Ailesi, kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından aranarak tehdit edilen bir üniversiteli, konu hakkında şikayette bulundu. Emniyet daha önce de şikayet konusu olan bu uygulamayı "aile görüşmeleri" projesi kapsamında yaptıklarını belirterek resmen üstlenmişti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise şikayete konu aramada kullanılan hattın ülkesine dönen bir Suriyeli mülteciye ait olduğunu ve "dolandırıcıların tipik eylemlerinde [kullandığı] 'patates hat' diye tabir edilen hatlardan olduğunun kuvvetle muhtemel olduğu"nu söyledi. Bu durumda bir soru beliriyor: Emniyet, açıktan üstlendiği bu uygulamanın hukuken savunulamaz olduğunu bildiği için mi dolandırıcıların yöntemine başvuruyor?

Emniyet, üniversitelileri yıllardır "aile aramaları" üzerinden denetlemeye çalışıyor. Bugüne kadar, 8 Mart'a, 1 Mayıs'a katılan, yoksul mahallelerde ders veren, "Parasız eğitim ve beslenme haktır" diyen yüzlerce üniversitelinin ailesi arandı ve çocuklarının "terör örgütlerine" katıldığı ve başlarına kötü şeyler geleceği yönünde tehditlere maruz kaldı. Bu aramalar yer yer ailelerin baskı ve şiddetini tetikledi. Nisan ayında KTÜ öğrencisi İlayda Zorlu bu aramalar sonucunda ailesinden şiddet gördüğü evinde, polis olan babasının silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdi. Zorlu'nun kayıtlara "intihar" diye geçen ölümü Türkiye çapında protestoları ve tartışmaları tetikledi. Ancak polis aramaları son bulmadı ve NATO zirvesi öncesi yeniden yoğunlaştı.
Ailesi kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından aranarak tehdit edilen bir üniversiteli konu hakkında şikayette bulundu. Kendisini polis olarak tanıtan şahıs, üniversitelinin babasına "Biz ilçe emniyetten arıyoruz, kızınız ... tarihinde bir eyleme katılmıştır. Devlet üniversitesinde okuyor, devlet yurdunda kalıyor. Onun için hiç iyi olmaz, Bu tür şeylere katılmasın, size adres vereceğiz, oraya gelin, sizinle bir görüşelim" demişti. Ankara Emniyeti daha önce de şikayet konusu olan bu uygulamayı "aile görüşmeleri" projesi kapsamında yaptıklarını belirterek resmen üstlenmişti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise şikayete konu aramada kullanılan hattın ülkesine dönen bir Suriyeli mülteciye ait olduğunu ve "dolandırıcıların tipik eylemlerinde [kullandığı] 'patates hat' diye tabir edilen hatlardan olduğunun kuvvetle muhtemel olduğu"nu söyledi. Bu durumda bir soru beliriyor: Emniyet, açıktan üstlendiği bu uygulamanın hukuken savunulamaz olduğunu bildiği için mi dolandırıcıların yöntemine başvuruyor?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı aramada "sırf sükunu ve huzuru basma kastı ile hareket" edilmediği ve "ısrarla rahatsız etme" söz konusu olmadığını savunarak şüpheliler hakkında "Kamu Adına Kovuşturmaya Yer Olmadığına" karar verildi. Hattın kimin tarafından satın alınmış olunduğu ve üniversitelinin babasının arandığı tarihte nereden sinyal verildiği gibi hususlar araştırılmadı.
Birçok gençlik örgütü bu aramalara karşı açıklamalarda bulunmuş ve karşı karşıya bırakıldıkları koşullar karşısında mücadele etmeye devam edeceklerini çok kez ilan etmiş, aramalar ardından suç duyurularında bulunulmuştu.
Yapılan suç duyurularının bir tanesinde Ankara Emniyeti mevcut soruşturma dosyasına; bir dilekçe sunmuş, bu dilekçede; "Evet biz bu aramaları Güvenli Hayat - Güvenli Gelecek (Aile Görüşmeleri) projesi kapsamında yapıyoruz" yanıtını vermişti.
Emniyet, aramaları bu şekilde kabul etmiş olsa da savcılık KYOK kararı vermiş gerekçe olarak da şunu sunmuştu:
Valilik oluru ile gerçekleşen telefon aramalarının şüphelilerin görevlerine ilişkin olduğu, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı...
Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi İlayda Zorlu, nisan ayında, polis babasının silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdi. İlayda ailesine gelen tehditkar bir polis araması sonucu hürriyetinden alıkondu, babasından şiddet gördü ve evden kaçmak istediğini söyledikten birkaç saat sonra evde yaşamını yitirdi.
Sendika.Org