İzmir’in Kemalpaşa ilçesine bağlı Yukarıkızılca köyünde, Mahmut Dağı’nın eteklerinde yürütülen kurşun-çinko madeni arama çalışmalarına karşı köylüler bir araya geldi. Maden sahasının köyün içme suyunu sağlayan kaynağa yaklaşık 550 metre mesafede olduğunu belirten yaşam savunucuları, “Maden geçicidir, yaşam kalıcıdır. Suyumuzun zehirlenmesine izin vermeyeceğiz” dedi

İzmir’in Kemalpaşa ilçesine bağlı Yukarıkızılca köyü yakınlarında kurşun-çinko madeni için başlatılan çalışmalara karşı köylüler ve yaşam savunucuları basın açıklaması yaptı.
Volcan Metal Madencilik Sanayi AŞ adına verilen maden arama ruhsatı kapsamında Mahmut Dağı’nın eteklerinde fizibilite çalışmaları yürütülüyor. Köylülerin aktardığı bilgilere göre çalışma alanı, Yukarıkızılca’nın içme ve kullanma suyunun sağlandığı kaynak suyuna kuş uçuşu yaklaşık 550 metre uzaklıkta bulunuyor.
Çalışmalar kapsamında bugüne kadar 400’e yakın ağacın kesildiğini belirten köylüler, maden arama sahasının uluslararası nitelikteki doğa yürüyüşü güzergâhlarından Efeler Yolu üzerinde kaldığına da dikkat çekti.
Aynı bölgede 2021 yılında da maden arama ruhsatı verildiği ancak köylülerin yürüttüğü mücadele sonucunda ruhsatın iptal ettirildiği belirtildi.
Yukarıkızılca Doğa ve Yaşam Savunucuları tarafından yapılan açıklamada, mücadelenin yalnızca bir maden projesine karşı olmadığı, köyün suyu, ormanı, tarım alanları ve geleceği için yürütüldüğü vurgulandı.
Açıklamada, “Bir köyü köy yapan evleri ve yolları değildir. Bir köyü köy yapan ormanıdır, ağacıdır, dağıdır, suyudur, tarımı ve doğasıdır. Bunların olmadığı yerde hayat olmaz” denildi.
Yukarıkızılca’nın gerçek zenginliğinin yer altındaki kurşun ve çinko değil, Mahmut Dağı’nın oluşturduğu yaşam olduğu belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:
Bizim zenginliğimiz Mahmut Dağımızdır; ormanlarımız, içme suyu kaynaklarımız, bereketli tarım arazilerimiz, hayvancılığımız, temiz havamız, kadim kültürümüz ve bu topraklarda kurduğumuz yaşamdır. Bir maden yatağı birkaç yıl içinde tüketilebilir. Ancak temiz bir su kaynağı ve bir dağın ekosistemi yüzlerce yıl boyunca insanlara ve tüm canlılara hayat verir.
Açıklamada Mahmut Dağı’nın yalnızca bölge halkı için değil, çok sayıda hayvan ve bitki türü için de yaşam alanı olduğu belirtildi.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından dünyada nesli tükenme tehlikesi altında bulunan iki yarasa türünün Mahmut Dağı’nda tespit edildiği, yalnızca bu bölgede yaşayan iki endemik çiçek türünün de kayıt altına alınarak izlendiği aktarıldı.
Maden faaliyetlerinin orman alanlarını parçalayacağı, su kaynaklarını ve bölgenin doğal yaşamını geri dönüşü olmayacak biçimde etkileyebileceği ifade edildi.
Kurşun-çinko madenciliğinin cevher çıkarılması, yer altında galeri açılması, pasa ve atık oluşumu ile cevherin taşınması gibi aşamalarının çevre ve halk sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekildi.
Yer altında açılacak galerilerin kayaların içindeki su dolaşımını değiştirebileceği, sülfürlü minerallerin hava ve suyla teması sonucunda asit kaya drenajı oluşabileceği ve metallerin su kaynaklarına taşınabileceği belirtildi.
Açıklamada, köyün tek ve vazgeçilmez içme suyu kaynağı söz konusu olduğunda “kabul edilebilir risk” bulunmadığı vurgulandı:
Şirket sahibinin ‘Gerekli önlemleri alırız’ ya da ‘Bir şey olursa müdahale ederiz’ demesini kabul etmiyoruz. Su kirlendikten sonra alınacak önlem, önlem değildir. Asıl önlem, suyu kirletecek faaliyete en başından izin vermemektir.
Köylüler, musluktan akan ve çocuklarına verdikleri sudan şüphe ederek yaşamak istemediklerini belirterek, “Bizim için bir damla temiz su, tonlarca cevherden daha değerlidir. Maden olmadan yaşayabiliriz ama su olmadan yaşayamayız” dedi.
Mücadelelerinin “her türlü yatırıma karşı çıkmak” şeklinde gösterilmesine tepki gösteren yaşam savunucuları, istihdama ya da kalkınmaya değil, birkaç yıllık kazanç uğruna bölgenin yüzlerce yıllık yaşam kaynaklarının tehlikeye atılmasına karşı olduklarını söyledi.
Yukarıkızılca’nın geleceğinin madencilikte değil; doğa turizminde, ekolojik tarımda, hayvancılıkta, orman ürünlerinde ve su kaynaklarının korunmasında olduğu ifade edildi.
Maden projesinin yalnızca Yukarıkızılca’yı değil Aşağı Kızılca, Örnekköy ve çevredeki diğer yerleşimleri de etkileyeceği belirtilerek bölge halkına, meslek odalarına, bilim insanlarına ve çevre örgütlerine dayanışma çağrısı yapıldı.
Yetkililere ve şirkete seslenen Yukarıkızılca Doğa ve Yaşam Savunucuları, içme suyu kaynaklarını, ormanları ve yaşam alanlarını tehdit eden projeden vazgeçilmesini istedi.
Halkın açık rızası olmadan sondaj ve madencilik faaliyetlerinin sürdürülmemesi çağrısı yapılan açıklama şu sözlerle sona erdi:
Suyumuz satılık değildir. Ormanımız maden sahası değildir. Toprağımız rant alanı değildir. Yaşam hakkımız pazarlık konusu değildir. Maden geçicidir, yaşam kalıcıdır. Su yoksa hayat yoktur. Direneceğiz, dayanışacağız ve yaşamı birlikte savunacağız.