"ABD Büyükelçiliği, 'Lityumu kaybedemeyiz' diyor. Paz, nadir toprak elementleri ve lityum üretmek için Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada ile çoktan mutabakat imzaladı bile. Halk ise lityumu, doğal kaynakları ve nadir toprak elementlerini savunuyor. Yurtlarını savunuyorlar. Bolivya’yı savunuyorlar. Kırsala öncülük eden kardeşlerimin bu isyanı beni gerçekten çok şaşırtıyor ve gururlandırıyor"

Eski Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales Ayma 29 Mayıs 2026 tarihinde Black Agenda Report ile yaptığı röportajda Clau O’Brien Moscoso’nun sorularını yanıtladı. Küçük And ülkesini neredeyse tamamen durma noktasına getiren genel grev hakkında görüştüler. Protestocuların temel talebi, İspanya doğumlu, ABD destekli, aşırı sağcı Devlet Başkanı Rodrigo Paz’ın istifa etmesi. Aşağıda, Bolivya’nın ilk yerli devlet başkanı olan Morales ile yapılan röportajın birinci kısmı yer almaktadır.
Röportajın yayımlanma tarihi: 3 Haziran
Halihazırda Bolivya’nın içerisinde olduğu krizi biliyoruz. Şu anda gerçekleşen genel grev ve protestolar hakkında ne söylemek istersiniz?
Öncelikle teşekkür ederim. Birçok bileşeni bulunan bu motivasyonun temel nedenlerinden bir tanesi seçimler sırasında verilen irili ufaklı seçim vaatlerinin hiçbirinin tutulmaması. Örneğin: kampanya süreci boyunca Rodrigo Paz “Uluslararası kuruluşlardan, hele ki Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) asla borç almayacağız” demişti.
İlk iş olarak yaklaşık bir ay önce, Bolivya'nın nakit sıkıntısı (likidite) nedeniyle tahvil ihraç etmek istediğini belirtti ve IMF’den 3,3 milyar dolar talep etti. Ve şimdi Paz, IMF ile 5 milyar dolarlık kredi programları için müzakereler yürütüyor; IMF ise bu krediyi enerji üzerindeki vergilerin düşürülmemesi şartına bağlıyor. Sadece bu da değil, IMF’den kredi alabilmek için üç şart daha dayatıyor.
Birincisi; ekmek ve yakıt sübvansiyonlarının da olduğu tüm sübvansiyonları kaldırmak, ekmek sübvansiyonunu sonlandırmak. IMF’den gelen bir diğer talep ise devalüasyon, yani döviz kuru ayarlaması. Ve üçüncüsü, bence en kötüsü; devlete ait tüm şirketlerin özelleştirilmesi.
8 Kasım’da Rodrigo Paz başkanlık yemini ederek göreve başlıyor. Aralık ayında ise 5503 sayılı Yüksek Kararname’yi çıkarıyor. Bu, 1985 yılında neoliberal modeli uygulamaya koyan 21060 sayılı Yüksek Kararname ile neredeyse aynı. Ancak bu yüksek kararname, zenginlerin ve büyük iş insanlarının vergi muafiyeti için çıkarıldı. Bu kararnamede sadece üç önemli husustan bahsedeceğim: İşçi sınıfı için serbest işe alım (güvencesiz çalışma), tarım ürünlerinin serbest ithalatı ve son olarak küçük esnaf ile küçük kayıtdışı satıcılar için basitleştirilmiş vergi rejiminin kademeli olarak kaldırılması. Aralık ayında halk ayağa kalktı; eylemler, Noel, Yeni Yıl derken bu dönemi olağanüstü hâl altında geçirdik.
Kriz, 5503 sayılı Yüksek Kararname’nin iptal edilmesi talebiyle doruklara ulaştı. Ancak sonrasında, başka kararnamelerle bu modeli uygulamaya devam etti. Nisan ayı geldiğinde, küçük üreticiye orta ölçekli tarım üreticisi muamelesi yapan 1720 sayılı kanun onaylandı. Ve tekrar ediyorum, küçük üretici artık ulusal yasaya göre orta ölçekli bir üretici sayıldığı için vergi ödemek zorunda kaldı. Küçük üreticiler yürüyüşlerle ve barikatlarla ayaklandı.
Peki bu yasayı kim savunuyor? Yasayı Santa Cruz’un tarım-endüstri patronları, yani toprak ağaları savunuyor. En sonunda kararnameyi iptal etmek zorunda kaldılar. Bu onlar için bir başka geri adım oldu.
Öğretmenler maaş artışı için yürüdü. Bu maaş artışı talebi çok doğal, çünkü enflasyon oldukça yüksek. IMF, Bolivya ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3,3 küçüleceğini ve enflasyonun yüzde 20,7’ye ulaşacağını öngörüyor. CAO (Cámara Agropecuaria del Oriente - Doğu Tarım Odası) ise sırf enflasyon oranını dengelemek için yüzde 20’lik bir maaş artışı talep ediyor. Ancak herhangi bir maaş artışı yapılmadı, bunun yerine her öğretmene bir defaya mahsus 2.400 Bolivyano (347 dolar) tutarında bir ikramiye verildi. Peki sonra ne oluyor? 2027 yılından itibaren bu ikramiyenin eyalet yönetimleri tarafından ödeneceğini söylüyorlar. Oysa eyalet yönetimlerinin hiç parası yok.
Ama en kötüsü, yakıt sübvansiyonunu kaldırdıktan sonra yaşananlar. Rodrigo kampanya sırasında, “Göreve geldiğimin ertesi günü yakıt sıkıntısı kalmayacak” demişti. Büyük bir yakıt kıtlığı yaşandı, çok büyük bir yolsuzluk döndü. Ama ilk yalan; göreve gelişinin ertesi günü Rodrigo Paz sınıra gidiyor. Dediklerine göre, 900 tanker dolusu benzin giriş yapmış. Peki bu neyle satın alındı? Eğer böyle bir yakıt vardıysa bile bu Lucho’dan (önceki Başkan Luis Arce) kalmaydı, Rodrigo Paz’ın dönemine ait değildi. Ama daha da kötüsü, tanker sürücüleri veya kamyoncular ne diyor? Kamyonların yarısı boşmuş!
Ne büyük bir yalan! Nihayet Rodrigo Paz yönetiminin yakıtı ülkeye ulaşıyor. Şubat ve mart aylarında, kola gibi görünen, kalitesiz, "çöp benzin" denen bir yakıt geliyor. Bu yakıt tüm arabaları bozmaya başlıyor. Benim küçük arabam bile iki kez arızalandı. Ortada muazzam bir yolsuzluk var.
Durumu nasıl mı görüyorum? Bu eylemleri tetikleyen şey açlık; işsizlik, alım gücünün kaybı, dolar kıtlığı, enflasyon sorunu, gıda eksikliği, ilaç eksikliği- yani tam bir toplumsal çalkantı.
Bu yüzden ben bunu neoliberal modele ve yeni sömürgeci devlete karşı bir isyan olarak görüyorum. Neden yeni sömürgeci devlet diyorum? Küçük üreticilere getirilen yüzde 5’lik vergi, sömürge dönemindeki yerli vergisini ve sömürge devletini geri getiriyor. Küçük mülkiyetlere orta düzeyli mülkiyet muamelesi yapan 1720 sayılı Kararname’yi iptal ettirmiş olsak da durmadılar. Yani yalan üstüne yalan. Halk ayağa kalktı ve artık durdurulamazlar, eylemler devam ediyor.
Bu ekonomik ve tarihi arka plan için çok teşekkür ederim. Bolivya’da şu an yaşananlarda Amerika Birleşik Devletleri’nin rolünü nasıl görüyorsunuz?
Şöyle bakalım; ekonomik krizin yanı sıra bir siyasi kriz, bir de toplumsal kriz var. Ancak bana göre buna bir de sosyolojik boyut eklendi. Bu yüzden diyorum ki, bu artık sadece bir sınıf mücadelesi değil, aynı zamanda bir kimlik mücadelesidir.
Şimdilerde halk, İspanya doğumlu Rodrigo Paz’ın gerçek yüzünü görüyor. Paz, mesajlarında ve konferanslarında “Kolombiya, Meksika, Çin, Arjantin gibi 10 ülkede sürgünde kaldım” diyor ama babasının sürgünde olduğunu ve kendisinin İspanya’da doğduğunu hiçbir zaman söylemedi, bunu asla dile getirmedi. Doğum yerinden dolayı gelen kimliği İspanya’dır; çifte vatandaşlığı var.
Aymara kardeşlerimiz de haklı olarak, “Hayır, tıpkı Kristof Kolomb gibi bir İspanyol’un bizi yönetmesine izin vermeyeceğiz” diyor. Bunu sadece siyasi veya ekonomik bir mesele olarak değil, sosyolojik bir mesele olarak görüyorum. Duruma bakışım bu.
Bu noktada halka ABD’nin müdahalesini açıklayabiliriz. Geçen hafta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Twitter (X) hesabından şunları yazdı: “Hiç şüpheniz olmasın! Birleşik Devletler Bolivya’nın meşru anayasal hükümetini kararlılıkla desteklemektedir. Yarımküremizde demokratik yollarla seçilmiş liderlerin suçlular ve uyuşturucu kaçakçıları tarafından devrilmesine izin vermeyeceğiz” Burada bize "uyuşturucu kaçakçısı ve suçlu" diyor.
Bunun yanı sıra askeri bir figür ve dünyanın en büyük özel ordusunun lideri Erik Prince de Twitter’da Donald Trump hükümetine çağrıda bulunarak, “Pedofil Evo Morales’in darbe yapmasını engelleyin. Bolivya’da seçimler yapıldı. Rodrigo Paz kazandı. Uyuşturucu tacirlerinin onu devirmesine izin vermeyin” dedi. Bu açık bir müdahaledir. Bildiğim kadarıyla ABD Büyükelçiliği daimi temsilcisi şu talimatı vermiş: “Rodrigo’ya desteğimiz tamdır. Bolivya’yı kaybedemeyiz. Lityumu kaybedemeyiz.”
Bu yüzden iki üç gün öncesine kadar bir sıkıyönetim (OHAL) uygulandı. Derken Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’den geldiği iddia edilen yardımlar ulaştı: Gaz bombaları, plastik mermiler... Sağcı hükümeti olan diğer ülkelerden, Şili ve Peru’dan da yardımlar geliyor. Bugün Paraguay’dan bir uçak geldi. Sanırım Paraguay’daki ABD askeri üssünden kalkan bir uçaktı. Ondan önceki gün ise Amerika Birleşik Devletleri’nden 100.000’den fazla gaz bombası kartuşu taşıyan bir uçak indi. Dün Santuario’dan, Galapagos’tan plastik mermi kutuları çıkardılar. Halk hareketinin bastırılması için tam bir destek sağlandığını görüyoruz.
Silahlı kuvvetler ise komutanlarının emriyle iki ayrı isyan bastırma komuta ekibi şeklinde organize edildi; oysa silahlı kuvvetler bu baskılara ve şiddete ortak olmak istemiyor. Askerleri zaten sokaklara sürmüşlerdi ama toplumsal hareketler karşısında yenilgiye uğradılar. Ordunun büyük bir kısmı bu işe bulaşmak istemiyor.
Buna rağmen, ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) komutanı gelip burada emirler yağdırıyor. Birkaç hafta önce SOUTHCOM’dan üç üye kışlaları ziyaret ediyordu. “Ne istiyorlar? Neden kışlaları ziyaret ediyorlar; halkın isyanını bastırmak için ekipman mı verecekler?” dedim. Peki SOUTHCOM, silahlı kuvvetlere ne öğretiyor? Bolivya Silahlı Kuvvetleri’nin iç düşmanlarının yerli halk olduğunu; işçiler ve halk tabakası olduğunu öğretiyor. Dolayısıyla, Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi (DEA) dahil olmak üzere tamamen yabancı bir askeri müdahale söz konusu. Ancak Rodrigo Paz, DEA’nın uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek için geldiğini söylüyor.
Bir gazeteci ve iletişimci olarak siz de bilgilisinizdir. Rodrigo, uyuşturucu kaçakçılığına karışma konusunda rekor kırdı. Neden mi rekor? İlk kez bir devlet uçağının, Hava Kuvvetleri’ne ait TAP’ın (Bolivya’nın DEA’sı), Miami’den Guirubiru’ya sıvı esrar getirdiğini duyuyoruz. Bazı polis memurları bunun ilk uçuş olmadığını söyledi. Amerika Birleşik Devletleri’nden Bolivya’ya esrar getirdi. Uzmanlara soruyorum, bunu neden getiriyorlar? Meğer komşu ülkelerde çok büyük bir esrar pazarı varmış. Yani Bolivya, komşu ülkelere esrar dağıtıyor. Peki o zaman "DEA nerede?" diye soruyorum. Bu gerçekten şaşırtıcı. Bir de kalkmış gazetelerde çıkan haberlere göre bir elebaşını, uyuşturucu kaçakçılığı baronu Sebastián Enrique Marset’i yakaladıklarını söylüyorlar.
Hükümet, Marset ile yakalanmasından on gün önce bir toplantı yapmıştı. Kiminle görüştüğünü bilmiyorum. Bu tutuklama önceden hazırlanmış, müzakere edilmiş ve planlanmıştı. En kötüsü de ne biliyor musun Claudia; adamın ifadesine göre bavullarından tek bir dolar bile çıkmamış. Bir dolar bile yok! Diğer dairelerinin birinde de hiçbir şey bulamıyorlar. Çok komik. Buna kim inanır? Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele eden DEA nerede? Halk artık Paz’a inanmıyor. Meşruiyetini ve otoritesini kaybetti.
İşte burada temel bir mesele ortaya çıkıyor: ABD Büyükelçiliği, “Lityumu kaybedemeyiz” diyor. Paz, nadir toprak elementleri ve lityum üretmek için Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada ile çoktan mutabakat imzaladı bile. Halk ise lityumu, doğal kaynakları ve nadir toprak elementlerini savunuyor. Yurtlarını savunuyorlar. Bolivya’yı savunuyorlar. Kırsala öncülük eden kardeşlerimin bu isyanı beni gerçekten çok şaşırtıyor ve gururlandırıyor. La Paz bölgesinden Aymaralar, yani "Kırmızı Poncholular" en ön saftaydı.
Ben gençken, 1979’da askerlikten yeni ayrıldığımda bir askeri darbe olmuştu. Basın, La Paz Köylü İşçileri Birleşik Sendikal Konfederasyonu’nun darbeye karşı direniş ilan ettiğini yazmıştı. İki hafta içinde diktatörü indirdiler; Víctor Paz’ın güvenilir bir ismi olan Şansölye Guillermo Bedregal ile birlikte tarih tekerrür ediyor.
Sömürge döneminde de Tupac Katari ve Bartolina Sisa barışa ve özgürlüğe doğru yürümeye devam etmişlerdi. Sadece kültürel hak arayışı için değil, topraklarımızın ve kimliğimizin savunulması için. Tupac Katari, beyazlardan da yurdu birlikte savunmak için örgütlenmelerini istemişti. Sanki Tupac Katari, bu soylu toprakların bin yıllık yerlileri olarak kendi topraklarını, Bolivya topraklarını savunmak ve şimdi barışı getirmek için geri dönmüş gibi. Dolayısıyla tüm bu mücadele, geçmişte Avrupa istilasına karşıydı, şimdi ise ABD müdahalesine karşı veriliyor.
* Clau O'Brien Moscoso, Black Alliance for Peace (Barış İçin Siyah İttifakı) Haiti/Amerika Kıtası Ekibi'nin organizatörü ve eş koordinatörüdür. Aslen Lima, Barrios Altoslu olup Kearny, New Jersey'de büyümüştür. 15 yıl boyunca New York'ta üniversiteye gitmiş, yaşamış ve örgütlenme çalışmalarında bulunmuştur. Şu anda Peru’nun başkenti Lima'da yaşamakta ve Black Agenda Report için Latin Amerika ve Karayipler hakkında yazılar yazmaktadır.
[Black Agenda Report'ta yer alan İngilizce orijinalinden Ezgi Ceylan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.