“Bu savaş, İran’ın sorunlarına çözüm değildir ve demokratik değişimin alternatifi olamaz. Savaşın sürmesi; altyapının tahribi, savaş baronlarına alan açılması, güvenlik ortamının sertleşmesi ve sivil toplumun zayıflamasıyla demokratik geçiş sürecini daha da zorlaştırmakta ve geniş çaplı istikrarsızlık riskini artırmaktadır. Aynı zamanda iç baskılar da artmış, sivil aktivistler ve siyasi mahkûmlar ciddi tehdit altına girmiştir”

Çevirmenin notu:
ABD’nin ve İsrail’in İran’a yönelik olarak başlattığı bu son savaştan hemen önce meydana gelen ayaklanmalara uzanan süreçte, hem ülke içinde hem de ülke dışındaki İran muhalefeti bileşenleri bir araya gelemeye ve ortak hareket etme yolları aramaya başlamıştı. Ülke içindeki ayaklanmalar kanla bastırılıp internet ve telefon kesintileri aracılığıyla halkın dış dünyayla bütün bağları koparılınca, ülke içi unsurları kendi aralarındaki iletişim de, sınır ötesi gruplarla iletişimleri de büyük ölçüde zarar görmüştü. Aynı iletişim sorunları, savaş sorunları, savaş de daha katmerli olarak bugün de geçerliğini koruyor. Ancak özellikle ülke dışında son haftalarda müthiş bir hareketlilik var. Yalnızca tutumları ve görüşleri itibariyle yakın olan gruplar değil, belli ilkelerde uzlaşma arayan farklı nitelikteki gruplar da görüşme, ortak hareket etme yolları arıyor. Bu doğrultuda, şimdiden oluşmuş birçok ittifak, işbirliği öbeği var ama ne yazık ki henüz gerçek bir etki üretebilme gücünden yoksunlar. Önümüzdeki süreçte daha büyük ve ses getirici işbirlikleri muhtemeldir. Gelişmeleri izlemeye, sizi haberdar etmeye çalışacağız.
Aşağıdaki metin, İranlı demokratik cumhuriyet ve laiklik yanlısı dört bloğun ortak bildirisidir.
ABD ve İsrail hükümetlerinin İran’a yönelik askeri saldırılarının başlamasının üzerinden üç haftadan fazla zaman geçti. Bu süre içinde ülkenin geniş kesimleri ve hayati altyapısı zarar görmüş, milyonlarca İranlı sivilin yaşamı ciddi biçimde etkilenmiştir. Gelen raporlar; çocuklar da dahil olmak üzere sivillerin öldüğünü ve yaralandığını, sağlık ve eğitim merkezleri ile kritik altyapının tahrip edildiğini ve halkın geniş çaplı olarak yerinden edildiğini göstermektedir.
Buna karşılık İslam Cumhuriyeti de İsrail şehirlerine ve bölge ülkelerine; petrol tesislerini, havaalanlarını, otelleri ve özellikle bu ülkelerdeki ABD üslerini hedef alan füze ve insansız hava araçlarıyla karşılık vermiştir. Bugün başta Basra Körfezi’ndeki Arap ülkeleri olmak üzere tüm bölge fiilen bir savaş alanına dönüşmüş durumdadır. Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatı aksamakta; savaşın sona ermesine dair net bir perspektif görünmemekte ve etkili, ciddi bir diplomatik girişim henüz ortaya çıkmamaktadır.
Bizler savaşa, savaşın sürdürülmesine, ülkenin bombalanmasına ve altyapısının tahrip edilmesine karşıyız ve savaşın derhal durdurulmasını talep ediyoruz. Aynı zamanda, İslam Cumhuriyeti’nin gerilimi tırmandıran maceracı politikaları ile ABD ve İsrail hükümetlerinin askeri saldırılarının bu krizin oluşmasında ve sürmesinde etkili olduğunu düşünüyor; her iki tarafı da kınıyoruz.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de ifade ettiği gibi, ateşkesin sağlanması öncelikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırılarını durdurmasını gerektirmektedir. İslam Cumhuriyeti de ateşkesi kabul etmeyi “tazminat alma” ya da “saldırganı cezalandırma” şartına bağlamamalıdır.
Uluslararası ilişkiler çerçevesinde savaşlar devletlerin kararlarının sonucudur ve bu çatışmanın temel sorumluluğu onlara aittir. Askeri saldırılar, Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukukun temel ilkeleriyle açıkça çelişmekte; aynı zamanda bölgede artan askerileşme ve jeopolitik rekabet ortamında şekillenmektedir.
Vurguluyoruz ki İran halkı, İslam Cumhuriyeti’nin politikalarından sorumlu değildir. Mevcut yönetim, halkın özgür iradesinin bir sonucunda ortaya çıkmadığı gibi, halkın çıkarları doğrultusunda da hareket etmemektedir. İran’da özgürlük ve demokrasinin tesisinin ve halkın tarihsel taleplerinin gerçekleşmesinin, yabancı devletlerin askeri müdahalesi ve bombardımanlarıyla değil, yalnızca ve yalnızca halkın kendi sivil mücadeleleri ve toplumsal hareketleriyle mümkün olduğuna inanıyoruz. İran halkı ise yalnızca ‘mağdur’ değildir çünkü son yıllarda, özellikle “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi ve diğer sivil eylemlerle değişim için aktif bir güç olduğunu göstermiştir. Demokratik dönüşüm ancak bu toplumsal kapasiteyle mümkündür.
Sivillerin, mahkûmların, hastaların ve savunmasız grupların can güvenliğinin korunması mutlak öncelik olmalıdır. Hastanelere, okullara ve yerleşim alanlarına yönelik saldırılar uluslararası insancıl hukukun açık ihlalidir; tüm taraflar bundan kaçınmalı ve bu ilkelere bağlı kalmalıdır.
Bu savaş, İran’ın sorunlarına çözüm değildir ve demokratik değişimin alternatifi olamaz. Savaşın sürmesi; altyapının tahribi, savaş baronlarına alan açılması, güvenlik ortamının sertleşmesi ve sivil toplumun zayıflamasıyla demokratik geçiş sürecini daha da zorlaştırmakta ve geniş çaplı istikrarsızlık riskini artırmaktadır. Aynı zamanda iç baskılar da artmış, sivil aktivistler ve siyasi mahkûmlar ciddi tehdit altına girmiştir.
Birleşmiş Milletler’i ve diğer uluslararası kuruluşları; savaşın derhal durdurulması, gerilimin azaltılması ve insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması için tüm siyasi, hukuki ve diplomatik araçları kullanmaya çağırıyoruz. Ayrıca insan hakları ve uluslararası hukuk ihlallerinin bağımsız biçimde soruşturulmasını ve tüm tarafların hesap vermesini talep ediyoruz. Birleşmiş Milletler, aktif müdahalesiyle bölgede şiddet sarmalının büyümesini engelleyebilir ve tarafları savaşı derhal sona erdirmeye yönlendirebilir.
Bu savaşın sürmesiyle birlikte Ortadoğu’nun ve dolayısıyla ülkemizin, bölgesel ve küresel güçler arasında bir rekabet alanına dönüşmesinden derin kaygı duyuyoruz. Bu durum, bölgenin ekonomik ve jeopolitik önemi göz önüne alındığında, dünyayı büyük bir krizle karşı karşıya bırakabilir.
Cumhuriyetçi güçler arasında daha geniş bir işbirliğinin geliştirilmesi ve hem ülke içinde hem de dışında bir cumhuriyetçi alternatifin oluşturulması gerektiğini vurguluyoruz. Bu ancak temel ortak ilkeler etrafında daha güçlü bir yakınlaşma ve cumhuriyetçilik ilkeleri doğrultusunda birlik ile mümkün olabilir. Demokratik bir alternatif ancak bu ortak çaba ile şekillenebilir.
İslam Cumhuriyeti’nden geçişin sağlanması ve yerine; halkın özgür iradesine, insan haklarına ve ulusal egemenliğe dayalı demokratik, seküler/laik bir cumhuriyetin kurulmasını, mevcut krizlerden çıkışın tek sürdürülebilir yolu olarak görüyoruz.
Halkımızı; sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları aracılığıyla dayanışma içinde hareket etmeye, zarar gören yurttaşlara destek olmaya, sağlık, iletişim ve diğer hayati hizmetlere erişim konusunda yardımcı olmaya ve toplumsal koruma ağlarını genişletmeye çağırıyoruz.
İmzacılar
İran’da Seküler/Laik Demokratik Cumhuriyet İçin Birlik (Hamgami)
Koalisyon:
İran Cumhuriyetçi Kurumları İşbirliği Konseyi:
Demokratik Cumhuriyetçiler ve Federal Demokratlar Ortak Kongresi:
Şehir Temelli Cumhuriyetçi Kuruluşlar:
[Farsça orijinalinden Milat Bülent Kılıç tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.]
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.