Güvenilir tahminlere göre, COVID-19 aşılarının adil bir biçimde dağıtılması halinde, “2021 yılının sonuna kadar dünya genelinde 295,8 milyon vaka ve COVID-19’un doğrudan yol açtığı 1,3 milyon ölümün önüne geçilebilirdi.” Tam paylaşımın gerçekleştiği bir senaryoda ise, dünya çapındaki COVID-19 kaynaklı ölümlerin yüzde 13’ten fazla daha düşük olacaktı. Bunun için “toplumsal cinayet”ten daha uygun bir ifade yoktur

[Bir sonraki kitabımın geçici olarak koyduğum başlığı *Toplumsal Cinayet: Kapitalizmin Sağlığımıza ve Hayatta Kalmamıza Yönelik Saldırısı*. Bu, bir bölümün taslak halidir. Düzeltmeler, yorumlar ve önerileriniz memnuniyetle karşılanacaktır.]
“Son 100 yılın en kötü salgını sırasında, dünya çapında büyük bir yıkım yaşanırken, COVID teknolojileri herkesin serbestçe erişebileceği bir kamu malı olmak yerine, büyük ölçüde şirketlerin elinde bulunan bir meta olarak kalıyor ve sanki lüks bir çanta gibi öncelikle zenginlere satılıyor!” — Fatima Hassan, Güney Afrika Sağlık Adaleti Girişimi kurucusu[1]
2015 yılında Turing Pharmaceuticals, kanser ve HIV/AIDS hastaları tarafından kullanılan parazit önleyici bir ilaç olan Daraprim’in tek bir hapının fiyatını 13,50 dolardan 750 dolara çıkardı. İlaç 60 yıldan uzun bir süredir piyasadaydı ve Turing ilacı geliştirmemişti; şirket yakın zamanda ilacın ABD’deki satış haklarını satın almıştı. Eleştirilere yanıt olarak CEO Martin Shkreli, tek pişmanlığının fiyatı daha fazla artırmamış olmak olduğunu söyledi.
Hissedarlarım benden mümkün olabilecek en yüksek kârı elde etmemi bekliyor. İşin çirkin ve pis gerçeği bu. Kimse bunu söylemek istemiyor ve bundan gurur duymuyor ama bu; kapitalist bir toplum, kapitalist bir sistem ve kapitalist kurallara dayanıyor. Yatırımcılarım benden kârı azaltmamı veya yarısıyla ya da yüzde 70’i ile yetinmemi değil, mümkün olduğunca yüksek tutmamı bekliyor.[2]
Shrekeli daha sonra, bu olayla alakası olmayan ve zengin yatırımcıları ile rakiplerini hedef alan menkul kıymetler dolandırıcılığı ve rekabet karşıtı faaliyetlerden hüküm giydi. Buna karşın, çaresiz derecede hasta insanların üzerinden kâr sağladığı için herhangi bir suçlamayla karşı karşıya kalmadı. Liberal yorumcu Robert Reich’in belirttiği gibi, “Savcılar, onu sektörde ilaç şirketi yöneticisi olarak çevirdiği dolaplar nedeniyle cezalandıramadılar; çünkü bunlar ne kadar alçakça olsa da tamamen yasaldı.”[3]
Aslında Shkreli’yi sıradışı kılan tek şey Nick Dearden’in Pharmanomics adlı kitabında gösterdiği gibi, düşüncelerini açık sözlülükle dile getirmesiydi.
Shkreli’nin yaptıkları, fiyatları fahiş seviyelere çıkarmasıyla, başkalarının fikri mülkiyet haklarını satın almasıyla, rakip şirketleri satın alması ya da piyasadan silmesiyle, finansal piyasalarda spekülasyon yapmasıyla, mevcut ilaçlarda önemsiz değişiklikler yapıp bunları yeni ve önemli buluşlar gibi sunmasıyla ve daha da elverişli bir düzenleyici ortam için lobi faaliyetleri yürütmesiyle tanınan bir sektör için aslında oldukça revaçta olan bir durumdu.[4]
Karl Marx’ın tanımladığı temel çelişki; metaların kullanım değeri ile değişim değeri, yani sağladıkları fayda ile fiyatları arasındaki fark, ilaç sektöründe özellikle belirgin ve uç noktalarda ortaya çıkar. Başka alternatifi olmayan insanların hayatta kalması için hayati önem taşıyan ilaçlar, ancak kapitalistlerin kabul edilebilir bulduğu düzeyde kâr sağlayabiliyorsa üretilir. Bunun sonucu ise toplumsal cinayettir. İlaç şirketleri, ödeme imkânı olmayan insanlara hayatlarını kurtaracak ilaçları vermeyi reddettiklerini tekrar ve tekrar göstermiştir.
COVID-19 pandemisi sırasında ilaç endüstrisinin devleri (Big Pharma), eşi benzeri görülmemiş gelir ve kârlar elde etti. 2021-2022 yıllarında Pfizer, BioNTech, Moderna ve Sinovac, COVID aşıları ve ilaçlarından toplamda 90 milyar dolar kâr sağladı. Pfizer 35 milyar dolar net kazanç elde ederken, BioNTech ve Moderna yaklaşık 20’şer milyar dolar kazandı.[5] People Vaccine Alliance ve Oxfam’ın hesaplarına göre, 2021 yılında Pfizer, BioNTech ve Moderna’nın vergi öncesi toplam kârı dakikada 65.000 dolar, saniyede ise 1.000 doların üzerindeydi.[6]
2021’de en büyük yedi özel aşı üreticisi tarafından satılan COVID-19 aşıları 86 milyar ABD doları gelir ve 50 milyar ABD doları net kâr elde etti. 2021’de yüzde 57’lik net kâr marjıyla COVID-19 aşıları, hali hazırda son derece kârlı olan ve dünyanın en kârlı iş sektörleri arasında bulunan ilaç endüstrisinde bile ‘her zamanki yüksek kâr’ düzeyini geride bıraktı. Olağanüstü kârlar elde eden yedi şirketten dördüne; Pfizer, BioNTech, Moderna ve Sinovac’a bakıldığında 2021 yılı için net kâr marjlarının yüzde 62 ile yüzde 76 arasında değiştiği görülmektedir.[7]
Bu kârlar özünde kamu kaynaklarının özel çıkarlar için kullanılmasına dönüştü. University College London’daki araştırmacıların yazdığı gibi, “ABD’li ilaç şirketleri vergi mükellefleri tarafından finanse edilen yeniliği astronomik kârlara dönüştürüyor.”
Pandemi başlamadan yıllar önce ABD hükümeti, COVID-19 aşılarına dönüşecek olan şeyin başlıca yatırımcılarından biriydi. mRNA aşıları için hayati öneme sahip teknolojilerin geliştirilmesi için yaklaşık 350 milyon dolar sağladı. Daha sonra koronavirüs enfeksiyonları hızla artarken, aşı klinik deneylerini desteklemek için yaklaşık 2 milyar dolar harcadı. Sonuç olarak ABD hükümeti, aşıların araştırılması, geliştirilmesi ve tedariği için toplamda 30 milyar dolardan fazla yatırım yaptı.[8]
Buna ek olarak aşı üreticileri, aşı üretememeleri durumunda ABD hükümetinden ön alım anlaşmaları kapsamında en az 86,5 milyar dolar aldı ve bu anlaşmalar, geri ödeme zorunluluğu içermiyordu.[9]
Nisan 2021’de Forbes dergisi, Dünya Milyarderleri listesi yayımladı. Oxfam ve People’s Vaccine Alliance (Halkın Aşı Birliği), bu listeyi bir önceki yılın listesiyle karşılaştırdığında, servetini doğrudan COVID aşılarından elde eden dokuz yeni milyarder buldu. Bu kişiler arasında Moderna ve BioNTech CEO’ları, Moderna’nın iki kurucu yatırımcısı ve şirketin yönetim kurulu başkanı, aşıları üreten ve paketleyen bir şirketin CEO’su ile CanSino Biologics’in üç kurucusu yer alıyordu.
Bu dokuz yeni milyarder, birlikte toplam 19,3 milyar dolarlık bir servete sahip; bu miktar, düşük gelirli ülkelerdeki tüm insanların tamamı 1,3 kez aşılamaya yetecek düzeyde. … Buna ek olarak, COVID-19 aşıları üreten ilaç şirketlerinde geniş çaplı yatırımları bulunan mevcut sekiz milyarder, toplam servetlerini 32,2 milyar dolar artırdı. Bu da Hindistan’daki herkesin tamamen aşılanmasına yetecek bir miktar.[10]
Forbes’in kendisi, daha kapsamlı bir tanım kullanarak, listesinde yer alan yeni milyarderlerin kırk tanesinin “COVID-19 pandemisiyle mücadele eden şirketlerle bağlantıları” olduğunu bildirdi.[11]
Şirketlere ve bireylere ait bu servet, temel ilaçların fahiş fiyatlandırılmasının doğrudan bir sonucuydu. Imperial College London’dan bağımsız uzmanlar, mRNA COVID aşılarının doz başına 1,18 dolar kadar düşük bir maliyetle üretilebileceğini hesapladılar; ancak büyük ilaç şirketleri (Big Pharma), bu aşıları bunun dört ila yirmi katı fiyatlara satıyordu.[12]
Eylül 2020’de Birleşmiş Milletler’de AstraZeneca, Johnson & Johnson ve Pfizer’ın da aralarında bulunduğu 16 ilaç şirketi, COVID-19 aşıları geliştirmek üzere bir anlaşma imzaladı. Şirketler, “güvenli ve etkili yenilikleri, gelir düzeyi ne olursa olsun dünyanın dört bir yanındaki ülkelere mümkün olan en erken tarihte geniş çaplı dağıtım için büyük miktarlarda ulaştırmayı” ve “geliştirdikleri veya destekledikleri ürünleri düşük gelirli ülkelerde erişilebilir hale getirmeyi” taahhüt ettiler.[13]
Yalan söylediler.
İlk aşılar Aralık 2020’de dağıtılmaya başlandı ve en başından itibaren dağıtımı kâr belirledi. Aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi, yüksek gelirli ülkeler tamamen aşılamaya başladı ve ilk ay içinde her 100 kişiye 1 doz seviyesine ulaştı. Düşük gelirli ülkeler ise Mart 2021’e kadar fiilen sıfır seviyesinde kaldı ve Haziran 2021’e kadar her 100 kişiye 1 doz ulaşmadı.

Gelir gruplarına göre ülkelerin her 100 insana vurulan toplam COVID-19 aşı dozu miktarları
Kamu ve özel sektör ortaklığıyla faaliyet gösteren toplu aşı tedarik girişimi COVAX, yoksul ülkelere düşük maliyetli ya da ücretsiz aşı sağlayarak her ülkenin nüfusunun en az yüzde 20’sine biz doz aşı ulaştırmayı hedefliyordu. Ancak bu mütevazı hedefin yarısına bile ulaşmayı başaramadı. İlaç şirketleri, daha yüksek kâr elde edebilecekleri için aşıların büyük kısmını doğrudan zengin ülkelere satarak daha yoksul ülkelerin halklarını virüsün insafına terk etti.
People’s Vaccine kampanyasının savunucularının yazdığı gibi:
Büyük ölçüde kamu kaynaklarıyla finanse edilen COVID-19 aşıları özelleştirilmiş ve tekelleştirilmiştir; bu da ilaç şirketlerine fiyatları istedikleri gibi belirleme gücü vermiştir. Bazı şirketler farklı alıcılardan çılgınca farklı fiyatlar talep etmektedir; bu durum, fiyatlarla gerçek üretim maliyetleri arasında gözle görülür bir ilişki bulunmadığını göstermektedir. Ayrıca bazı zengin ülkelerin hükümetlerinin, aşıya erişimde öncelik kazanmak amacıyla gerekenden daha yüksek fiyatlar ödemek için gönüllü oldukları görülmektedir; bu durum düşük ve orta gelirli ülkelerdeki aşı kıtlığını doğrudan etkilemiştir.[14]
Eylül 2021’e gelindiğinde, zengin ülkelerde yaşayan insanların yüzde 60’ı en az bir doz aşı olmuşken, Küresel Güney’de bu oran yalnızca yüzde 3’tü.[15] Nick Dearden, bu derin eşitsizliğin sebebini şöyle açıklıyor:
Kötü haber şu ki, bu aşı teknolojisi yalnızca üç şirketin elindeydi ve bu şirketlerin tamamı azımsanmayacak ölçüde kâr elde etmeye odaklanmıştı. Gerçek şu ki, 2022 yılında bile düşük gelirli ülkelerle ulaştırılan her bir mRNA aşı dozuna karşılık, zengin ülkelere 56 doz gönderiliyordu…
Genel kural açıktı: Ne kadar zenginseniz aşıya erişme olasılığınız da o kadar yüksekti. Gelir ve servet dağılımının en üst basamaklarında yer alanlar ise ihtiyaç duyduklarından çok daha fazla aşıya sahip oluyordu. Bu durum yalnızca yoksul ülkeler için bir sorun değildi, aynı zamanda pandeminin sona erdirilmesini de çok daha zor hale getiriyordu.[16]
Güvenilir tahminlere göre, COVID-19 aşılarının adil bir biçimde dağıtılması halinde, “2021 yılının sonuna kadar dünya genelinde 295,8 milyon vaka ve COVID-19’un doğrudan yol açtığı 1,3 milyon ölümün önüne geçilebilirdi.” Tam paylaşımın gerçekleştiği bir senaryoda ise, dünya çapındaki COVID-19 kaynaklı ölümlerin yüzde 13’ten fazla daha düşük olacaktı.[17]
Ayrıca, aşılanmamış nüfusun büyüklüğü, hükümetleri kaynaklarını diğer halk sağlığı programlarından uzaklaştırıp pandemiyle mücadeleye aktarmaya zorladı. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre pandemi, “tüberküloz hizmetlerinin sunulması ve verem hastalığının yükünün azaltılması konusunda yıllar içinde kaydedilen ilerlemeyi tersine çevirdi.” Dünya genelinde, 2020 yılında bir önceki yıla kıyasla bir milyondan fazla kişi tüberküloz tedavisine erişemedi. Bunun sonucunda tüberküloza bağlı ölümler 500 bin arttı ve toplam ölüm sayısı, doğrudan COVID-19’un yol açtığı ölümlerin ardından ikinci sıraya yerleşti.[18]
British Medical Journal, ilaç şirketlerinin bu tutumunu “aşı apartheid’i” olarak tanımlamış ve bunun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ihlali olduğunu belirtmiştir. Zengin ülkeler ihtiyaçlarından fazla aşıya sahipken, yoksul ülkeler çok az aşıya sahip olmuş ya da hiç erişememiştir.
Son 100 yılın en kötü pandemisi sırasında, herkesin serbestçe erişebileceği kamusal bir fayda olmak yerine aşılar hâlâ şirketlerin mülkiyetinde olan ve zengin ülkelere satılan bir meta olarak kalmıştır. Zengin ülkeler bu yıl bir milyar ‘artan’ dozu stoklamak yerine bunları Covax’a verebilirdi. Bu tür ‘hayırsever bağışlar’ bir başlangıç olsa da yeterli değildir. Bağışlar, sömürgeci adaletsizliğin bir kalıntısıdır ve tazminatlar çoktan gecikmiştir. Mevcut ‘damlama etkisine’ dayalı sömürgeci yardım modeli başarısız olmuştur…
COVID-19 aşılarının küresel dağıtımı; güce, ilk harekete geçenin avantajına ve ödeme kapasitesine göre belirlenmektedir. Toplu ölümlerle kurumsal ve siyasi düzeyde göz yumulmasıyla mümkün kılınan bu ahlaki skandal, insanlığa karşı bir suçla eşdeğerdir…
Küresel aşı eşitsizliği, hızlı aşı geliştirme konusundaki tüm başarılarımızı gölgeliyor ve pandemiyi gereksiz yere uzatıyor. Devam eden eşitsizlik, doğrudan ve ticari açgözlülüğün ve siyasi çıkarcılığın bir sonucudur. İnsanlığa hizmet etme kılıfı altında ve dezavantajlı ülkelerdeki sayısız ölüme göz yumarak, siyasi müttefiklerinin desteğini alan şirketler bir kez daha en iyi yaptıkları şeyi yapıyor: kâr uğruna ‘insan öldürmek’…[19]
Bunun için “toplumsal cinayet”ten daha uygun bir ifade yoktur.
[1] Fatima Hassan, “Vaccine apartheid is racist and wrong,” PLOS Global Public Health, May 23, 2022
[2] Quoted in Nick Dearden, Pharmanomics: How Big Pharma Destroys Global Health, Verso 2023, xii.
[3] Robert Reich, “Martin Shkreli is just one example of excess in a rotten system,” Christian Science Monitor, December 23, 2015.
[4] Nick Dearden, Pharmanomics, xiv.
[5] Esther de Haan and Albert ten Kate, Pharma’s Pandemic Profits: Pharma profits from COVID-19 vaccines, SOMO Centre for Research on Multinational Corporations, February 2023, 4
[6] “Pfizer, BioNTech and Moderna making $1,000 profit every second while world’s poorest countries remain largely unvaccinated,” Oxfam International / People’s Vaccine Alliance, 16 November 2021.
[7] De Haan and ten Kate, Pharma’s Pandemic Profits, 4.
[8] Travis Whitfill and Mariana Mazzucato, “ARPA-H Could Offer Taxpayers a Fairer Shake,” Issues in Science and Technology, Summer 2023.
[9] De Haan and ten Kate, Pharma’s Pandemic Profits, 5.
[10] Oxfam International, “COVID vaccines create 9 new billionaires with combined wealth greater than cost of vaccinating world’s poorest countries,” Press Release, May 20, 2021.
[11] Giacomo Tognini, “Meet The 40 New Billionaires Who Got Rich Fighting Covid-19,” Forbes, April 7, 2021.
[12] Zoltán Kis and Zain Rizvi, How to Make Enough Vaccine for the World in One Year, Public Citizen, May 26, 2021; Anna Marriott and Alex Maitland, The Great Vaccine Robbery, The People’s Vaccine, July 29, 2021.
[13] “Life Science Companies and the Bill & Melinda Gates Foundation: Commitments to Expanded Global Access for COVID-19 Diagnostics, Therapeutics, and Vaccines,” Joint Communique, September 30, 2020.
[14] Anna Marriott and Alex Maitland, The Great Vaccine Robbery, The People’s Vaccine, July 29, 2021.
[15] De Haan and ten Kate, Pharma’s Pandemic Profits, 27
[16] Dearden, Pharmanomics, 120-1, 124.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.