“Papazın eşeğini kovala dur/ Ali’nin külahını Veli’ye uydur/ Aldat dur aldan dur/ Oğlum hayat bu mudur?” 31 Ekim’de, girdiğimiz son KPSS olması dileğiyle, yine, yeniden, bir sınav sabahına uyandık, ülkemizin yüz binlerce işsiz öğretmeni olarak. AKP, sanki bağımlı yapmaya çalışıyordu, bizi, bu sınava. Oysaki, 2010 yılının sırasını savmıştık, 11 Temmuz’da. Eğitim Bilimleri bölümünün sorularının sızdırıldığı; […]
“Papazın eşeğini kovala dur/ Ali’nin külahını Veli’ye uydur/ Aldat dur aldan dur/ Oğlum hayat bu mudur?”
31 Ekim’de, girdiğimiz son KPSS olması dileğiyle, yine, yeniden, bir sınav sabahına uyandık, ülkemizin yüz binlerce işsiz öğretmeni olarak. AKP, sanki bağımlı yapmaya çalışıyordu, bizi, bu sınava. Oysaki, 2010 yılının sırasını savmıştık, 11 Temmuz’da. Eğitim Bilimleri bölümünün sorularının sızdırıldığı; inkâr edilemez bir hal alınca, ilgili kısım iptal edilmiş, her şey yeniden ayarlanmış, o gün, tekrar sınava girmemiz kararlaştırılmıştı. “Yenilik”lerle dolu bir KPSS bekliyordu bizi şimdi. Dışarıdan kalem, silgi, şeker, su getirmek yasaktı; bunlar bir paket içerisinde, ÖSYM tarafından verilecekti, adaylara. Ayrıca, küpe, yüzük, zincir, kolye, saat de sokulmuyordu; metal tokalı kemerler de. Devlet, adayları çok düşündüğü için, olası kopya düzeneklerini, etkisiz kılıyordu böylece! Sanki hepimizin bilmem hangi şebeke ile bağlantımız vardı; kalem ve silgi içine yerleştirdiğimiz böceklerle, cevapları alıp, 120’de 120’de yapacaktık! Her neyse, sınav salonlarına girdik, yardım paketi gibi, önceden hazırlanan sınav gereçleri verildi: İki adet Fatih marka kalem, birer adet silgi ve kalemtıraş, dört tane okaliptüs aromalı Olips şeker ve çeyrek litre su. Hepsine eyvallah da, bu kesme şekerin, sınavlardaki misyonu, kana derhal karışıp, zihni açması içindir; okaliptüsün bünyeye ne etkisi, katkısı var acaba?.. Sınavın getirdiği, bir başka önemli “yenilik” de, türbanın, bundan itibaren, sınavlarda “serbesti” kazanması oldu. Çok mühim not, zaten bu KPSS’nin kazananları, sadece, Cemaat ve türbandır!
Olayların Cemaat’le ilgili kısımlarının, soL Haber Portalı ve Sendika.org dışında, görmezden gelindiği, iki sınav arasında yaşanan her şey; ağustos başı, sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından, KPSS tarihinde yaşanan bir ilk ile başladı. Evet, ilk kez, Eğitim Bilimleri’ndeki 120 sorunun tamamı doğru cevaplanıyordu ve bunu tam 350 kişi birden başarıyordu! Kimdi bu zekâ küpü arkadaşlar!? Önceki sınavlarda, 55 puanı zor alırlarken, nasıl oluyordu da, bu kez 90 küsur puana yükseliyorlardı? Laf aramızda, yakın çevremizde, şöyle bir geyik de türettik: Ulan tamam, yemişsiniz bir bok, da insan bari birkaç soruyu boş bırakır değil mi, dikkat çekmemek için, nedir bu hırs?.. Bu “ful” çeken tayfanın, karı-koca, kuzen, iş arkadaşı olması, şüpheleri daha da artırdı. Şahısların kimlikleri araştırılınca da ortaya çıktı ki, bunların çoğu, Cemaat okul ve dershanelerinde çalışıyorlar, ayrıca yine Cemaat’e ve AKP’ye yakın kurumlarla, örneğin Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği, bağlantıları var. Bunlardan birkaçı, soruları Cemaat’ten aldıklarını da zaten itiraf ettiler. Bu arada, sınav sorularını hazırlayan komisyonun üyelerinden bir tanesi de, KPSS kursu veren bir dershanenin sahibiydi. İşte bundan sonrası, tam bir iki yüzlülük; ÖSYM Başkanı, olayın nereye varacağı belli bile olmadan istifa etti. Tam anlamıyla deşifre olan birkaç on kişi dışında, kopyacıların üstüne gidilmedi. Yasal takibat ve soruşturma başladı, o ayrı konu; ancak şüpheliler, herhangi bir yaptırımla dahi karşılaşmadı. Hayatlarını çalmaya teşebbüs ettikleri diğer öğretmenlerle beraber, yeni sınava da girdiler. Yaptıkları yanlarına kar mı kaldı, evet, aynen öyle oldu.
Tekrar, 31 Ekim’e dönelim. Sonuçları, 10 gün içinde açıklanan bu sınava, “nedendir bilinmez”, başvuranların tam 50 bin tanesi girmedi! ÖSYM, sınavdan önce, güya bir önlem alıp, 100 net ve üzeri yapan 3 binden fazla kişiyi, sınava Ankara ve İstanbul’da soktu. Kopya çekmeden 110 net yapan bir öğretmenin, kopyacı muamelesiyle, memleketinden uzakta bir yerde, sınava sokulması, düşünün o kişiyi nasıl yıpratır?.. Yeni sınavda, en yüksek net, 111 oldu; “ful” çeken, pek tabii ki, çıkmadı. Sınav ortalaması, genel olarak düştü. Söyleyeyim, zaten yeni sınav, eskisinden çok daha zordu. Eklenmesi gereken birkaç önemli şey daha var ki, mesela biri, aynı netlerin bu sınavda daha düşük puan getirmesidir. Bu, hiç ama hiç, anlaşılması mümkün olmayan bir şeydir. Öncekinden daha fazla net yapıp, daha düşük puan alanlar da var ayrıca. Yani, daha evvel de çok söyledik, bu KPSS, devletin yaptığı en dandik, en saçma, en tutarsız, en güvenilirliği ve geçerliliği olmayan sınavdır; bizlere kesilen, büyük ve affedilmez bir cezadır! Lakin, kendisine bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olacağını söyleyenleri, dinden kabul etmeyen, siyasal İslamcı-piyasacıların, bütün bir ülke aç yatarken, kendisi tok yatanların partisi AKP’nin; öğretmenlere ettiği bu eziyet, bizce hiç de şaşırtıcı değildir!.. Buraya son olarak şunu da ekleyeyim. ÖSYM, kopyacıları her daim korudu, evet, tırnak içine almaya falan gerek yok, resmen korudu. Son örnek de, sınav sonuçlarının açıklandığı gün yaşandı. “İlklerin sınavı” olan bu KPSS’de ve diğerlerinde, sonucu öğrenmek için, kimlik numarası yeterliydi. Fakat bu kez, bir de, sınava başvuru esnasında bize verilen, özel aday şifre numarası istendi. Bu, sadece adaylarda bulunduğundan, kopyacıların, yeni sınavda “ne yaptıkları” öğrenilemedi. Kopyacıları gizlemek ve de “ak”lamak için buldukları şu çözümlere bakar mısınız; ÖSYM, bu çabayı sınavın kalitesi için harcasa ya!
Şimdi, gazete ve televizyonların, ikinci sınav sonrasındaki tutumuna dair de birkaç şey söyleyelim. Daha önce de yazdım, burjuva medyasının geri zekâlı elemanları, bizim öğretmen olduğumuzu, hâlâ ve hâlâ, anlayamadı; ısrarla, bizden öğretmen adayı diye bahsediyorlar. Atamasını yapmadıkları öğretmenlerin kurduğu platforma, “öğretmen olamayanlar birliği” diyen, seviyesiz bir başbakanın ülkesinde, gazetecinin çapı da budur, bu kadardır işte! 1 Kasım tarihli Radikal gazetesinde bir haber yapmışlar; neymiş, ÖSYM, yeni sınavda, kopyacılara ahlak dersi vermiş, haber şöyle:
“ÖSYM dünkü sınavda, kopyacıya yönelik imalı bir soruya da verdi. Adaylara Ahlaki Gelişim Kuramı’nın mimarı ünlü psikolog Lawrence Kohlberg’ın araştırmalarıyla ilgili bir soru yöneltti. Doğru yanıtı ‘B’ şıkkı olan imalı soru şöyle: Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramına göre, aşağıdakilerden hangisi gelenek öncesi ahlak anlayışını kesin yansıtır?” Sorunun yanıtı da şu: “Kopya çekmedim çünkü yakalanırsam okuldan atılırım.”
Allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın! Yahu, bu gelenek öncesi dönemde, itaat ve ceza eğilimi kısmına giriyor, bir çocuk, ki bunu söyleyen çocuk değilse bir sorun vardır, eğer bu şekilde bir savunma geliştiriyorsa, “normal” kabul edilir. Her yıl sorulan, alelade bir soru bu. Zaten, eğitim fakültesi mezunu bir öğretmen, bağlı olduğu dini yapılanma sayesinde soruları ele geçirip, diğerlerinin hakkını yiyorsa, siz hangi ahlaktan bahsediyorsunuz? Bu cemaatçilerin Allah’ı, kitabı mı var ki, ahlakları olsun; yok işte, gelenek öncesi de yok, sonrası da yok! ÖSYM mesaj veriyormuş, peh!
Mehmet Altan’ı tanıyoruz, karakterini de iyi biliyoruz; kendisi, AKP’nin, yürü ya kulum, dediği liberal çete üyelerinden biri. O insanı çileden çıkaran iğrenç gülüşü, solcu görünce şeytana rastlamışçasına asılan suratı ile, sinirlerimizi zıplatan kişi. Onun payına, “yeni dönem”de, Star gazetesinin başyazarlığı düştü. 13 Ekim’de, köşesinde demiş ki: “Öğretmen kopya çeker mi? Öğretmen atanmak için kopyadan medet uman birinin eğitim kalitesinden fayda umulabilir mi?” El insaf, karakterini biliyoruz dedik de, bu kadar mı pespayeleşir insan? Atanmak i