"Siyasal mücadelede figüran değil özne olmak istiyorsak kavraması gereken acil halka, kendi tarihine ve sembollerine sahip çıkmaya kararlı, Türkiye siyasetinin sorunlarına düzen partilerinden bağımsız yanıtlar üreten, bu yanıtları sınıf içindeki çalışmasıyla somutlayan bir odağı yaratmak olmalı. Alınteri ile başlattığımız güç birliği ve yükselttiğimiz çağrı da bu sorumluluk bilincine dayanıyor. Devrimci odağı ikame etmeyi değil, odak çağrısını eylemli bir biçimde yükseltmeyi amaçlıyoruz"

“1 Mayıs 2026’ya giderken sosyalist hareket ne düşünüyor?” dosyamız kapsamındaki sıradaki söyleşimiz Köz Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ömer Yıldız ile.
Rejim krizinin çözülmediği, daha da derinleşerek sürdüğünü ifade eden Yıldız, bu doğrultuda bağımsız emekçi hareketinin önünü açabilecek nesnel dinamiklerin mevcut olduğuna işaret etti.
Halka, kendi tarihine ve sembollerine sahip çıkmaya kararlı, Türkiye siyasetinin sorunlarına düzen partilerinden bağımsız yanıtlar üreten, bu yanıtları sınıf içindeki çalışmasıyla somutlayan bir odağın yaratılması gerektiğini söyleyen Yıldız, "Alınteri ile başlattığımız güç birliği ve yükselttiğimiz çağrı da bu sorumluluk bilincine dayanıyor. Devrimci odağı ikame etmeyi değil, odak çağrısını eylemli bir biçimde yükseltmeyi amaçlıyoruz" dedi.
1 Mayıs'ın işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olduğunu, ona göre kutlanması gerektiğini ve bu doğrultuda sınıfın mücadele azmini büyüten bir gün olarak örgütlenmesi gerektiğini söyleyen Yıldız, "1 Mayıs’ın ezen ulus şovenizminin pompalandığı, burjuva muhalefetinin oyuncağı sendika bürokratlarıyla reformizme zincirlendiği bir gün olmaktan çıkarmamız gerekiyor" dedi.
1 Mayıs’a giderken Türkiye’de sınıflar mücadelesi açısından karşı karşıya olduğumuz manzaraya ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Türkiye’deki manzara dünyadan bağımsız değil. Emperyalistler arası paylaşım kavgası kızışır, barışçıl yollar yerini savaşa bırakırken sınırları içinde yaşadığımız ezen ulus devleti Kürdistan’ın en büyük parçasını yutmuş olmakla yetinmiyor, askeri varlığını bu sınırların da dışına taşırıyor. Tarihsel ve güncel olarak NATO’nun ileri karakolu, İsrail’in ortağı olan devlet, şimdi de İran Savaşı’nda hem üslerini Amerikan bombardımanı için kullandırtıyor hem de barış görüşmeleri adı altında emperyalist paylaşım kavgasında umutsuzca rol kapmaya çalışıyor.
Türkiye içindeki siyasi tabloyu ise hakim sınıfın içinde debelendiği rejim krizi ve bu krizle ilişkili olarak başlayan ikinci çözüm süreci belirliyor. Birbirlerini sürükledikleri sürecin içinde Cumhur İttifakı’nın rakip bileşenleri, PKK’nin ve DEM’in tabanını oluşturan Kürt emekçilerin siyasal eyleminden iki farklı açıdan çekiniyor. Birincisi, düz bir parlamenter hesapla bu kesimlerin CHP’yi 2024’te olduğu gibi desteklemesinin önüne geçmek istiyorlar. İkincisi, bu kesimler oy kullanmanın ötesine geçip on yıllardır alışageldikleri gibi eylemli hareket ettiklerinde hükümetin bu gücün karşısında duramayacağını 2013-16 deneyiminden çok iyi biliyorlar.
2015 yılında içsavaşı başlatan hükümet hedef tahtasına o zamanki HDP’yi oturturken olası bir emekçi seferberliğinin önünü kesmeyi de hedefliyordu. Ama sekiz yıl boyunca sürdürdüğü bu politika, HDP’nin kendini geriye çektiği koşullarda, onun tabanının seçimlerde CHP’yi giderek daha açıktan desteklemesine, Cumhur İttifakı’nın her seçim daha da gerilemesine yol açtı. İkinci sorunun önünü keseyim derken birinci sorunu büyüten Cumhur İttifakı, yerel seçimlerden beri DEM’in üzerindeki baskıları bir nebze gevşeterek seçim düzleminde DEM ile CHP’nin arasını açmaya çabalıyor. Bugün 2015’tekinin aksine, iktidarı ve muhalefetiyle burjuva siyasetinin tüm aktörleri Kürtlerle ve DEM’le ne kadar yakın ilişki içinde gösterme gayretinde. Bu yeni yönelim içsavaşın bittiği anlamına gelmese de, içsavaş politikalarının iflası anlamına geliyor. O bakımdan, yaygın kanının aksine, bu süreçte “teslim olan” Cumhur İttifakı, toparlanıp etkinleşen DEM’dir.
2026 Newrozu’nun aynasına yansıyanlar 1 Mayıs’ın tablosunun da ana hatlarını sunuyor. Hükümetin aczinin açığa çıkması, DEM’in parlamenter zeminde artan siyasi önemi, Kürt emekçilerinin özgüvenini arttıran, Newrozların kitlesel geçmesine yol açan en önemli faktördü. Bu durumsa Erdoğan’ın en büyük kabusu. Zira DEM’in üzerindeki baskıların gevşemesi onun tabanını seçimlerde CHP’den uzaklaştırmadı ama aynı tabanın bu gevşemeyi istismar edecek şekilde harekete geçmesinin önünü açtı. Tam da bu nedenle DEM’e yönelik seçici ve sınırlı gevşeme işçi emekçi örgütlerinin üzerindeki baskıyı hafifletmedi, hafifletmeyecek. Newroz öncesi gözaltılar, ESP’yi tasfiyeyi amaçlayan operasyon, sendikacıların tutuklanması sadece söz konusu yumuşamanın kırılganlığını değil aynı zamanda Erdoğan’ın açmazlarını da gözler önüne seriyor. Hükümetin 1 Mayıs’taki tutumu da onun bu tedirginliğiyle uyumlu olacak.
Bugün emekçi hareketi 2007-2015 arasındaki dönemde, özellikle DEM’in öncellerinin bağımsız olmasa da tarafsız bir tutum sergilemesiyle, kazanılan mevzilere sahip değil. Türkiye’de demokrasi mücadelesinin motor gücü olması gereken Kürt emekçiler, bugün tümüyle siyasi mücadelenin dışına çıkarılmış durumda ve hapsedildikleri siyasetsiz alanda kendilerini ifade etme gayretindeler. Daha da kötüsü sol içinde herhangi bir kesimin de bu tabanı tekrardan siyasi mücadelenin içine çekmeye yönelik bir planı da yok. Bu eksiklik kuşkusuz 1 Mayıs’ı da şekillendirecek, Taksim yasağını geçersiz kılmaya yönelik mücadelenin koşullarını da belirleyecek.
Halbuki bağımsız emekçi hareketinin önünü açabilecek nesnel dinamikler fazlasıyla mevcut. Rejim krizi çözülmedi, daha da derinleşerek sürüyor. Hükümet başlattığı içsavaşı bitiremedi ama hem yeni anayasa ihtiyacı hem de çözüm süreci şiddeti tereddütlü bir şekilde kullanmasına yol açıyor. Bugün bağımsız birleşik Kürdistan’ı savunan bir parti olmasa da Rojava’daki direniş Kürdistan’ın tüm parçalarında ulusal birlik arzusunu kamçıladı. Tüm bu gelişmelerin emekçilere cesaret ve özgüven aşıladığı aşikar olsa da emekçi hareketin ellerini basıp doğrulabileceği mevzilere sahip değil. Aksine mevcut eylem dalgaları da emekçilerin bağımsız mücadelesinin yükselişiyle değil, kendi içinde sürekli kavga halinde olan burjuvazinin o ya da bu kanadının politik planına yedeklenmesiyle sonlanıyor. 19 Mart sonrası başlayan eylemlerin akıbeti bunun en iyi örneği oldu. Buradan yola çıkarak, geçen sene olduğu gibi bu sene de Türkiye sathındaki 1 Mayıs mitinglerinin çerçevesini ve rotasını CHP’nin çizdiğini görmek içinse 2 Mayıs’ı beklemeye gerek yok.
NATO zirvesi yaklaşıyor, savaş işçi sınıfına yoksulluk olarak dönüyorken mücadelenin öncülerine yönelik tutuklamalar devam ediyor. Sınıf hareketi ve sosyalist hareket ne yapmalı, nasıl bir hat kurmalı?
En kestirmeden şu yanıtı verebiliriz: İşçi sınıfının demokrasi savaşının, anti-emperyalist mücadelenin öncüsü olması gerekir. Ancak kimi öğelerini sizin de sıraladığınız tabloyu ve onun içindeki durumumuzu göz önünde tutmadığımızda böyle bir yanıt sadece gönlümüzde yatan aslanları hatırlamaya yarar. Devrimci görevleri somutlamak için her seferinde üç noktanın altını çizmek gerekir.
Birincisi, emekçi hareketi 2007-15 döneminde toparlanmasına yol açan siyasi ve moral mevzileri yitirmiştir. İkincisi, sınıfın en basit gündelik sorunu dahi hükümetten, özel olarak da Erdoğan’dan kurtulma, sorununa düğümlenmiştir. Rejim krizinin hüküm sürdüğü koşullarda bu tüm reformist akımları felç eden bir devrim sorunudur. Üçüncüsü, içsavaş politikaları iflas etmiş olsa da bir içsavaşın içindeyiz.
Demokrasi savaşını vermek, anti-emperyalist mücadeleyi yürütmek için hücuma geçmeyi mümkün kılacak mevzilere ihtiyacımız var ve bu mevzileri 2007-15 dönemindeki toparlanmanın maddi gücü Kürt emekçileri dışarıda bırakarak kazanmak mümkün değil. Yeni bir toparlanmanın koşulları var ama bunu o dönemde olduğu gibi gerçekleştirmek de mümkün değil. Hükümet sorununu paranteze alarak, kısmi toplumsal mücadelelere odaklanarak, hükümet sorunu gündeme geldiğinde tarafsızlığı bağımsız tutum diye sunarak ilerlemenin koşulları ortadan kalkmıştır.
Reformist siyasetin açmazlarını büyüten bu durum, sınıf hareketinin önünün açılması için devrimci bir odağın yaratılmasını şart koşuyor. Sol hareketin mevcut durumunda devrimci odak şu ya da bu akımın kendi öznel gayretiyle yahut iğreti, kısmi eylem birlikleriyle yaratılamaz. Sınıf içinde çalışma yürütenlerin, devrimci temelde, kalıcı, politik ve dar grupçuluktan uzak bir güç birliğini gerektirir. Türkiye’de devrimci önderlik boşluğunu tespit eden, bu sorumluluğu duyan güçler, uzun süredir ayrı kanallarda ilerleyen bir mücadele içindeler. Bu mücadeleleri devrimci bir temelde buluşturmaya mecburuz.
Siyasal mücadelede figüran değil özne olmak istiyorsak kavraması gereken acil halka, kendi tarihine ve sembollerine sahip çıkmaya kararlı, Türkiye siyasetinin sorunlarına düzen partilerinden bağımsız yanıtlar üreten, bu yanıtları sınıf içindeki çalışmasıyla somutlayan bir odağı yaratmak olmalı. Alınteri ile başlattığımız güç birliği ve yükselttiğimiz çağrı da bu sorumluluk bilincine dayanıyor. Devrimci odağı ikame etmeyi değil, odak çağrısını eylemli bir biçimde yükseltmeyi amaçlıyoruz. Asgari ücret kampanyamızdan Newroz’a uzanan dört aylık mücadelemizde sınıf içinde siyasal iktidar sorununu merkeze oturtan bir çalışmanın örneklerini sergilemeye çalıştık. Bundan sonra da aynı hatta yürümeye, devrimci güçleri bu odağın yaratılmasında sorumluluk üstlenmeye davet etmeye devam edeceğiz.
1 Mayıs nasıl örgütlenmeli, ne hedeflenmeli? Kurum olarak 1 Mayıs planınız nedir?
1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günüyse ona göre kutlanmalıdır. Bir bayram yahut karnaval gibi değil, sınıfın mücadele azmini ve özgüvenini büyüten bir gün olarak örgütlemek gerekir 1 Mayıs’ı.
1 Mayıs’ın uluslararası karakterini öne çıkarmaya her zamankinden fazla ihtiyacımız var. 1 Mayıs’ta uluslararası dayanışma, bu nedenle, “Asıl düşman kendi yurdunda!”, “Filistin ve Kürt ulusunun özgürlüğü Ortadoğu’da barışın koşuludur!” şiarlarını yükselterek başlar.
1 Mayıs’ın bir mücadele günü olması ise onu iktidarı ve muhalefetiyle düzen güçlerinden kurtarmakla mümkün. Bugün Türkiye’deki bütün illerde 1 Mayıslar DİSK’in öncülüğünde, onun belirlediği kürsüyle ve programla, onun getirdiği siyasi yasaklara boyun eğerek düzenleniyor. İşçi sınıfının gerçek temsilcileri 1 Mayısların düzenlenmesinde söz ve sorumluluk sahibi değil. 1 Mayıs kürsüsü devrimcilere kapalı.
Bu tabloyu değiştirmemiz, 1 Mayıs’ı ezen ulus şovenizminin pompalandığı, burjuva muhalefetinin oyuncağı sendika bürokratlarıyla reformizme zincirlendiği bir gün olmaktan çıkarmamız gerekiyor. Bugün, bu tabloyu toptan değiştirecek bir güce ve ortaklığa sahip değiliz. Ama 2026 1 Mayısı bu doğrultuda bir adımın atıldığı bir gün olabilir, olmalı.
İstanbul’daki 1 Mayıs 2026 Taksim İnisiyatifi bu yönde umut verici bir örnektir. Taksim İnisiyatifi’nin özgün yönü Taksim’e çağrı yapması değildi. Taksim’de 1 Mayıs kutlanması son yirmi yıldır neredeyse kesintisiz bir biçimde hareketimizin gündeminde. Her seferinde de kimileri bir beyanın ötesine geçmeyen kimileri de cılız ya da kalabalık kadro eylemlerinin ötesine geçmeyen en az bir Taksim çağrısı yapıldı. 2026’daki girişimi öncekilerden ayırt eden, bu sene Taksim’deki zincirin kırılacak olması ya da önceki senelere göre daha geniş bir kesimin barikatları zorlayacak olması değil. Asıl önemli olan emekçi hareketini toparlamaya aday güçlerin, düzen partilerinden bağımsız bir eylem birliği zeminini sola en geniş çağrıyı yaparak ortaklaşa oluşturabilmesidir. Bu senenin farkı Taksim çağrısında bulunanların düzen güçlerinden bağımsız, buluşma yeri belli bir eylem örgütleme kararlılığıdır. Şikayet etmenin, basınç yapmakla yetinmenin ötesine geçen ilk adımın nasıl somutlanabileceğine bir örnektir Taksim İnisiyatifi.
Bu bakımdan, sonucu ne olursa olsun, Taksim İnisiyatifi’nin örgütlediği 1 Mayıs’ın, sadece İstanbul özelinde değil tüm 1 Mayıslar için bir kazanım olduğunu tespit etmek gerekir. Nitekim Türkiye’deki bağımsız, devrimci bir 1 Mayıs’ı örgütleyen, bu anlamıyla 1 Mayıs tablosunda aykırı bir duruş sergileyen tek yer şimdilik Taksim İnisiyatifi’dir. Bağımsız bir emekçi hareketi için mevziler yaratmak isteyen devrimci güçler elbette bununla yetinmemeli, önümüzdeki dönemde bu kazanımı bir kalkış noktası olarak kullanarak bunu ileriye taşımanın yollarını bulmalıdır. İzmir’deki 1 Mayıs’ta devrimci bir tutumu benimseyen kurumların “1 Mayıs İşçi Sınıfının Günü Olmalı!” başlıklı deklarasyonu bağımsız tutumu Taksim’in dışında da hayata geçirmeye hazır güçlere işaret ediyor.
Geldiğimiz noktada, artık süre itibariyle 1 Mayıs’ın nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair yürütülecek tartışmaların 2026 1 Mayısı için pratikte bir karşılığı yoktur. Artık yapılması gereken 2026 1 Mayısı’nda atılmış bu ileri adımın, 1 Mayıs’tan sonra işçi sınıfı içinde yürütülecek siyasi mücadeleye nasıl mal edileceği, farklı meşreplerle de olsa aynı kaygılarla yürütülen mücadelelerimizin nasıl ortaklaştırılacağıdır.
Köz’ün arkasında duran komünistler, hedefine devrimci odağı yaratmayı koyan güç birliğinin bir parçası olarak, Alınteri’yle birlikte 1 Mayıs’a dek sürdürdüğü çizgiyi, 1 Mayıs’tan sonra da sürdürmeye devam edecek. Bu eylem birliğinin önemini ve orada bulunma maksadımızı faaliyet yürüttüğümüz alanlardaki emekçilere türlü etkinlik ve araçlarla anlatacağız. 1 Mayıs’ta eylem birliği içinde yer aldığımız tüm güçleri bu doğrultuda birlikte hareket etmeye çağıracağız. Zira önümüzdeki dönemde, düzen güçlerinden bağımsız ve sol akımların kadrolarını aşan bir kitlesellikte hareket etmek isteyenlerin politik özgürlükler sorununu emekçilerin gündelik mücadelesinin içinde onlara güven veren bir çalışmaya gündem etmesi şart. Bu nedenle dün olduğu gibi bugün de tüm devrimci güçleri bu görevi birlikte üstlenmeye çağırıyoruz.