“Her 1 Mayıs’ta o dönemin güncel politik gelişmeleri ve oluşan güç dengeleri değişken olmaktadır. Her bir Mayıs’ta değişen bu dengeler 1 Mayıs’ın nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair gerçeklikleri de değiştirir ve yönelimi belirler. Partimiz her sene mevcut olan toplumsal ve siyasal gerçekliklerin değerlendirmesini yaparak 1 Mayıs’a ilişkin tavrını ortaya koyar. Bu doğrultuda 1 Mayıs’ta ezilen tüm kesimlerin mücadelelerini ortaklaştırarak sermaye sınıfının karşısına çıkacağız”

“1 Mayıs 2026’ya giderken sosyalist hareket ne düşünüyor?” dosyamız kapsamındaki sıradaki söyleşimiz TÖP İstanbul İl Sözcüsü Nilay Kuş ile.
Emeğin üzerindeki sömürü politikaları devam ederken iktidarın da meşruiyetini hızla kaybettiğini belirten Nilay Kuş, yoğunlaşan bu halk düşmanı saldırılar karşısında teslim olmayı reddeden milyonların varlığına işaret etti.
Türkiye’de gerçekleşecek NATO zirvesi bakımından sol-sosyalist hareketin 1 Mayıs’ta koyacağı iradenin önemine dikkat çeken Kuş, AKP-MHP iktidarının emperyalist devletlerce yaratılan bu kaosun bizzat ortağı olduğunu ve yürütülen savaşın faturasının halka ödetildiğini söyledi.
İstanbul’da sınıf hareketinin 1 Mayıs’a parçalı bir halde ilerlediğini hatırlatan Kuş, “Elbette ki 1977 1 Mayıs’ında onlarca devrimcinin katledilmesi ile birlikte Taksim 1 Mayıs alanı olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ancak politik gerçekliği analiz etmeden, kitleleri alana taşıma kaygısı gütmeden 1 Mayıs’ı alan tartışmasına indirgeyen tutumları eleştirdiğimiz gibi tersinden Taksim’in tarihsel anlamını yok sayan, ‘’izinli’’ 1 Mayıs kutlamalarına hapsolan ve güncellik adı altında sendikal bürokrasinin gölgesinde kalan anlayışları da eleştiriyoruz” dedi.
Mayıs’a giderken Türkiye’de sınıflar mücadelesi açısından karşı karşıya olduğumuz manzaraya ilişkin değerlendirmeniz nedir?
2026 1 Mayıs’ını zenginler ve patronlar ile milyonlarca yoksul halk arasındaki makasın giderek açıldığı ve bölüşüm krizinin derinleştiği bir atmosferde karşılıyoruz.
AKP-MHP iktidarı kendi bekası ile birlikte sırtını yasladığı sermaye sınıfının bekasını sürdürebilmek için işçi ve emekçilerin haklarını gasp eden, emeğini karşılıksız bırakan ekonomi politikalarını uygulamaya çok istikrarlı bir şekilde devam ediyor.
En temel ihtiyaçlara ve vergilere getirilen zamların durmadığı, pazar fiyatlarının el yaktığı, konut kira bedellerinin asgari ücretin çok üstünde olduğu kölece yaşama koşullarından bahsediyoruz aslında. Halk kıt kanaat yaşamını idame ettirmenin ve günü kurtarmanın planları içerisinde boğuşurken patronlara, sermaye çevrelerine dönüp baktığımızda ise pasta payının giderek büyüdüğü, her türlü kolaylık ve imkanın sağlandığı, vergi borçlarının tek kalemde silindiği bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz.
Halkın sırtındaki yük her geçen gün ağırlaşıyor. Sefalet ve açlık düzeni normalleştiriliyor. Emeği için örgütlenen, sendikaya üye olan, sendikal haklarını kullanan ve direnen işçiler işten atılıyor, gözaltına alınıyor ve rutin haline gelen bir uygulama olarak tutuklanıyor.
Emeğin üzerindeki bu soygun ve sömürü politikaları tüm hızıyla devam ederken iktidarın meşruiyetini de aynı hızla kaybettiğini tespit etmemiz gerekiyor. Eski gücünü geri kazanabilmek için hiçbir hukuk tanımadan karşılarındaki engelleri şiddet ve siyasi operasyonlar ile sindirmeye çalışıyor. Geçtiğimiz sene 19 Mart’ta başlayan siyasi darbe süreci her gün yeni bir belediye başkanının tutuklanması ve kayyum atamaları ile devam ediyor. Saraçhane sürecinde yeniden ortaya çıkan direniş ruhu yüzlerce gencin tutuklanması ile ezilmeye çalışılmıştı. Ancak AKP-MHP iktidarının buradan da istediği sonucu elde edemediği ortada.
Gülistan Doku soruşturmasında, gücü elinde bulunduranların suç işlemekten çekinmedikleri, sistemi kendi lehlerine istedikleri gibi evirip çevirdikleri bir kere daha gün yüzüne çıktı. Diğer yandan Urfa ve Maraş’ta gerçekleşen okul saldırıları ise eğitim sisteminin nasıl içinin boşaltıldığını ve toplumsal çürümenin nasıl korkunç boyutlara vardığını gösterdi. Gençler ise geleceksizlik ve işsizlik ile karşı karşıya.
Yoğunlaşan bu halk düşmanı saldırıların karşısında ise teslim olmayı reddeden milyonlarca insan var. Uzun yıllardır biriken ve birikmeye devam eden umut ve direniş ruhu giderek yayılıyor. İşte 2026 1 Mayıs’ı mayalanan bu ruhu ayağa kaldıracağımız, derinleşen yoksulluğa ve işsizliğe en güçlü şekilde “dur” diyeceğimiz bir gün.
NATO zirvesi yaklaşıyor, savaş işçi sınıfına yoksulluk olarak dönüyorken mücadelenin öncülerine yönelik tutuklamalar devam ediyor. Sınıf hareketi ve sosyalist hareket ne yapmalı, nasıl bir hat kurmalı?
2026 NATO zirvesinin bu sene ülkemizde gerçekleşmesi planlanırken devrimcilerin ve sol-sosyalist hareketin 1 Mayıs’ta ortaya koyacağı irade oldukça önemli olacak. Bu irade aynı zamanda 2 Mayıs’tan itibaren kanlı bir örgüt olan NATO’yu nasıl ülkemizden geri püskürteceğimizin de işareti ve verisi olacaktır.
Başta ABD ve İsrail olmak üzere emperyalist devletlerin ve sermayenin küresel krizi derinleştikçe dünyanın bütün halklarını tehdit eden işgal ve savaşlar yayılıyor. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Afganistan’da, Filistin’de ve güncel olarak İran’da yüz binlerce insanın ölümünden sorumlu olan savaş örgütü NATO’ya karşı yürüteceğimiz mücadele sadece ülkemiz açısından değil kaosun kalıcılaştırılmaya çalışıldığı bölgemiz açısından da kritik bir noktada duruyor. AKP-MHP iktidarı, emperyalist devletlerce yaratılan bu kaosun bizzat ortağıdır ve kurdukları bu ortaklık ülkemizi her geçen gün bataklığa sürüklüyor. Yürütülen savaşın ve içinde bulunduğumuz tüm krizlerin bedeli halka ödetiliyor. Bu sebeple emperyalist saldırganlığa karşı barış ve halkların kardeşliği talebini yükseltirken aynı zamanda bu sebep-sonuç ilişkilerinin üzerinde durulması, ifşa edilmesi gerekiyor.
1 Mayıs nasıl örgütlenmeli, ne hedeflenmeli? Kurum olarak 1 Mayıs planınız nedir?
DİSK, KESK, TTB ve TMMOB 1 Mayıs’ta Kadıköy’de miting düzenleyeceğini kamuoyuna ilan etti. Diğer yandan ise kimi sol-sosyalist örgütlerin Taksim çağrısı da mevcut. İşçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı İstanbul, 1 Mayıs’a yine bu tartışmaların gölgesinde hazırlanıyor.
Ancak mevcut tartışmaların bu gerçeklik ve dengeleri gözetmeyen ve alışılagelen yöntemlerle yapıldığını görüyoruz. Elbette ki 1977 1 Mayıs’ında onlarca devrimcinin katledilmesi ile birlikte Taksim 1 Mayıs alanı olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ancak politik gerçekliği analiz etmeden, kitleleri alana taşıma kaygısı gütmeden 1 Mayıs’ı alan tartışmasına indirgeyen tutumları eleştirdiğimiz gibi tersinden Taksim’in tarihsel anlamını yok sayan, ‘’izinli’’ 1 Mayıs kutlamalarına hapsolan ve güncellik adı altında sendikal bürokrasinin gölgesinde kalan anlayışları da eleştiriyoruz.
Öncelikle altını çizmek gerekir ki, her 1 Mayıs’ta o dönemin güncel politik gelişmeleri ve oluşan güç dengeleri değişken olmaktadır. Her bir Mayıs’ta değişen bu dengeler 1 Mayıs’ın nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair gerçeklikleri de değiştirir ve yönelimi belirler. Partimiz her sene mevcut olan toplumsal ve siyasal gerçekliklerin değerlendirmesini yaparak 1 Mayıs’a ilişkin tavrını ortaya koyar.
1 Mayıs, işçilerin, kadınların, gençlerin, LGBTİ+ların, doğa savunucularının, Kürtlerin, Alevilerin ve ezilen tüm kesimlerin mücadelelerini ortaklaştırarak, topyekün olarak soyguncuların, talancıların, sermaye sınıfının karşısına çıkacağı bir gün olacak. Bunun bilinciyle partimiz işyerlerinde, mahallelerde, kampüslerde, evlerde 1 Mayıs’ın rüzgarını estirecek faaliyetleri önüne koydu, yapacağımız bu çalışmalar ile birlikte 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız.