Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen maden işçileri, Türkiye'de emek mücadelesinin sürekliliğini yeniden hatırlatıyor ve 1 Mayıs yaklaşırken, eşitlik, demokrasi ve sosyal adalet talebinin de somut karşılığı olarak kamusal alanda yerini alıyor

Türkiye'de işçi sınıfının hak arama pratiği, Ankara'ya yönelen yürüyüşlerle şekillenen bir tarihsel hat oluşturur. Siyasal iktidarın ve karar alma mekanizmalarının merkezi olan Ankara, hak arama mücadelelerinin doğrudan muhatabına yöneldiği bir mücadele mekânıdır.
1991 yılında Zonguldak'tan Ankara'ya yapılan Büyük Madenci Yürüyüşü, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük eylemlerinden biridir. 2009 Aralık ayında başlayıp 78 gün süren Tekel işçilerinin direnişi, Türkiye tarihinin en büyük ve en uzun süreli kitlesel eylemidir.
Bugün Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen Doruk Madencilik işçileri, aynı hattı yeniden kuruyor. Bu yürüyüşler, ekonomik taleplerin taşındığı eylemler olmanın ötesinde, anayasal hakların kamusal alanda kullanım biçimleri olarak da anlam kazanıyor.
Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen Doruk Madencilik işçilerinin Kurtuluş Parkı'nda başlattıkları açlık grevi, çok boyutlu bir hak mücadelesi niteliği taşıyor. Beş aydır ücretlerini alamayan işçilerin eylemi, hak arama özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile sendikal özgürlüklerin kesişiminde yer alıyor.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, hem Anayasa'nın 34. maddesi hem de 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu çerçevesinde düzenlenir ve bu iki yasal çerçeve de hakkın kullanımını güvence altına alır.
Anayasa'nın 34. maddesi, “herkesin önceden izin almaksızın” bu hakkı kullanabileceğini açıkça ortaya koyarken, 2911 sayılı kanun da bu hakkın kullanılma usullerini belirleyen bir çerçeve sunar.
Barışçıl işçi eylemlerine yönelik müdahaleler, uygulamada hem Anayasal güvencenin hem de yasal çerçevenin etkisini zayıflatarak kamusal alanı fiilen denetim altına alan bir mekanizmaya dönüşüyor.
Hak arama mücadelesi, sosyal devlet ilkesinin somutlaştığı temel alanlardan biridir. Beş ay boyunca ücret alamayan işçilerin yürüyüşe geçmesi, insan onuruna yakışır yaşam talebinin doğrudan ifadesidir. Eskişehir'den Ankara'ya uzanan yürüyüş, ekonomik taleplerle anayasal hak arama özgürlüğünün iç içe geçtiği bir mücadele hattıdır.
Hak arama mücadelelerine yönelik şiddet, mevcut toplumsal ve siyasal düzenin korunmasına hizmet ederken toplumsal kutuplaşmayı ve eşitsizliği de derinleştiriyor. Eşitsizlikleri görünür hale getiren hak arama eylemleri, iktidar tarafından bir tehdit olarak algılanıyor. Hak arayan işçiler de kamu düzenini bozan, güvenlik riski oluşturan marjinal gruplar olarak sunularak, şiddetin gerekli ve meşru bir önlem olduğu algısı yaratılmak isteniyor. Toplumsal korku ve caydırıcılık etkisini yaygınlaştırmak için de hukuk araçsallaştırılıyor. Hakları güvence altına alması gereken yasal ve Anayasal düzenlemeler, keyfi yorumlarla şiddeti meşrulaştıran birer araç haline getiriliyor.
Maden işçileri, Anayasa'nın 34. ve 51. maddeleri gereğince haklarını kullanıyorlar. İlgili maddeler, sendikal özgürlük, örgütlenme hakkının yanı sıra taleplerin kamusal alanda ifade edilmesini, görünürlük kazanmasını ve toplumsal destek üretmesini de kapsar.
Bu Anayasal hakların kullanımını düzenleyen 2911 sayılı kanun, toplantı hakkını kolaylaştıran bir araçtan ziyade kamusal alanı daraltan bir müdahale mekanizmasına dönüştürülüyor. Bu durum, Anayasal güvencelerin fiili olarak yok sayılması anlamına geliyor.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi, barışçıl toplantı hakkını geniş bir koruma alanı içinde düzenliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin yükümlülüğünü bu hakkın kullanımını mümkün kılacak koşulları sağlamak olarak tanımlıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin “Demir ve Baykara/Türkiye” kararı da sendikal hakların demokratik toplum düzeninin kurucu unsurları arasında yer aldığını açık biçimde ortaya koyuyor. Bu doğrultuda işçilerin barışçıl eylemleri hem ulusal hem de uluslararası hukuk kapsamında korunuyor.
Bugün maden işçilerinin Kurtuluş Parkı'nda sürdürdüğü eylem, emek mücadelesinde tarihsel bir hattın devamı niteliğini taşıyor. Doruk Madencilik işçilerinin yürüyüşü, Anayasal hakların kamusal alanda kullanımı bakımından güncel ve somut bir örnek oluşturuyor.
Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen maden işçileri, Türkiye'de emek mücadelesinin sürekliliğini yeniden hatırlatıyor ve 1 Mayıs yaklaşırken, eşitlik, demokrasi ve sosyal adalet talebinin de somut karşılığı olarak kamusal alanda yerini alıyor.
Haklarını arayan işçilerin karşısına dikilen her engel, eşitliği, demokrasiyi ve sosyal adaleti hedef alıyor. Dünden bugüne hakları için mücadele eden işçiler de bu mücadelesinin kilometre taşlarından biri olarak büyük bir dayanışmayla umudu büyütüyor.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.