Halkevleri’nin 29. Olağan Genel Kurulu, salt bir kurumsal işleyiş veya rutin bir kongre olmanın ötesinde; sokakta, fabrikada, tarlada, üniversitede ve akademide biriken halk öfkesinin, kurucu ve örgütlü bir siyasal iradeye dönüştürülmesinin zeminidir. Bu görkemli ve onurlu kurultay, egemenlerin tahrip ettiği kamusal alanı (eğitim, sağlık, barınma, güvence) yeniden kazanma kararlılığının ilanıdır

“Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkânları bizlere vız gelir. Onlar bir avuç, biz ise milyonlarız.”
Mahir Çayan (Minnet, saygı ve özlemle anarak)
Mahir Çayan’ın tarihsel ve siyasal bir kesitte dile getirdiği bu söz, sosyolojik açıdan salt bir dönemin ajitasyon unsuru değil, ezilen ile ezen arasındaki asimetrik güç ilişkisini yapı sökümüne uğratan diyalektik bir manifestodur. Siyaset bilimi literatüründe “hegemonya” ve “karşı-hegemonya” kavramları üzerinden okunan bu tespit, egemen sınıfların elinde bulundurduğu maddi ve bürokratik aygıtların mutlak bir yenilmezlik taşımadığını, toplumsal muhalefetin niceliksel ve niteliksel potansiyeli karşısında kırılgan olduğunu vurgular.
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik konjonktür, Çayan’ın “bir avuç” ve “milyonlar” olarak somutlaştırdığı sınıfsal kutuplaşmanın en derinleştiği tarihsel evrelerden birine tanıklık etmektedir. Neoliberal iktisat politikalarının ve güvencesizleştirme süreçlerinin yapısal bir krizle birleştiği günümüz tablosunda, toplumsal katmanların maruz kaldığı hak gaspları ve krizler şu şekilde kristalize olmaktadır:
İşçi sınıfı ve emekçiler: Üretim süreçlerinin otomasyonu ve esnek çalışma modelleri adı altında, sendikasızlaştırma ve güvencesiz istihdam kalıcı hale getirilmiştir. Reel ücretlerin enflasyon karşısında erimesi, emeğin milli gelirden aldığı payı tarihsel dip seviyelere çekmiştir.
Uzun yıllar üretim sürecine artı-değer sağlayan emekli nüfus, aktüeryal dengelerin gözetilmesi bahanesiyle insani yaşam sınırının çok altında bir ücret politikasına mahkûm edilerek sistemin dışına itilmiştir.
Köylüler ve tarım üreticileri: Endüstriyel tarım politikaları, girdi maliyetlerindeki (gübre, mazot, tohum) fahiş artışlar ve ithalata dayalı piyasa yapısı, küçük üreticiyi toprağından kopararak proleterleşme sürecini hızlandırmıştır.
Eğitim sisteminin niteliksel aşınması ve liyakat mekanizmalarının tasfiyesi, “geleceksizlik” olgusunu gençliğin yapısal bir sorunu haline getirmiştir. İstihdam alanlarının daralması, beyin göçünü patlatırken genç işsizliğini de kronikleştirmiştir.
Kent rantına dayalı büyüme modelleri ve kontrolsüz mülkiyet spekülasyonu, anayasal bir hak olan “barınma hakkını” lüks haline getirmiş; alt ve orta sınıfları derin bir barınma kriziyle ve evsizleşme tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştır.
Bu kesimlerin yaşadığı kriz, egemenlerin elindeki “büyük görünen güç ve imkânların”, toplumun geniş kesimlerinin sistematik mülksüzleştirilmesi pahasına var olabildiğini açıkça kanıtlamaktadır.
Toplumsal muhalefetin bu denli parçalandığı ve krizlerin derinleştiği bir vasatta, dağınık haldeki hak arayışlarını ve “halkın haklı isyanını” programatik bir bütünselliğe, yani bir manifestoya dönüştürme iradesi hayati bir önem taşımaktadır. İşte bu noktada, Türkiye toplumsal mücadeleler tarihinin en köklü ve onurlu öznelerinden biri olan Halkevleri, tarihsel misyonunu yeniden kuşanmaktadır.
Halkevleri’nin 29. Olağan Genel Kurulu, salt bir kurumsal işleyiş veya rutin bir kongre olmanın ötesinde; sokakta, fabrikada, tarlada, üniversitede ve akademide biriken halk öfkesinin, kurucu ve örgütlü bir siyasal iradeye dönüştürülmesinin zeminidir.
Bu görkemli ve onurlu kurultay, egemenlerin tahrip ettiği kamusal alanı (eğitim, sağlık, barınma, güvence) yeniden kazanma kararlılığının ilanıdır.
Halkevleri, Çayan’ın işaret ettiği “milyonların” haklılığını ve meşruiyetini kamusal haklar mücadelesiyle sentezleyerek, “vız gelir” iradesini soyut bir retorik olmaktan çıkarıp somut bir toplumsal barikata dönüştürmektedir.
Mahir Çayan’ın ifadesindeki asgari diyalektik gerçeklik, bugün Türkiye’nin sokaklarında, fabrikalarında ve meydanlarında karşılığını bulmaktadır. Egemen unsurların elinde bulundurduğu devasa medya gücü, finansal sermaye ve baskı aygıtları, örgütlü bir halk iradesi karşısında köksüz ve geçicidir.
Halkevleri’nin 29. Olağan Genel Kurulu’nda somutlaşan irade; işçilerin, emeklilerin, gençlerin, köylülerin ve evsizlerin müşterek mücadelesinin, o “bir avuç” azınlığın hegemonyasını nihayete erdirecek yegâne tarihsel güç olduğunu bir kez daha ilan etmektedir.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.