Kurulduğundan beri Kadınİşçi’nin yazı kurulunda olan, her hafta podcast’larını dinlediğimiz Feryal ile bize yazı desteğinde bulunan Nur Tuğçe, İstanbul Arel Üniversitesi’ndeki işlerinden atıldıktan sonra işe iade davası açtılar. Tüm kadınları bu kez onların mücadelesini desteklemeye çağırıyoruz

Akademik dönemin sona ermesinin ardından birkaç vakıf üniversitesinden yüzün üzerinde akademisyen işten çıkarıldı. İşten çıkarılanlar arasında Kadınİşçi’den iki arkadaşımız da bulunuyor. Feryal Saygılıgil’i kadın işçi okurlarına, feminist camiaya tanıtmak sanıyorum gereksiz. Baştan itibaren Kadınİşçi dergisinde yer aldığını şimdi de bazen üç bazen beş olan Kadınİşçi yazı kurulu içinde bulunduğunu söyleyebilirim. Her hafta podcast söyleşisi yaptığını, kadın işçiye yazıları ile de katkı sağladığını zaten görmüşsünüzdür. Konuştukları arasında işten atılan kadın işçiler de vardı, şimdi bizzat kendi haber konusu oldu. Nur Tuğçe Biga da haberleri, yazıları ile portala destek veren arkadaşlarımızdan biri. Feryal Saygılıgil 14 yıldır, Nur Tuğçe Biga da 11 yıldır Arel Üniversitesi’nde çalışıyordu. İkisi de mesleğinin hakkını veren kadınlar; pek çok araştırma yapmış, makale, kitap yayınlamış. Bir “toplu” işten çıkarılmanın konusu oldular.
İşten atma meselelerinde patronların ve bir işveren olarak devletin en sevdiği biçimlerden biri toplu işten çıkarmalardır. Cinsel kimliği, siyasi düşünceleri ve bunu uygulamaya koyma konusundaki pratiği, sınıf ve toplumsal cinsiyet dayanışmasına yaklaşımı, sendikal faaliyetler, patrona gözünün üstünde kaşın var, diyenlerden olması yani müesses nizamı bozmaya meyilli olanların üstünün çizilmesi asıl işten çıkarılma sebebi iken, patronlar olayı küçülüyoruz, kâr elde edemiyoruz, bölüm kapanıyor-sanki bu normalmiş-, norm kadro fazlası gibi genel başlık altında tanımlayarak kapı önüne koyabiliyorlar. Kadın işçilerden de bunu biliyoruz ama KHK döneminde Fettuhlahçıları tasfiye ediyoruz diye kamuda düzen muhaliflerinin çoğunun da işten çıkarıldığını unutmuyoruz.
Toptan işten çıkarmalar, bu meseleye tepki duyup, ses çıkarması beklenen düzen aleyhtarları ya da kendini muhalif olarak tanımlayan kesimlerde de çoğu zaman “Yalnız onlar değil ki, pek çok insan var, bir iki kişiyi öne çıkarmak olmaz” yaklaşımı, hakkını arayanları da mahcubiyete sürükleyen güya eşitlikçi ama özünde tepkisizliği, politikasızlığı, eylemsizliği destekleyen bir atalet halini de beraberinde getiriyor maalesef.
Oysa, bir çalışan sendikal mücadele verdiği için işten çıkarılıyorsa, bu sınıf siyaseti yapanlar açısından politikleştirilmesi gereken bir durumdur. Aynı biçimde bir kadın feminist olduğu, feminist olmanın gereklerini yerine getirdiği için işten çıkarılıyorsa bu da feminist siyaseti doğrudan ilgilendirir. Feminist siyaset ayrılıkçıdır. Genel bir ezilme, sömürü ve baskı deneyimi içinden kadına özgü biçimleri bulup çıkarır ve onu politikleştirir.
Biz Kadınİşçi yazı kurulunda sekiz aydır, cinsel tacize uğrayan öğrencilerin yanında mücadele vererek, tacizci adamın işten çıkarılmasına ön ayak olan, o nedenle rektörün konuşmayı kabul etmediği, yöneticilerin “o kadın” diye adlandırarak “o kadın için kendinizi ateşe atmayın” şeklinde asistanlara uyarı yaptığı Feryal’in uğradığı baskıyı, şiddeti, hakaretleri adım adım takip ettik. Ne kadar yıpratıcı bir süreçten geçtiğini biliyoruz. Nitekim sözleşmesinin yenilenmeyeceği bildirilmeden önce sudan bahanelerle “meslekten men gibi” üniversite tarihinde görülmeyen absürt bir soruşturma kararına da imza attı Arel Üniversitesi yönetimi, sanki Feryal’in ilkokuldan itibaren onlarca yıllık çalışmasıyla, yoğun emekle, gece gündüz yaptığı çalışmalarla kazandığı doçentlik, profesörlük statülerini onlar ihsan etmişler gibi elinden alma girişiminde bulundular. Taciz iddialarına soruşturma açmaktan imtina edenlerin Feryal’e açılan soruşturmanın altında imzalarının olması da oldukça manidar.
Ama tabii burada kimin ne kadar yıprandığından ziyade başka bir gerçeğe vurgu yapmak gerekiyor; kadınlara yönelik çalışma hakkı ihlali, baskı ve şiddet ve bunun sonucunda işten atılma varsa, bunu politikleştirmek feministlere düşer. Feminist siyaset de feminist emek siyaseti de bu tür tikel örnekler temelinde yükselir, mağduriyetin değil ama özel bir çıkarın savunulması toplumsal cinsiyet ezilmesine dair bir genel bir mücadeleye dönüşebilir. Burada yıllar boyu mücadele edildikten sonra toplumsal cinsiyet temelli sosyal politikaların da artık eşitlik mücadelesinde bir norm olarak kabul edilmesini örnek olarak gösterebiliriz.
Nitekim Feryal’le Tuğçe’yi basın açıklaması yapmak, onlarla dayanışma içinde bulunduklarını bildirmek için reel siyaset yapılmasına rağmen, her gün bir biçimde siyaset üretilen parlamentoya basın açıklaması yapmak için çağıran meclisin iki muhalif partisinin milletvekilleri Sevda Karaca ve Sevilay Çelenk oldu. Biri kadın emeği ile senelerdir uğraşan sosyalist EMEP milletvekili diğeri de DEM partinin feminist milletvekili…
Fakat bir şey daha var. Üniversitede toplumsal cinsiyet çalışmaları da yapan biri bu konuda dersler de veren iki kadının işten çıkarılması, sadece siyasetin değil feminist emek siyasetinin de konusudur. Bizlere feminist emek siyaseti nasıl yapılır, yapılmalıdır, toplumsal cinsiyet temelli işten atılma pratikleri nasıl görünür kılınır, erkeklerin işten atılma deneyimlerinden nasıl ve hangi noktada farklılaşır, bu farkı nasıl politikleştirebiliriz sorularını da tartışma ve eyleme dökme, teorileştirme imkânı da sunar. Bilirsiniz; feminist teori bir eylem bilgisidir. Eylemden doğar eyleme hizmet eder. Bunu biz yapmazsak solcu erkekler hiç yapmaz…
Kadınİşçi olarak kadınların açtıkları işe iade davalarının her türlüsünü görünür kılarak, kadınların zar zor buldukları nispeten güvenceli olan işlerden uzaklaştırılmasının haberlerini yapıyoruz. Kadın emeği hakkında çaba sarf eden bir feminist olarak da şunu biliyorum; işe iade davalarında, işe iade mücadelesinde sendikaların en çok zorlandığı konulardan biri kadınların kendi isimlerini vererek bu konuda açık mücadeleye girişmesidir. Bir daha iş bulamama endişesi nedeniyle pek çok kadın işçi buna yanaşmaz. Onların da her zaman yanındayız ama yanaşanları başımız üstünde taşırız.
Farklı hareket geçmişleri olan bu iki arkadaşımız da gasp edilen çalışma haklarını almak için mücadele edeceklerini ilan ettiler. Benden daha iyi bilenler vardır şüphesiz, koca dayağının, ev içi şiddetin feminist politikanın konusu haline gelmesi “Hayır ev içinde de olsa, kocam da olsa bir erkek beni dövemez, deyip bununla mücadele etmeye karar veren o ilk itirazcı kadın” sayesinde olmuştur. Feministler o ilk itirazı politikleştirmişlerdir.
Feminist emek siyaseti gündelik yaşam, ev ile iş arasında gidip gelen ücretli veya ücretsiz çalışanların günlük rutini üzerinden oluşmaz. Bu rutinin bozulduğu kriz anlarında ortaya çıkar, sorunun görünür kılınması ve çözümünde kadın dayanışması büyük rol oynar.
Evlenir, ücretli işinizden ayrılır, evde saçınızı süpürge eder yıllarca yemek, temizlik yapar, çocuk bakarsınız. Adam başka birini bulur, çeker gider, siz öyle işsiz, güçsüz kalırsınız. Nafaka diye yargıya başvurursunuz, sizin mücadele etmeye başladığınız bu nokta feminist nafaka politikalarının, şekillenmeye başladığı yerdir.
Aynı biçimde üniversiteler vakıf vs. adı altında özelleştirilip, üniversite hocası hizmet veren, öğrenci de hizmet alan şekline büründüğünde, patriyarkal kapitalizmin, kapitalizm kanadı her şeyi kâr marjları üzerinden kurduğundan kârsız gördüklerini tasfiye ederken, kendine zararlı kesimleri işten çıkardığında, tekrar olacak belki ama bu “zararlı” kesimlerin ayrı ayrı kendi pratikleri üzerinden bir politik itiraz, ortak pratikler temelinde de başka bir itiraz siyaseti örgütlemeleri doğaldır ve gereklidir.
Tabii ki taktir edilmesi gereken örnekler var. Kadınİşçi haberini de yaptı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Sarıyer’deki Özel Açı Ortaokulu’nda beş yıl boyunca İngilizce ve rehber öğretmen olarak görev yapan Zoe Lila, cinsiyet uyum sürecinin yandaş medya tarafından hedef gösterilmesinin ardından görevinden uzaklaştırıldı. Bu açık kimlikle iş bulma hakkının da gaspı anlamına geliyordu. LGBTİ+ hareketi arkadaşlarına sahip çıkarak onun yasalardan kaynaklanan çalışma hakkının gasp edilemeyeceğine dair bir mücadele başlattılar.
Çünkü bu kişisel bir hak gaspı olmasından öte LGBTİ +ların çalışma hakkının patronun veya devletin ağzından çıkan bir kelimeyle ortadan kaldırılabileceğini de gösteriyordu. Bu mücadele, kişisel olanın direniş ve dayanışma ile politik hale gelmesinin en güzel örneklerinden biriydi. Tabii ki LGBTİ+ hareketinin politik reflekslerinin diğer tüm hareketlere göre çok daha hızlı olmasının da bunda rolü vardı.
Son olarak bence Feryal ve Tuğçe’nin işten çıkarılması ve onların hak arama mücadelesine girişmesi, feminist politikanın ve şimdilerde öne çıkmaya başlayan feminist emek ve dayanışma politikalarının konusudur. Toplumsal cinsiyet çalışmaları yaptığı ve feminist olduğu için bir kadın işten çıkarılıyorsa, yarın aynı nedenlerle başka kadınların da çalışma hakkı gasp edilebilecektir. Ayrıca söz konusu olan bir okul olduğundan burada eğitim gören genç kadınlar cinsel tacize uğradığında onlara destek vermek de “suç” olacaktır.
Üzüldük, bunu telefon, mail, birebir konuşmalar yoluyla paylaşmamızda bir beis yok. Ama politikanın yerine üzüntülerimizi ikame edemeyiz. Arkadaşlarımızın başlattıkları mücadelede dayanışmaya ihtiyacı var. Onlar bizlerden, feministlerden, feminist emek siyaseti ile uğraşan grup örgütlenmelerinden dayanışma bekliyorlar.
Kadın emeği alanında mücadele eden tüm kadınları, feministleri dayanışmaya ve eylem birliğine çağırıyoruz. Ve sevgili kadınlar “Bizlerden birine dokunduğunuzda bunun bedeli vardır” demenin, bunda ısrarcı olmanın bizzat kendisi de inanın feminist siyasete girer.
Kaynak: Kadın İşçi
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.