“Devrimci Yol’u Devrimci Yol yapan kadrolar” ifadesinin ne anlama geldiğini merak edenler Adanalılara, Adana ve dahi Çukurova pratiğine bakabilir. Bütün emareler oradadır

Kimden dinlemiştik? Ali Asker’den mi? Hatırlamıyorum şimdi. “Tepemizde sarı sıcak” diye başlar, “olur mu böyle yaşamak” diye devam ederdi. “Kurtuluş kavgadan geçer” diye de biterdi. Biz o parçayı Halkevine para sağlamak amacıyla bostan çapasına gittiğimizde hep birlikte söylerdik; gençtik bir de tabii. Yevmiyelerimizi bir araya getirir, bir ihtiyacı giderirdik. Gerçekten de tepemizde sarı sıcak olurdu.
Notabene Yayınları’ndan çıkan kitabın ismi belirlenirken Adana’nın tarifsiz sıcağı mı esin kaynağı oldu yoksa Adana’da devrimcilik yapmanın el yakan, yüreği kora dönüştüren sıcaklığı nedeniyle mi bu isim tercih edildi bilemiyorum. Her ikisi de olabilir. İlkini Adana’ya adım atan herkes bilir; nefes kesen bir sıcaklığı vardır; isim isabetlidir. İkincisinin ne anlama geldiği kitabı okuyunca daha net anlaşılır; isim haddinden fazla isabetlidir.
“Tepemizde sarı sıcak” bir tespittir. “Olur mu böyle yaşamak” itirazdır. “Kurtuluş kavgadan geçer” devrimciliktir. Üçünün birleştiği noktada ‘70’li yılların devrimci halk hareketi Devrimci Yol çıkar karşımıza. İlk selamı burada çakalım: Selam olsun!
Çocukluğumda sık giderdim Adana’ya. Teyzem ve iki halam orada yaşardı. Tabii irili ufaklı pek çok kuzen. Sucuzâde ve Tepebağ gibi yoksul mahallelerde geçerdi günlerimiz. Halamın eşi Hüseyin Enişte şalgam satardı; sinema önünde tablası vardı. Oruç tutardı Hüseyin Enişte. İftara az zaman kala hazırlıklar tamamlanır, bir elinde yanan sigara diğer elinde demli çay, top patlar patlamaz orucunu sigara ve çayla açardı. İyi adamdı. Bizim de memlekette neler olup bittiğiyle yeni yeni ilgilenmeye başladığımız zamanlardı. Duvar yazılarından iz sürerdik. Özellikle Tepebağ duvarlarında faşistlerin yazılarını görür moralimiz bozulurdu. Sadece Tepebağ değil sanki bütün bir kentte faşistler hâkimmiş gibi gelirdi. “Gibi” fazla oldu. Öyleydi. Sivil faşist hareketin en güçlü ve en sert olduğu kentlerden biriydi Adana. Bunun yarattığı kasvet dışında severdim Adana’yı.
Adana’ya ikinci gidişim 2010 yılında oldu, yaklaşık üç sene yaşadım orada. 2010’a dair anlatacağım pek bir şey yok; örgütlü bir solcu nasıl yaşar, neler yaparsa ben de öyleydim. Tek farkla: Adana’yı ‘70’li yılların ilk yarısındaki faşist işgalin kasvetinden kurtaran, ‘70’lerin sonuna doğru devrimci hareketlerin ve özellikle de Devrimci Yol’un tabiri caizse kalesi haline getiren, faşist hareketin en fazla iki mahalleye sıkışıp kalmasını sağlayan, en güzel cümleyi şimdi yazıyorum, faşistleri sokağa çıkamaz hale getiren devrimcileri tanıma şansı buldum. Hayattan erken koparılan, genç yaşta ölümü göze alanlara dair anıları dinledim, onları anma etkinliklerine katıldım. Tepemizde Sarı Sıcak’ta her birinin ismi geçiyor, yer yer anlatımlarına yer veriliyor. Her birine selam olsun!
Adana’daki devrimci mücadeleye ve dahi Adana Devrimci Yol’a dair ilk kitap olabilir Tepemizde Sarı Sıcak. Hatırladığım, daha önce Erdal Aykaç’ın Kırşehir Cezaevi firarını anlatan “Olmazsa Yeniden Dene” isimli kitap vardı. Ama o daha çok firarla sınırlıydı. Tepemizde Sarı Sıcak’ta neler var? 12 Mart sonrası politik iklimin etkileri, ilk örgütlenme sancıları, merkezi müdahaleler, kent genelinde nasıl hâkimiyet kurulduğu, açık yüreklilikle tartışılan 12 Eylül yenilgisi. Tabii bir de tek tek bireylerin tarifsiz fedakârlıkları, cesaretleri, gözünü budaktan esirgememeleri, korku nedir bilmemeleri, bütün bunların örgütlü iradeye dönüştüğünde doğurduğu sonuçlar. Bir parantez de 12 Eylül sonrasına açalım: İşkencede, cezaevinde direnmenin, baş eğmemenin, özgürlük tutkusunun yegâne göstergesi olarak firar inatlaşmasının bütün ayrıntıları yer alıyor kitapta.
Açıkçası okurken bile insanın başı dönüyor. Bizim başımızı döndüren bir hayatın içinde başını eğmeyenlere selam olsun!
Şimdiye kadar Adana ve Çukurova’ya dair birkaç yazı kaleme aldım. Biri Adana’ya merkezi müdahaleyi işaret eden “Yolları Akdeniz’e düştü” başlıklıydı. Örgütlenme faaliyeti için Ankara’dan Adana’ya gidenler anlatılıyordu. İkincisi “köstebek” lakaplı, “uslanmaz tünelci” namlı, Adana’nın serdengeçtisi Adem Kütük ile ilgiliydi. Birinde de Hasan Ağzıküçük’e konuşarak Tepemizde Sarı Sıcak’ın ortaya çıkmasını sağlayan Veyis Sami Türkmen’i dilim döndüğünce anlatmıştım.
Tablo bu: Doğru siyaset, doğru siyaseti taşıyanlar ve doğru siyaseti hayata geçirenler. Açıkçası sacayağından biri eksik olursa, o işte başarı şansa bağlıdır. Değil aslında, başarı şansı yoktur. Doğru siyaset cebimizde dursun. Eğer Necdet Erdoğan Bozkurt, Veli Eskiili, Soner İlhan, Behçet Dinlerer gibi taşıyıcılarınız yoksa; eğer Veyis Sami Türkmen, Adem Kütük, Mustafa Özenç, Erdal Aykaç, Ali Uçak, Süleyman Eryılmaz, Mehmet Beyaztaş, Özcan Özkan, Muhittin Çoban, Cabbar Gülşen, Beyhan Güngör ve daha niceleri gibi hayata geçirenlerden mahrumsanız doğruların siyaseten ferahlatıcı olması dışında bir anlamı ve etkisi yoktur. Evet, kitaptaki söyleşilerde de geçiyor. Burada bir kez daha vurgulayalım: “Devrimci Yol’u Devrimci Yol yapan kadrolar” ifadesinin ne anlama geldiğini merak edenler Adanalılara, Adana ve dahi Çukurova pratiğine bakabilir. Bütün emareler oradadır.
Kitapta çok örnek var ama ben bir tanesini aktarayım: Fatsa’ya yapılan Nokta Operasyonu’nu protesto için Adana’da neredeyse hayat duruyor. Diğer gösteriler, eylemler vb. bir tarafa şu an yazacağıma dikkat edilsin, sanayi kenti Adana’da pek çok fabrikada fiili iş bırakma ve direnişler gerçekleşiyor. Müthiş bir şey. Çocukluğumdaki kasvetten eser kalır mı?
Kitabın baş anlatıcısı Veyis Sami Türkmen’le Gezi Direnişi başladığında birlikteydik. Adana’da sokağa çıktık, yürüdük. Sendika.Org’daki Veyis Sami’yle ilgili yazının başlığı “Kırşehir firarından Gezi direnişine, Veyis Sami Türkmen devrimciliğe devam ediyor hâlâ”ydı. Evet, o yazı üzerinden bile 12 sene geçmiş ve o, devrimciliğe devam ediyor hâlâ.
Bitirirken, Halkevcilerin hoşgörüsüne sığınıp şunu yazmak isterim: “Halkevci olmak ne işe yaradı, hayatında ne değiştirdi?” diye soran olursa, hiçbir işe yaramasa da Veyis Sami Türkmen’i, Adem Kütük’ü, Ali Uçak’ı, Süleyman Eryılmaz’ı, Selman Serttepe’yi tanımama vesile oldu” derim. Daha ne olsun, her birine selam olsun!

Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.