Bugünün emperyalizmi tankla değil algoritmayla, sömürge valisiyle değil kredi derecelendirme kuruluşlarıyla, işgalle değil borçlandırmayla ilerliyor. Ama hedef değişmedi: emeğin daha fazla sömürülmesi, doğanın talanı, ulusların iradesinin kırılması. Emperyalizm hâlâ kanla besleniyor; sadece kanın aktığı yer artık çoğu zaman ekranın arka planında

Emperyalizm, Lenin’in kesin tanımıyla, kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Bu aşama, ne geçici bir sapma ne de düzeltilebilir bir hastalıktır; aksine, kapitalist üretim tarzının zorunlu ve kaçınılmaz sonucudur. Bugün “yeni emperyalizm” diye adlandırılan olgu, özünde yeni değildir. Yeni olan, biçimdir; öz aynı kalmıştır. Sermayenin dünya ölçeğinde yoğunlaşması, mali sermayenin egemenliği, tekellerin devlet aygıtıyla iç içe geçmesi ve dünyanın yeniden paylaşımı—bunların hiçbiri tarihin tozlu raflarında kalmamıştır. Sadece elbise değiştirmiştir.
Bugünün emperyalizmi tankla değil algoritmayla, sömürge valisiyle değil kredi derecelendirme kuruluşlarıyla, işgalle değil borçlandırmayla ilerliyor. Ama hedef değişmedi: emeğin daha fazla sömürülmesi, doğanın talanı, ulusların iradesinin kırılması. Emperyalizm hâlâ kanla besleniyor; sadece kanın aktığı yer artık çoğu zaman ekranın arka planında.
Lenin’in mali sermaye tahlili, bugün neredeyse birebir doğrulanmıştır. Sanayi sermayesi ile banka sermayesinin kaynaşması, artık sadece ulusal ölçekte değil, küresel bir ağ biçiminde işlemektedir. Çokuluslu tekeller, devletlerden daha güçlüdür; devletler ise bu tekellerin icra komitelerine dönüşmüştür.
Burjuva devleti artık “ulusal çıkar” masalıyla bile kendini gizleme zahmetine girmez. Merkez bankaları “bağımsız”, bütçeler “disiplinli”, emekçiler ise “esnek” olmak zorundadır. Bu dil tarafsız değildir; bu dil sınıfsaldır. Emperyalizmin yeni yönelimi, ekonomik zorunlulukları teknik gereklilik gibi sunma sanatıdır.
Borçlandırma mekanizmaları, yeni-sömürgeciliğin temel aracıdır. Ülkeler işgal edilmeden teslim alınır. Kamu varlıkları özelleştirme adı altında yağmalanır. Eğitim, sağlık, barınma—yaşamın kendisi—kârlı yatırım alanlarına dönüştürülür. Burada hiçbir “kötü yönetim” tesadüfü yoktur; bu, emperyalist sistemin bilinçli işleyişidir.
Bugün sıkça “dijital çağ”, “bilgi toplumu”, “yeni ekonomi” gibi kavramlar dolaşıma sokuluyor. Oysa üretim ilişkileri değişmeden üretim araçlarının değişmesi, sistemi ilerletmez; sadece hızlandırır. Dijital kapitalizm, emperyalizmin yeni yönelimi değil, yeni hızıdır.
Veri, yeni petrol değildir; veri, yeni emektir. Emekçinin davranışı, tercihi, zamanı ve dikkati metalaştırılmıştır. Platform tekelleri, klasik fabrikalardan daha az görünür ama daha acımasızdır. Sendikasızlaştırma, güvencesizlik ve bireyselleştirme bu alanlarda zirveye ulaşmıştır. “Özgür çalışan” masalı, modern köleliğin şiirsel adıdır.
Dijital denetim, yalnızca ekonomik değil ideolojiktir de. Emperyalizm artık yalnızca pazarı değil, bilinci de işgal eder. Algoritmalar, neyi göreceğimizi, neye inanacağımızı, neyi düşüneceğimizi filtreler. Burjuva ideolojisi, parmak hareketlerine sızar. Ama unutulmamalıdır: Bilinç de bir mücadele alanıdır.
Emperyalizmin yeni yönelimi, doğrudan işgaller yerine vekâlet savaşlarını, iç çatışmaları ve kontrollü kaosu tercih eder. Bu, barışçıl bir yönelim değildir; daha kirli, daha dağınık ve daha yıkıcıdır. Savaş artık ilan edilmez; “kriz” olarak yaşanır.
Silah tekelleri için savaş, ekonomik bir zorunluluktur. Barış, onların kâr grafiğinde bir sapmadır. Bu nedenle emperyalizm, çatışmasız yaşayamaz. Ulusların kaderini belirleyen referandumlar değil, silah satış anlaşmalarıdır.
Bu süreçte “insan hakları”, “demokrasi”, “özgürlük” gibi kavramlar, emperyalist ideolojinin parfümüdür. Koku güzeldir ama çürümenin üzerini örter. Marksist-Leninist bakış açısı, bu ikiyüzlülüğü teşhir etmekle yükümlüdür.
Emperyalizmin yeni yönelimi, ulusal bağımsızlık mücadelesini geçersiz kılmaz; aksine yeniden güncelleştirir. Ancak bu mücadele, burjuva milliyetçiliğine teslim edilirse yenilgi kaçınılmazdır. Ulusal kurtuluş, sınıfsal bir içerik kazanmadıkça yarım kalır.
Lenin’in öğrettiği gibi, emperyalizme karşı mücadele, aynı zamanda kendi burjuvazimize karşı mücadeledir. Bu ikisini ayıranlar ya aldanmıştır ya da aldatmaktadır. Emekçi sınıflar, emperyalizmin zincirlerini kırarken, yerli sermayenin boyunduruğunu da parçalamak zorundadır.
Emperyalizmin yeni yönelimi, reformlarla dizginlenemez. Bu sistemin “insani” bir versiyonu yoktur. Sosyal demokrasi, bu gerçeği örten en zarif perdedir. Kapitalizm kriz üretir; emperyalizm bu krizleri dünyaya yayar. Çözüm, düzen içi makyaj değil, düzen dışı kopuştur.
Devrim, romantik bir an değil; tarihsel bir zorunluluktur. Emekçi sınıfların örgütlü gücü olmadan, hiçbir dijital ağ, hiçbir sosyal medya dalgası kurtuluş getirmez. Parti, hâlâ merkezi önemdedir. Disiplin, hâlâ gereklidir. Teori ile pratik arasındaki bağ, hâlâ koparılamaz.
Emperyalizm yaşlanmıştır ama ölmemiştir. Yaşlı kurtlar daha kurnaz olur. Bugün görevimiz, eski doğruları yeni koşullarda savunmak değil; onları yeniden keskinleştirmektir. Marksizm-Leninizm bir dogma değil, bir kılavuzdur. Ve bu kılavuz hâlâ aynı yönü gösterir: Sermayenin karşısında emek, emperyalizmin karşısında devrim.
Tarih, kararsızları sevmez. Tarafsızlık, egemenin tarafıdır. Emperyalizmin yeni yönelimi karşısında devrimci tutum nettir:
Uyum değil mücadele, reform değil kopuş, beklemek değil harekete geçmek.
Ve evet—gelecek, hâlâ nitel ve nicel olarak örgütlü mücadele edenlerin olacaktır.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.