Kadınların cinsel işkence karşısında yürüttükleri sistematik teşhir faaliyeti ve zorunlu koşullarda politik mücadele içinde kalma ısrarları, devletin sadece cinsel işkence politikasında değil, bir bütün ataerkil politikasında gerileme sağlamıştır

15 aydır tutuklu bulunan İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar Türken, geçtiğimiz günlerde mahkemedeki savunmasında gözaltında çıplak arama işkencesine maruz kaldığını açıkladı. Bu açıklamayla ataerkil faşist rejimin cinsel politikasının bir parçası olan gözaltında ve hapishanedeki cinsel işkence uygulaması bir kez daha teşhir edilmiş oldu.
Cinsel işkence; kadınların ve LGBTİ+'ların bedenleri üzerinde tahakküm kurmayı amaçlayan bir işkence suçudur. Kadınları utandırarak, sindirerek, üzerlerinde baskı kurarak toplumsal mücadelenin dışında tutma ve kadınların özgürleşme süreçlerinin önüne geçmek istenir. Yaşadığımız coğrafyada erkeklere dönük de cinsel işkence uygulanmaktadır.
90'lı yıllar Türkiye ve Kürdistan'da sistematik fiziki işkencenin ve buna paralel olarak gözaltında taciz ve tecavüzün oldukça yaygın bir uygulama haline geldiği yıllardı. Ataerkil değer yargılarının bugüne kıyasla daha etkili olduğu, bekaret olgusunun kadın cinselliğinin denetlenmesinde temel bir argüman olduğu bu yıllarda sadece toplumun değil, politik kadınların üzerinde de ataerkil değer yargılarının etkisi yadsınamazdı. Özellikle Kürdistan'da tecavüz işkencesine maruz kalan pek çok kadının "Babam gözaltında tecavüze uğradığımı öğrenirse, kahrından ölür" biçiminde ifade ettiği kaygıyla cinsel işkenceyi teşhirden imtina ettiği temel bir gerçekliktir. Sosyalist kadınlar hem toplumsal ataerkil normlara hem de devletin kadınlara dönük cinsel işkence politikasına savaş açtılar ve bir kurultay hazırlığına giriştiler. Uzun ve yoğun bir hazırlık sürecinin ardından 2000 yılında gerçekleştirilen Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Kurultay; kadınların büyük bir cesaretle yaşadıklarını paylaşmalarının, devleti teşhir etmelerinin ve yaşadıkları cinsel saldırının politik mücadelenin konusu haline getirilmesinin vesilesi oldu. Bütün bir kadın özgürlük mücadelesine mal olan bu kurultay deneyimi; pek çok kadına yaşadığı cinsel işkenceyi açıklama ve teşhir etme cesareti vermiş, utancın taraf değiştirmesine vesile olmuş ve bu devlet politikasının geriletilmesinde önemli bir yer tutmuştur.
Sonraki yıllarda gözaltında, hapishane girişlerinde ya da sürgün sevklerde tecavüz biçiminde olmasa da çıplak arama ve tecavüz tehdidi biçiminde cinsel saldırı uygulamaları devam etti. Toplumsal mücadelenin yükselişte olduğu dönemlerde, kadınların evlerine dönmeleri, içlerine kapanmaları amaçlandı. Gezi direnişi günlerinde, Taksim Dayanışması üyeleri ve pek çok direnişçi kadın benzer uygulamaya maruz kalmıştı. Boğaziçi Üniversitesi'ne kayyum rektör atanması üzerine başlayan eylemler sürecinde ve 19 Mart halk ayaklanmasında gözaltına alınan pek çok kadın gözaltı sırasında yaşadığı çıplak arama işkencesinin güçlü bir şekilde teşhirini yaptılar. Bu teşhirlerle kadınlar birbirinden güç almış, bedenlerine dönük bu saldırı karşısında utanç duymak ve eyleme katılmamak gibi bir pratik yerine; cinsel işkenceyi gerçekleştiren polislerden tek tek ve cinsel işkencenin kurumsal merkezi olan Emniyet Müdürlüğü’nden hesap sorma pratiği içine girmişlerdir.
Bugün Siyonist İsrail hapishanelerinde İsrail askerleri de cinsel işkence suçunun odağı haline gelmiştir. Genç kadın örgütü ZORA'nın temsilcisi sosyalist bir gazeteci olan Anna Lietdke'nin İsrail hapishanelerinde yaşadığı cinsel işkenceyi kamuoyuyla paylaşması; Gazze'yle dayanışma için yola çıkan ve benzer saldırıya uğrayan başka kadınlar için cesaretlendirici olmuş, Filistinli tutsakların yaşadığı cinsel işkencenin de daha çok gündeme gelmesini sağlamıştır.
Dün tecavüz işkencesi karşısında "Personelimiz zevk almak için değil, görev icabı tecavüz etmiştir" açıklaması yapan ataerkil rejimin temsilcisi polis amirleri; bugün de Pınar Türker'in açıklaması karşısında arama işlemlerinin hukuki mevzuat çerçevesinde yapıldığını söyleyerek cinsel işkencenin arkasında durmaktadır. Çıplak arama işkencesinin kameraların önünde gerçekleştiği durumlarda dahi cezasızlıkla sonuçlanması, devlet politikasının başka bir yönünü oluşturmaktadır.
Yeri gelmişken cinsel saldırı faillerinin sıkça atıf yaptığı hukuki mevzuatın da ne olduğuna değinelim. Kadının açık rızasının olmadığı her durumda hukuka aykırı olan, bir yargı kararına dayanmayan ve sağlık personelinin varlığını koşul aramayan iç beden muayenesi farklı bir işlemdir, bugün polis ya da infaz koruma memurları tarafından idari bir işlem olarak uygulanan çıplak arama ayrı bir işlemdir. Çıplak arama yasal olmadığı gibi daha geniş anlamda hukuki de değildir, ancak daha da önemlisi meşruiyeti yoktur. Kıyafetlerin çıkartılması, otur-kalk biçiminde bir işlem yapılması, dokunarak ya da ıkındırarak beden boşluklarında arama yapılması çıplak aramadır ve tereddütsüz cinsel işkencedir.
Kadınların cinsel işkence karşısında yürüttükleri sistematik teşhir faaliyeti ve politik mücadele içinde kalma ısrarları, devletin sadece cinsel işkence politikasında değil, bir bütün ataerkil politikasında gerileme sağlamıştır.
Bizler, gözaltına alındığımızda ya da tutuklandığımızda çıplak arama işkencesine "Üzerimizdeki kıyafeti çıkartırsanız, asla giyinmeyiz ve çıplaklığımızdan da utanmayız" diyerek bu uygulamaya direnen, zorla çıplak arama işkencesine uğradığımızda da bunun teşhirini her platformda yapan kadınlar olarak mağdur değil; bedenine dönük tahakkümü kabul etmeyen toplumsal yaşamın öznesiyiz. Bedenlerimize yönelen ataerkil devleti temsil eden saldırılardan utanç duymuyoruz. Çünkü asıl utanç duyması gerekenlerin cinsel saldırıyı gerçekleştirenler olduğunu çok iyi biliyoruz ve bu gerçeği ne pahasına olursa olsun söylemeye devam edeceğiz. Pınar Türker'i ve yaşadığı cinsel işkenceyi cesurca açıklayan tüm kadınları, koğuşumuzdaki kadın tutsaklar adına selamlıyorum.
*ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı; Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi
Kaynak: ETHA
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.