Yasaklama ve polisin engelleme çabalarına rağmen Farabi Sokak’ta bir araya gelen LGBTİ+'lar, Ankara sokaklarında yürüdü. Polis, Ankara Onur Yürüyüşü tamamlandıktan sonra ara sokaklarda bulunan 8 kişiyi gözaltına aldı

Ankara Pride, bu yıl beşincisi düzenlenecek olan Ankara Onur Yürüyüşü programını "Lubunya yasa, sokak yasak tanımaz" diyerek sosyal medya platformlarında yaptığı açıklama duyurmuştu.
Ankara Onur yürüyüşü gerçekleştirildi. Yasaklama ve polisin engelleme çabalarına rağmen Farabi Sokak’ta bir araya gelen LGBTİ+'lar, Ankara sokaklarında yürüdü. Polis, Ankara Onur Yürüyüşü tamamlandıktan sonra ara sokaklarda bulunan 8 kişiyi gözaltına aldı.
LGBTİ+’lar defalarca kez gündeme getirilen ve yargı paketleri düzenlemeleri ile getirilmesi planlanan LGBTİ+ düşmanı düzenlemelere tepki gösterdi. LGBTİ+’lar “Bu beden bizim” diyerek bedenleri hakkında verecekleri kararları kısıtlamaya yönelik bu düzenlemeleri kabul etmeyeceklerini söyledi. LGBTİ+ düşmanı politikaların tek tek hak ihlallerinden ibaret olmadığını ve LGBTİ+ların yaşam alanlarını daraltmaya yönelik örgütlü bir nefret politikası olduğuna işaret eden LGBTİ+'lar "Bizim bedenlerimiz deney alanı, kimliklerimiz tartışma malzemesi, yaşamlarımız siyasi hesapların aracı değildir" dedi.
"Ankara Esat ve Eryaman’da trans kadınlara yönelik saldırılar ve yıllardır süren adalet mücadelesi, bu ülkede transfobinin nasıl örgütlü bir şiddete dönüştüğünün göstergesidir" diyen LGBTİ+'lar nefret politikaları karşısında örgütlenme çağrısı yaptı.
Basın açıklamasının tamamı ise şu şekilde:
Bedenlerimiz, kimliklerimiz, sesimiz ve özgürlüğümüz üzerinde kurduğunuz tahakkümü kabul etmiyoruz!
Türkiye’de LGBTİ+’lar yıllardır sistematik bir nefret siyasetiyle, hedef göstermelerle, ayrımcılıkla, şiddetle ve görünmezleştirme politikalarıyla karşı karşıya bırakılıyor. Bizler bu topraklarda var olduğumuz günden beri yalnızca kimliğimizle değil; yaşam hakkımız, barınma hakkımız, sağlık hakkımız, ifade özgürlüğümüz ve örgütlenme hakkımız için mücadele ediyoruz.
Bugün karşımızda duran tablo; tek tek hak ihlallerinden ibaret değildir. Bu, LGBTİ+’ların yaşam alanlarını daraltmaya, görünürlüğünü yok etmeye ve bizi toplumdan dışlamaya çalışan örgütlü bir nefret politikasının parçasıdır.
12. Yargı Paketi kapsamında gündeme getirilen LGBTİ+ karşıtı düzenlemeler, bu politikanın hukuk eliyle kurumsallaştırılmaya çalışıldığını göstermektedir. Transların bedenleri üzerinde söz sahibi olma hakkını hedef alan; beden uyum sürecine erişimi zorlaştırmayı, süreci 18 yaşından 25 yaşına çıkarmayı ve bir kişinin beden uyum sürecine başlayabilmesi için üremeden yoksun sayılması gibi insan haklarına aykırı şartları gündeme getiren bu yaklaşımı kabul etmiyoruz.
Bir insanın kendi bedeniyle barış içinde yaşayabilmesi için üreme hakkından vazgeçmeye zorlanması; beden özerkliğine, sağlık hakkına ve insan onuruna açık bir saldırıdır. Bizim bedenlerimiz devletin kontrol edeceği, üzerinde karar vereceği ya da izin mekanizmalarıyla yöneteceği alanlar değildir.
Transların hayatları bir “düzenleme konusu” değildir. Bizim bedenlerimiz deney alanı, kimliklerimiz tartışma malzemesi, yaşamlarımız siyasi hesapların aracı değildir.
Bu saldırılar yalnızca meclis koridorlarında ya da yasa tasarılarında kalmıyor. Sokakta, evde, iş yerinde ve dijital alanda LGBTİ+’ların varlığı hedef alınmaya devam ediyor.
LGBTİ+ derneklerinin ve hak örgütlerinin sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri; yalnızca birkaç dijital platformun kapatılması değildir. Bu kararlar LGBTİ+’ların sesini kısmaya, dayanışma ağlarını zayıflatmaya ve örgütlü mücadeleyi görünmez hale getirmeye yönelik sansür politikalarının bir parçasıdır. Kaos GL gibi LGBTİ+ hakları alanında çalışan kurumların sosyal medya hesapları ve dijital yayın alanları erişim engelleriyle karşı karşıya kalmış, bu durum ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Bugün LGBTİ+ derneklerinin, dayanışma ağlarının ve hak savunucularının sesini kısmaya çalışanlar şunu bilmelidir: Bir hesabı kapatmak, bir ekranı karartmak, bir paylaşımı görünmez kılmak bizim varlığımızı ortadan kaldıramaz.
Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca sosyal medyada değildir. Biz sokaktayız. Mahallelerdeyiz. Evlerdeyiz. Birbirimizin hayatındayız. Bizim dayanışmamız bir algoritmaya, bir mahkeme kararına ya da bir erişim engeline bağlı değildir.
Ankara Esat ve Eryaman’da trans kadınlara yönelik saldırılar ve yıllardır süren adalet mücadelesi, bu ülkede transfobinin nasıl örgütlü bir şiddete dönüştüğünün göstergesidir. Trans kadınların yaşam alanlarından koparılmaya çalışılması, hedef gösterilmeleri ve şiddetle karşı karşıya bırakılmaları; bugün bedenlerimiz üzerinde kurulmak istenen baskının sokaktaki karşılığıdır.
Esat’tan Eryaman’a, sokaklardan mahkeme salonlarına, sosyal medyadan meclis kürsülerine kadar aynı nefret dili büyütülmeye çalışılıyor. Ama biz biliyoruz ki bu nefret politikaları karşısında en büyük gücümüz birbirimize tutunmaktır.
Bizler buradan açıkça söylüyoruz:
Bedenlerimiz üzerinde söz sahibi olamazsınız.
Kimliklerimizi yok sayamazsınız.
Örgütlenmemizi engelleyemezsiniz.
Sesimizi susturamazsınız.
LGBTİ+’lar bu ülkenin gerçeğidir.
Bizler buradayız. Yaşıyoruz. Mücadele ediyoruz.
Onurumuzla, öfkemizle, sevgimizle ve dayanışmamızla yaşamlarımızı savunmaya devam edeceğiz.
LGBTİ+’lar vardır, var olacak.
Sendika.Org/Ankara