"SOL Parti, 1 Mayıs ve sonrasında birleşe birleşe kazanmanın yollarını açacak bir mücadeleyi örgütlemek için var gücüyle çalışacak. 1 Mayıs’ın ana meselesinin bütün halk mücadelelerinin birleşik, yaygın ve kitlesel buluşmalarını örgütlemesi olarak görüyoruz, çağrımız bu anlayışla tüm alanları doldurmayadır"

“1 Mayıs 2026’ya giderken sosyalist hareket ne düşünüyor?” dosyamız kapsamındaki sıradaki söyleşimiz SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen ile.
Eşitsizliklerle dolu rejime karşı ülkenin her kesiminin kendi hakları özgürlükleri ve gelecekleri için mücadelelerini sürdürdüğünü söyleyen İşleyen, toplumsal desteklerini kaybetmiş iktidarın, krizini aşabilmek için baskı ve zorbalığı her düzeyde yoğunlaştırmaktan başka bir yol bulamadığını ifade etti.
Bugün karşı karşıya olunan şeyin ABD emperyalizminin Orta Doğu başta olmak üzere yeni düzen zorlamasına Türkiye'nin dahil edilmesi olduğunu ve emperyalist bloğun hamlelerinin bununla bağlantılı olduğunu söyleyen İşleyen, "Amerikan güdümündü kurulan bu saray ve saltanat rejimine karşı, bağımsızlık mücadelesinin en önemli duraklarından birisi NATO Zirvesi olacak. Buna karşı mücadeleyi de tüm devrimciler, yurtsever emekçi halklar olarak birleşerek, mevcut işbirlikçi tek adam rejimine karşı mücadelenin en önemli halklarından birisine dönüştürmek için çalışmalıyız" dedi.
"Açık ki önümüzdeki dönem her direnişin, her mücadelenin daha dayanışmacı, daha çok birlikte ve omuz omuza olması gerekiyor. 1 Mayıs bunun için birleşik halk meydanlarına dönüşerek, birleşmeye ve dayanışmaya güçlü bir çağrı olmalıdır" diyen İşleyen, 1 Mayıs'ın ana meselesini bütün halk mücadelelerinin birleşik, yaygın ve kitlesel buluşmalarının örgütlenmesi olarak gördüklerini söyleyerek sözlerini sonlandırdı.
1 Mayıs’a giderken Türkiye’de sınıflar mücadelesi açısından karşı karşıya olduğumuz manzaraya ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Emperyalizmin ve sömürücü sınıfların tercihi olarak iktidara getirilen AKP iktidarında geçen çeyrek yüzyıl, Türkiye radikal bir rejim değişikliğine uğratıldı.
Emeğin kazanılmış haklarının yok edilmesi, eğitim ve sağlık başta kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi ve hayatın her alanının metalaştırılması doğrultusunda sömürgeleştirilmesi hız kazandırıldı. Dinselleştirme de bu sömürgeleştirmenin ideolojisi olarak, bu dönüşüme eşlik etti.
Bugün eğitimin hak olmaktan çıkarılmasıyla başlayan sürecin, tarikat-cemaat kuşatmasıyla birlikte nasıl bir çöküş yarattığını Maraş’ta gördük. Emeğin haklarının yok edilmesinin işçileri nasıl köleleştirildiğini Doruk maden işçilerinin mücadelesinde karşımıza çıkıyor.
Bu adaletsizlik üzerinden yükselen, eşitsizliklerle dolu rejime karşı ülkenin her kesiminin artık canına tak edildiği bir noktadayız bir yandan da. Tek adam rejimi ve onun altında örgütlendirilmiş bir azınlığın sınırsız hakimiyeti üzerine kurulu düzene karşı toplumun her kesiminin kendi hakları, özgürlükleri ve gelecekleri için mücadeleleri akın akın sürüyor.
Toplumsal desteklerini kaybetmiş bu iktidar krizini aşabilmek için baskı ve zorbalığı her düzeyde yoğunlaştırmaktan başta bir yol bulamıyor. O yüzden de seçimlerin de muhalefetin de fiilen göstermelik hale getirildiği bir saltanat rejimine geçişi zorluyor. Amerika’nın Orta Doğu politikalarının parçası olarak, Trump’tan aldıkları desteklerle bunu başarmaya çalışıyorlar.
Türkiye’ye, sömürge valisi edasıyla ülkemizde ve bölgemizde ahkam kesen, T.Barrack’ın “güçlü liderler” ve “monarşiler” olarak ifade ettiği bir rejim, doğrudan Amerika’nın çıkarlarının bir gereği olarak ülkemize dayatılıyor. Bugün ülkemizin karşı karşıya olduğumuz ana mesele tam da böyle bir gerici rejim dayatmasıdır. Çünkü bugünkü sınırsız bir sömürüye dayanan böyle sömürge düzenin sürdürülmesinin başka bir yolu yoktur. Ülkenin bu karanlığa sürüklenmesine itiraz eden ülkenin büyük çoğunluğunun gençlerin, kadınların, işçilerin ve tüm emekçilerin mücadelelerinin, direnişlerini birleştirerek ülkemizin geleceğine birlikte sahip çıkmak bugünün en büyük devrimci sorumluluğudur.
NATO zirvesi yaklaşıyor, savaş işçi sınıfına yoksulluk olarak dönüyorken mücadelenin öncülerine yönelik tutuklamalar devam ediyor. Sınıf hareketi ve sosyalist hareket ne yapmalı, nasıl bir hat kurmalı?
Türkiye emperyalizmin soğuk savaş politikaları doğrultusunda, ABD ve NATO sistemine dahil edilerek, yeniden sömürgeleştirme sürecine sokuldu. 12 Mart ve 12 Eylül’lerden geçilerek, ABD’nin Büyük Ortadoğu politikası bağlamında AKP kurdurularak, BOP Eş Başkanı göreviyle iktidara getirilmiş bir parti eliyle ülke bir islamcı faşist rejime dönüştürüldü.
Bugün de karşı karşıya olduğumuz şey, çöken ve çürüyen ABD emperyalizminin Orta Doğu başta olmak üzere, dünya çapındaki kuralsız bir askeri yıkıcılık üzerine kurulu, yeni düzen zorlamasına Türkiye’nin dahil edilmesidir. Bir biçimde adı konulmamış yeni bir dünya savaşı içinden geçilirken Türkiye, ABD için Çin’i kuşatma stratejisinde bir ileri karakol olarak konumlandırılmaya çalışılıyor. Trump ve onun arkasındaki emperyalist blokun, Erdoğan ve AKP’yi harika çocuklar olarak nitelendirmesi de bunun bir ifadesi. NATO’nun Türkiye’deki varlığının etkinleştirilmesine ilişkin yeni çalışmalar da bunun bir parçası.
NATO’nun Türkiye toplantısını karşı mücadele bu bütünlük içinde ele alınarak ülkemize ABD eliyle, Trump ve Barrack vasatıyla çizilmeye çalışan istikamete karşı bir mücadele olarak örgütlenmek zorunda. Amerikan güdümündü kurulan bu saray ve saltanat rejimine karşı, bağımsızlık mücadelesinin en önemli duraklarından birisi NATO Zirvesi olacak. Buna karşı mücadeleyi de tüm devrimciler, yurtsever emekçi halklar olarak birleşerek, mevcut işbirlikçi tek adam rejimine karşı mücadelenin en önemli halklarından birisine dönüştürmek için çalışmalıyız.
1 Mayıs nasıl örgütlenmeli, ne hedeflenmeli? Kurum olarak 1 Mayıs planınız nedir?
1 Mayıs ülkemizdeki tüm direnişlerin ortak sesinin meydanları olmalıdır. Bugün saldırılara karşı çok yönlü bir direniş mücadelesine sahne oluyor ülkemiz. MEB önünde direnen öğretmenler, nöbeti onlardan devralan maden işçileri ile sürüyor. Gençlerin üniversitedeki mücadelesi kadınların özgürlük mücadeleleriyle birlikte büyüyor. Akbelen’den Karadenizin köylerine madene karşı bir çok yerde direnişler kendini gösteriyor. Ancak bütün bunlar halen birbirinden kopuk, halen yeterince yan yana değil ve halen birleşik ve dayanışmacı bir mücadele gücüne dönüşemedi. Açık ki önümüzdeki dönem her direnişin, her mücadelenin daha dayanışmacı, daha çok birlikte ve omuz omuza olması gerekiyor. 1 Mayıs bunun için birleşik halk meydanlarına dönüşerek, birleşmeye ve dayanışmaya güçlü bir çağrı olmalıdır.
SOL Parti, 1 Mayıs ve sonrasında birleşe birleşe kazanmanın yollarını açacak bir mücadeleyi örgütlemek için var gücüyle çalışacak. 1 Mayıs’ın ana meselesinin bütün halk mücadelelerinin birleşik, yaygın ve kitlesel buluşmalarını örgütlemesi olarak görüyoruz, çağrımız bu anlayışla tüm alanları doldurmayadır.