Hangi yıla giderseniz gidin onlarca çıplak arama, işkence örneği bulabiliyorsunuz… Ama 2024’teki bir karar ayrıca önemli… Mimar Mücella Yapıcı ve kızı Cansu Yapıcı, Gezi eylemleri sırasında gözaltına alınıyor ve her ikisi de çıplak aramaya maruz bırakılıyor. Dava 2024’te sonlanıyor. Sanık polislerin avukatı, duruşmada ezberi tekrarlıyor: “Kendilerine mağdur rolü çizerek hükümeti ve devleti cezalandırma çabasındalar.” İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, bu davada iki polisi çıplak arama nedeniyle cezalandırıyor. İşkenceden değil “görevi kötüye kullanmak” suçundan ceza ama yine de mühim ve emsal niteliğinde…

Kemal Kılıçdaroğlu, 2020’de TBMM kürsüsünde konuşuyor.
O dönem HDP milletvekili olan Ömer Faruk Gergerlioğlu, kısa süre önce emniyette genç kızların çıplak aramaya maruz kaldığını ortaya çıkarmış, dönemin Adalet Bakanı ezbere sözlerle yalanlamış, ortalık kızışmış…
Şöyle diyor Kılıçdaroğlu:
Sizin kızınız, sizin evladınız böyle bir muameleye tabi tutulduğunda acaba tepki gösterir misiniz? Üniversite öğrencileri bunlar. Hangi gerekçeyle çırılçıplak soyup arıyorsunuz? Bunun tamamen yalan olduğu ifade edildi ancak gerçek olduğu ortaya çıktı. Sayın Ak Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin ‘Türkiye’de çıplak arama olduğuna asla inanmıyorum’ diyor. ‘Yok böyle bir şey’ oysa var. Üstelik yıllardır var. Adalet sağladığınızı mı düşüyorsunuz? Anlamakta zorluk çekiyorum. Eğer çıplak aramayı kaldırırlarsa biz her türlü desteği vermeye hazırız. Biz kanun teklifi verdik reddettiler. O zaman siz oturun bir kanun teklifi hazırlayın…
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in bu konudaki tavrını tartışmaya zaten gerek yok. Yıllarca Türkiye’de işkence ve kötü muamelenin varlığını dile getirmiş, buna itiraz etmiş bir gelenekten doğan partinin yetkili ismi, 2021’de şöyle diyordu iddialar için:
Bir kadını çıplak arayacaksın, dakikasında bundan rahatsızlığını beyan eder, bir sene beklemez. Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez.
* * *
Mutlak butlan kararıyla genel başkanlık koltuğuna oturan, vekillerin istememesine, “gelmeyin” çağrılarına rağmen TBMM’de grup toplantısında konuşmak isteyen, olmayınca partide toplanan kalabalığa konuşmak zorunda olan Kılıçdaroğlu, iktidar partisinin lideri gibi yaptığı konuşmasında bu kez çıplak aramaya değinmek zorunda hissetmiyor kendisini…
Oysa kürsüye çıkmasından kısa süre önce İstanbul’da İBB davasında Pınar Türker, çıplak arama işkencesini anlatıyor:
Vatan’a girdik, emniyete… Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. ‘Üstünü çıkar’ dedi, ‘Üstümü çıkardım.’ Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, ‘Tamam’ dedi. ‘Üstünü giyebilirsin.’ ‘Peki’ dedim, ‘gidebilir miyim?’ ‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir’ dedi. İndirdim. ‘Çamaşırını da’. ‘Nasıl yani’ dedim? ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi… Bu onurunu, gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan…
* * *
En komiği yıllarca “solcu” olduğunu söyleyen, bugün hala CHP’li olduğunu savunan, CHP dışında herhangi bir konuda yazıp çizemeyen, nedense yazdıkları da hep iktidar diliyle paralel olan kimi isimlerin tavrı.
Komik demek yetersiz, yüz kızartıcı, utanmayı gerektiren bir tavır bu…
Kulağa fısıldananı, açıklananı doğru kabul eden ve kamuoyuna böyle duyurmayı görev edinenlerin tavırları komik olmaktan çıkalı çok oldu.
İçlerinden biri, “İşte yalanlar açığa çıktı” diye duyuruyor konuyla ilgili geçen sene yapılan başsavcılık açıklamasının yeniden anımsatılmasını…
Bir başkası, “işte gerçek” diye seviniyor.
Cumhuriyet tarihinde bu iddiaların hemen kabullenildiği bir örnek varmış gibi… “Soruşturun”, “araştırın” çağrısı yapmak gereği bile duymuyor.
Ne diyor peki Bakırköy Başsavcılığı açıklamasında?
21 Aralık 2025 tarihinde bu iddiaların gündeme geldiğini ve şu açıklamanın yapıldığını anımsatıyor:
İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 23/03/2025 tarih ve 2025/267 sorgu sayılı kararıyla Rüşvet Almak suçundan tutuklanan Fatoş Pınar Türker, aynı tarihte Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na kabul edilmiştir. Ulusal basın ve bazı sosyal medya hesaplarında, İBB iştiraki Medya AŞ Genel Müdürü (tutuklu) Fatoş Pınar Türker’in depo olarak kullanılan bir alanda tutulduğu ve çıplak arandığı yönünde iddialara yer verildiği görülmüştür.
Tutuklunun kuruma kabulü sırasında yapılan işlemler, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in 34. maddesi hükümleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda üst ve eşya araması yapılmıştır.
Söz konusu arama, dışarıdan görülmesi mümkün olmayan ve herhangi bir görüntü kaydı bulunmayan bir alanda gerçekleştirilmiş olup, iddia edildiği şekilde tutuklunun kıyafetlerinin çıkarılması söz konusu değildir…
Sonuç olarak, Fatoş Pınar Türker’in Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda çıplak aramaya tabi tutulduğu ya da tutuklulara mahsus yaşam alanları dışında tutulduğu yönündeki iddialar tamamen asılsızdır. Kuruma kabul, üst araması ve yerleştirme işlemleri mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmiştir…
* * *
Peki…
Zaten Türkiye’de hiç işkence de yapılmadı, ölen herkes merdivenden düştü…
Kimse askıya asılmadı, kimseye elektrik verilmedi…
Uzağa gitmeye de gerek yok…
2020’de yine çıplak arama iddiaları gündeme geldiğinde Ankara Başsavcılığı’nın yaptığı ibretlik açıklama var…
Bazı basın yayın kuruluşlarında ve sosyal medyada polis merkezleri ve cezaevlerinde çıplak olarak arama yapıldığını iddia eden kişilerin, FETÖ silahlı terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Anayasal düzenine yönelik hedeflerini meşru göstermek ve bu hedef lehine kamuoyu oluşturmak amacıyla kasıtlı olarak paylaşımlarda bulunduğu şüphesini destekleyen emarelerin tespit edilmesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca re’sen soruşturma başlatılmıştır.
Çıplak arama iddiasında bulunanlar FETÖ dosyalarından yargılandığı için bu iddiayı gündeme getirenler de FETÖ’cüymüş…
İşkenceye karşı çıkanlar terörist, faili meçhullere karşı çıkanlar terörist, hak ihlallerine karşı çıkanlar terörist!
* * *
Ama nedense sağcısı solcusu, öğrencisi memuru, gözaltına alınan hemen herkes çıplak aramadan söz ediyor.
Ne hikmetse hayatında bu konulara bir kere değinmemiş, bu konuların yakınından geçmemiş insanlar ilk kez gözaltına alındıktan hemen sonra çıplak aramaya maruz kaldıklarını anlatıyor.
Bir “hoş geldin merasimi” değilmiş gibi açıklamalar yapılınca da inanmak isteyen inanıyor. İnanmakla kalmıyor, en azılı “yoktur” savunucusu haline geliyor.
* * *
2024’e gidelim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmacı olduğu TRT World Forum etkinliğinde İsrail’e ticaretin tamamen kesilmesi yönünde protesto eylemi yaptıkları için bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen 7’si kadın 9 kişinin avukatları, ”çıplak arama ve kötü muamele” iddialarıyla suç duyurusunda bulundu. Şöyle dediler avukatları:
Müvekkiller, nezarethaneye girişleri yapılmadan önce ilk olarak aynı katta bulunan camlı küçük bir odaya alınmışlardır… İlgili polis memuru müvekkillerin alt ve üst iç çamaşırlarının içerisine iki elini birden sokmak ve gezdirmek suretiyle dokunarak arama işlemi gerçekleştirmiştir. Müvekkiller ısrarla bu uygulamaya itiraz etmiş fakat ilgili polis memurunun aşağılayıcı, onur kırıcı sözlerine maruz kalan müvekkillerin itirazları karşılıksız bırakılarak zorla çıplak arama işlemi yapılmıştır… Gece yarısına doğru ceza infaz kurumuna ulaşan müvekkillerin kayıt işlemleri öncesinde ilk olarak çıplak arama yapılacağı söylenmiştir. Müvekkiller ilgili uygulamaya itiraz etmiş fakat üstlerinde uyuşturucu madde bulunabileceği söylenerek zorla müvekkillerin çıplak arama işlemine başlanmıştır.
* * *
Yine 2024…
Halkın Hukuk Bürosu’na düzenlenen baskında gözaltına alınıp tutuklanan Ali Sinan Çağlar, sevk edildiği Samsun’daki Kavak S Tipi Cezaevinde işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla suç duyurusu bulunuyor:
…Soyunarak aranmayı insan onuruna yakışır bir durum olmadığı için kabul etmeyeceğimi söyledim. Görevlilerden bir kişi ‘Burada biz Anayasa’yı da yasayı da tanımıyoruz, sen soyunuyor musun, soyunmuyor musun, onu söyle’ dedi. Başka bir görevli de ‘Bak biraz sonra seni nasıl soyuyoruz’ dedi. Akabinde odada bulunan 5-6 kişi tarafından tekme ve tokatlarla yere yatırıldım. O esnada şahıslardan birisi ‘Sağ bacağı sakat, sağ bacağına vurmayın’ diye diğerlerini uyardı. Durmaksızın tekme ve tokatlarla birkaç dakika dövüldüm, üzerimi çıkardılar…
* * *
2023’e dönelim…
Boğaziçi Üniversitesi’nde “BOUNSergi” ekibi dün (19 Mayıs) Güney Kampüs’e AKP iktidarının 6 Şubat depremlerindeki yetersizliğini eleştiren resimler asıyor.
“Boğaziçi Direnişi” hesabı, üniversitelilerin geceyi nezarethanede geçirdikleri ve gözaltında çıplak aramaya maruz bırakıldıkları belirtilerek, “Ped ihtiyaçları karşılanmadı. Avukatlarıyla görüşmeleri engellendi. Arkadaşlarımızı insanlık dışı koşullara maruz bırakanlardan hesap soracağız” açıklaması yapıyor.
2022’ye gidelim…
Tutuklu gazeteci Ziya Ataman, sevk edildiği Dumlu 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde çıplak aramaya maruz kaldığını ve tek kişilik hücreye konulduğunu belirterek, suç duyurusunda bulunuyor.
Aynı tarihte Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), 18 Ağustos’ta gözaltına alınan SKM Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Deniz Aktaş ve Ebru Yiğit’i çıplak aramaya maruz bırakan polisler hakkında şikayetçi oluyor.
* * *
Hangi yıla giderseniz gidin onlarca örnek bulabiliyorsunuz…
Ama 2024’teki bir karar ayrıca önemli…
Mimar Mücella Yapıcı ve kızı Cansu Yapıcı, Gezi eylemleri sırasında gözaltına alınıyor ve her ikisi de çıplak aramaya maruz bırakılıyor.
Dava 2024’te sonlanıyor.
Sanık polislerin avukatı, duruşmada ezberi tekrarlıyor:
Kendilerine mağdur rolü çizerek hükümeti ve devleti cezalandırma çabasındalar.
Polisler devletmiş ona göre, suç işleyenler devletmiş…
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, bu davada iki polisi çıplak arama nedeniyle cezalandırıyor. İşkenceden değil “görevi kötüye kullanmak” suçundan ceza ama yine de mühim ve emsal niteliğinde…
Yok denilse de var olduğu bilinen uygulamalar bunlar… Ve bir devlete düşen, Kılıçdaroğlu’nun yeni versiyonunda yaptığı gibi görmezden gelmek yerine araştırmak…
Sadece bu iddiayı da değil…
Onlarca sanık savcılıkta tehdit edildiğini söylüyor, onlarca insan emniyette aşağılandığını söylüyor. “Tarihin en önemli yolsuzluk soruşturması” diye adlandırılan soruşturmayı bu iddialar gölgesinde mi yürütüyor, davaları böyle mi görüyorsunuz?
Ve bu iddialar unutulur gider diye mi bakıyorsunuz…
Unutulmaz, işkence suçtur ve manevi izleri yaşam boyu kalır…
* * *
CHP’den ihraçlara “Süheyl Batum” örneği
Mutlak butlan kararıyla göreve gelen CHP Merkez Yönetim Kurulu, 9 vekili tedbirli olarak ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etti.
Sevk maddesine göre vekiller için ihraç talebinde bulunma yetkisi Parti Meclisi’nde… Ancak Kılıçdaroğlu ve ekibinin burada çoğunluğu bulunmadığı için arka kapıdan dolanma yoluna gidildi.
Maksat ortada, “biz atalım, yargıya gitsinler, zaman kazanalım.”
Tıpkı kurultay için yaptıkları gibi…
Oysa yargının ne karar vereceği de biliniyor.
Önümüzdeki, 2014’te partiden ihraç edilen Süheyl Batum’un açtığı davayı kazanması, ihraç kararını kaldırtması örneği var.
Şöyle diyor o tarihte yetkili mahkeme:
Davacı TBMM üyesi olup normal bir partili üye değildir… İvedi durumlarda Merkez Yönetim Kurulu, görevden derhal uzaklaştırma yetkilerini de kullanarak bir üyeyi disiplin kuruluna sevk edebilir. Ancak normal parti üyeleri hakkında düzenlenen bu madde TBMM üyeleri hakkında uygulanamaz. Bu konuda özel düzenleme bulunmaktadır… Grup üyelerinin yasama çalışmaları dışındaki tutum ve eylemlerinden doğan parti suçları için Merkez Yönetim Kurulu’nun Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk işlemi yapabileceği, ancak bu şekilde Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilecek üyeler için verilecek cezaların uyarma, kınama, gruptan geçici çıkarma ve gruptan kesin çıkarma cezaları olacağı belirtilmektedir. Yüksek Disiplin Kurulu’nun vereceği cezalar sınırlı olarak sayılmış olup bunlar arasında parti ile ilişkisinin süresiz olarak kesilmesini düzenleyen üyelikten kesin çıkarma cezası bulunmamaktadır…
Karar açık… Tüzük de öyle… Ancak “git yargıda hallet” anlayışını fazlaca benimsemiş bir Kılıçdaroğlu ekibi söz konusu… O yüzden yapılacakları tahmin etmek de güç değil…
Kaynak: T24
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.