulmadan doğrudan iddianameye dönüştürülmüş" dedi.
24 yıldır Limter-İş Sendikası üyesi olduğunu, son üç dönemde genel başkanlık yaptığını ve ocak ayında görevi yeni yönetime devrettiğini belirten Saygılı, yıllardır kamuoyunun ve emniyetin bilgisi dahilinde yürüttüğü sendikal faaliyetlerin bugün "örgüt üyeliği" suçlamasına dayanak yapılmasının hukuki değil siyasi bir tercih olduğunu ifade etti.
"24 yıl boyunca herkesin gözü önünde sendikal faaliyet yürüttüm. Aynı faaliyetler hiçbir somut değişiklik olmadan bugün suçlama konusu yapılıyor" diyen Saygılı, bunun sendikal mücadeleyi kriminalize etme girişimi olduğunu söyledi.
2008 yılına kadar tersanelerde işçi olarak çalıştığını anlatan Saygılı, iş cinayetlerine, hak gasplarına ve ekolojik yıkıma karşı mücadele ettiklerini belirtti.
Asbestli gemilerin sökümüne karşı yürüttükleri mücadeleyi hatırlatan Saygılı, Brezilya'dan Aliağa'ya getirilen asbestli geminin geri gönderilmesini bu mücadelenin önemli kazanımlarından biri olarak gösterdi.
"2008'den sonra direnişlerde yer aldığım ve işçilerin haklarını savunduğum için tersanelerde bana iş verilmedi" diyen Saygılı, "Bugün yargılanıyorsam bunun nedeni işçilerin yaşam hakkını savunmam, iş cinayetlerine karşı mücadele etmem ve ülkenin karasularının kirletilmesine karşı çıkmamdır" ifadelerini kullandı.
İddianamede siyasi bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığını söyleyen Saygılı, 2002 ile 2024 yılları arasında Limter-İş faaliyetleri dışında herhangi bir bildiri dağıtmadığını ya da afiş çalışması yürütmediğini belirtti.
Siyasi polisin sendikayı işlevsiz hale getirmek amacıyla sendikal faaliyetleri suç gibi göstermeye çalıştığını ifade eden Saygılı, Limter-İş'in işçi hakları, ekolojik yıkım, kadın cinayetleri ve emek sömürüsüne karşı mücadele eden bir sendika olduğunu vurguladı.
İddianamede Limter-İş'in eğitim uzmanı Süleyman Yeter'in ölümüne ilişkin ifadelerin de gerçeği yansıtmadığını belirten Saygılı, "Süleyman Yeter gözaltında rahatsızlanarak değil, işkence sonucu katledildi. Boynunun kırıldığı Adli Tıp raporlarıyla ortaya konuldu, sorumlu polisler yargılandı. Buna rağmen iddianamede kesinleşmiş gerçekler dahi çarpıtılıyor" dedi.
Saygılı, Süleyman Yeter'in 27 yıldır mezarı başında anıldığını ve bugüne kadar emniyet tarafından bu anmalara ilişkin herhangi bir yasaklama ya da uyarı yapılmadığını da ifade etti.
Telefon görüşmelerinin de suçlama konusu yapıldığını belirten Saygılı, görüştüğü kişilerin Limter-İş yöneticileri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri ve DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu gibi kamuoyunca bilinen isimler olduğunu söyledi.
Duruşmaya SEGBİS aracılığıyla bağlanan itirafçı Mustafa Bozali'nin beyanlarına da yanıt veren Saygılı, Bozali'nin sözünü ettiği eylemin Enerji-Sen'in örgütlediği BEDAŞ direnişi olduğunu belirterek, anlatılan biçimde bir olayın yaşanmadığını söyledi.
"Dışarıda illegal örgüt üyesi kalmadı da Kanber Saygılı'ya mı kaldı bu iş?" diyen Saygılı, "Yargılanalım, bizim korkacak hiçbir şeyimiz yok. Ama uyuşturucu taciri bir itirafçının beyanlarıyla değil. İşçi cinayetlerine, kadın cinayetlerine, emek sömürüsüne karşı onlarca eylem yaptım. Eğer bunlardan yargılanacaksam bundan onur duyarım" dedi.
Saygılı'nın avukatı ise müvekkilinin Türkiye sendikal hareketinin mücadeleci isimlerinden biri olduğunu belirterek, Limter-İş'in yaklaşık 60 yıldır faaliyet yürüten DİSK'e bağlı köklü bir sendika olduğunu söyledi.
Türkiye'de iki farklı sendikal anlayış bulunduğunu ifade eden avukat, "Bir tarafta aidat toplayıp sermayeyle uyum içinde hareket eden sarı sendikacılık, diğer tarafta fiili-meşru mücadeleyi esas alan mücadeleci sendikacılık var. Müvekkilim bu ikinci çizginin temsilcisidir" dedi.
3 Şubat'ta yapılan operasyonlarda gözaltına alınan çok sayıda Limter-İş üyesinin, daha önce ifadeye gitmek için dilekçe vermesine rağmen şafak baskınlarıyla gözaltına alındığını hatırlatan avukat, soruşturmanın başından itibaren siyasi bir anlayışla yürütüldüğünü belirtti.
Gizli tanık "Ramazan-1" ve itirafçı Mustafa Bozali'nin beyanlarının çelişkiler içerdiğini söyleyen avukat, Bozali'nin geçmişte ESP içerisinde yer aldığını, daha sonra çocuk istismarı nedeniyle örgütten ihraç edildiğini ve uyuşturucu ticareti yaptığını belirterek bu kişinin beyanlarının hukuken güvenilir kabul edilemeyeceğini ifade etti.
Duruşmada savcı, Kanber Saygılı'nın tutukluluğunun devamını talep etti. Mahkeme ise savcının talebini reddederek ve Kanber Saygılıyı tahliye etti.
Kaynak: ETHA