Hayvanlara karşı yapılan haksızlıklara ve katliamlara karşı susmak, sessiz kalmak sol-sosyalist gelenek, ahlak ve kültürümüzle bağdaşır bir tutum olamaz. “Otobüs üstü” muhalefetçiliğin ve sandık siyasetinin girdi çıktılarına bakmaksızın hak mücadelelerinin her alanında olduğu gibi yaşam hakkı için mücadele de ertelenemez, beklenemez, üstünden atlanamaz derecede önemlidir

Adamım, bu küçük işlere ben bakarım, yanarım
Dilsizler bana danışır, kelebeklerin aklı benim…
Sene biterken ülkenin başkentinde bir iddia gündemimize düştü. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) sorumlu olduğu barınaklardan birinde köpeklerin öldürülüp soğuk hava depolarında tutulma iddiası. Sokak hayvanları konusunda ABB, Altındağ, Mamak, Çankaya gibi belediyelerin sicili artık herkesçe biliniyor. Barınaklardan dışarıya taşan zulüm ve vahşet görüntüleri hafızamızda. ABB’nin ve Mansur Yavaş’ın sokak köpeklerine, dolayısı ile kedilerine karşı toplama pratiği yaşam hakkı savunucularında sadece belediyeye karşı değil, CHP’ye karşı da büyük bir güvensizlik oluşturmuş durumda. “Muhalefet partilerince” 5199 sayılı yasadan önce gerekli bilimsel tedbirlerin alınmaması, barınaklarda çalıştırılan görevlilerin yetersiz sorumsuz ve bilgisiz oluşu ve bunun önüne geçilmemesi sonucu binlerce köpeğin hayatını kaybettiğini hepimiz biliyoruz. Özellikle Ankara’da CHP belediyelerinin yaşam hakkı konusunda sergiledikleri tutum AKP ve MHP’nin çıkardığı yasaya sahip çıkmanın ötesine geçmiştir. Bilerek ve isteyerek, sokak hayvanlarına karşı amansız bir mücadeleye girişilmiştir. Başkentin sokaklarında, mahallelerinde kendi halinde yaşayan halkın dayanışmasıyla beslediği zararsız yaşlı köpeklere “tüf tüf” atılarak ölümlerine neden olunmuştur. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil.
Hayvanlara karşı yapılan haksızlıklara ve katliamlara karşı susmak, sessiz kalmak sol-sosyalist gelenek, ahlak ve kültürümüzle bağdaşır bir tutum olamaz. Karşımızda kim olursa olsun pragmatizmin batağına düşmeden her bir canlının yaşam hakkı için mücadele etmek, onları savunmak boynumuzun borcudur. “Otobüs üstü” muhalefetçiliğin ve sandık siyasetinin girdi çıktılarına bakmaksızın hak mücadelelerinin her alanında olduğu gibi yaşam hakkı için mücadele de ertelenemez, beklenemez, üstünden atlanamaz derecede önemlidir.
Bir canlının yaşam hakkını savunmayı “küçük işler gören” faşizm konusunda koca koca açıklama yapan kurumların, tanınmış muhalif kişiliklerin, yaşam hakkı konusunda söz edemeyen etrafından dolaşan muhaliflikleri meselenin özünü kavramadıklarını ya da kavramak istemediklerini gösteriyor. Oysa faşizm hepimizin bildiği gibi en zayıf olandan yok etmeye başlayarak bir sonraki katliamları için toplumsal bir meşrutiyet yaratmaya çalışır. Yarattığı baskıcı ve yok edici meşruiyet ve hegemonya daha sonra toplumun bütününe sirayet eder. Böylelikle en sahipsiz en görmezden gelinen “sarı öküz” verildiğinde artık sıra diğerlerine gelmiş olacak demektir. Bu diğerleri, çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması, kadınlara yönelik şiddetin görmezden gelinmesi, ücretlerin belirlenmesi, sermayeye para akışının daha yoğunlaşması gibi bir dizi hak mücadelesi, dolayısı ile sınıfsal tercihlerin belirlenmesinde etkili olacaktır. Suskunluk bir kere toplumların üzerine çöktüğünde artık o suskunluk muktedirlerin yaşam kaynağı, ezilenlerin ise tabutu olur. Sustukça sıra her birimize daha hızlı gelecektir. Egemenlerin büyük köşe kapma işleri arasında ve onca sömürü çarkının altında bir kediye, bir köpeğe sahip çıkmak, evet devrimci bir meydan okuyuştur. Nereden biliyoruz? “Özerkleşme süreçlerinde” toplumsal görevin(lerin) nasıl gitgide toplum üzerinde egemenliğe dönüştüğü, ilkel hizmetkarın nasıl efendi katına çıktığı, ailenin, özel mülkiyetin ve devletin temel ilkelerinden bu yana tarihsel bir süreç olarak bize aktaran büyük mücadele felsefecilerinin şüphe götürmez tespitlerinden biliyoruz.
Evet adamım bu küçük işlere ben(biz) bakarım, yanarım. Evet adamım bu küçük işlere ben(biz) bakarım, yakarız! Dilsiz bize danışır, kelebeklerin aklı biziz… Hava soğuk, hava sert, dışarıda dört ayaklı dostlarımız sadece üşümüyorlar. Besine ulaşamıyor, kötü muamele görüyor, öldürülüyor, toplanılıp hapsediliyorlar. Yirmi birinci yüz yılın aklı bu olamaz. Bu aklın kaynağı olan ortaçağ ipini mutlaka keseceğiz.
Ya tüm türler ya da hiçbirimiz!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.