Kısacası bu program genç işsizliğini kâğıt üzerinde kısa süreliğine düşük gösterse de gerçekte gençler uzun vadede yine güvencesizlik ve işsizlik tehlikesi ile baş başa kalacak. Günün sonunda kazanan yine şirketler olacak

Türkiye kapitalizminin sömürü biçimleri farklı program ve yönelimlerle hızla yoluna devam ediyor. Türkiye’de sermaye birikiminin en temel stratejisinin ucuz işgücü maliyetine dayandığı gerçeği özellikle son birkaç yıldır ortada. Mayıs 2023 seçimleri sonrasında ekonomi yönetiminin tekrar başına geçen Şimşek ekibinin yürütmüş olduğu sözde dezenflasyon programının ağır faturasının ücretli emekçilere çıkarılması, bu sürecin temel özelliğini oluşturmaktadır.
Mesele sadece ücretlerin baskılanması ya da bir diğer ifadeyle askıya alınması elbette değil. Ücretlerin hedef enflasyon politikası karşısında ezildiği bu süreçte aynı zamanda emeğin daha değersiz ve güvencesiz hale getirilmesi de ayrı bir hedef konusu. İşte tam bu noktada hem Orta Vadeli Program'da hem de onunla uyumlu bir şekilde ilerleyen Kalkınma Planı'nda bu sürecin izlerini görmek pekâlâ mümkün.
Esnek çalışma koşullarının yaygınlaştırılması, mevcut sosyal güvenlik sisteminde aktüeryal denge adı altında daha fazla kişinin istihdamda daha uzun süreler yer alabilmesine yönelik öneriler, çalışma yaşının yükseltilmesi, İş Kanunu'nda bu yönde yeni değişikliklerin yapılabileceğinin açık açık ifade edilmesi; sermaye birikimi adına yeni dönemin en temel yapısal reform önerileridir.
Tam bu noktada istihdam ve çalışma rejimindeki karşılıklı ilişkiler bütünü yeniden ifade edilmekte. Yani sermayenin yeni dönem eğilimleri arasında emekçilerin hangi koşullarda nasıl çalışacağına yönelik kararlarda tek yetkili organ olarak sermaye temsilcilerinin iradesi esas alınmakta.
Türkiye’de çocuk işgücü sömürüsünün en bariz örneği olan MESEM projelerinin yarattığı sömürü koşulları ortada. Sermaye sahiplerinin kendiler için biçilmiş bir kaftan haline dönüşen bu programda; ucuz emek sömürüsüne maruz kalan çocukların kanı üzerinden biriken bir sermayeye her gün şahit oluyoruz.
Resmi SGK verilerine göre 2,1 milyon civarındaki emekli açlık sınırının altında kalan emekli aylıkları nedeniyle halen işgücü içerisinde yer alırken, neredeyse 4 milyona yakın emekli ise ya kayıtdışı olarak ucuz işgücü olarak çalışmakta ya da hayatta kalabilmek adına iş aramaktadır.
Türkiye’de neredeyse hemen hemen her yaş grubunun ayrı bir kölelik sisteminde zor yoluyla çalıştırıldığı ya da çalıştırılmaya mecbur bırakıldığı bu sistemin son hedefi de ne eğitimden ne de istihdamdan yararlanabilen gençler oldu.
Geçtiğimiz günlerde iktidar tarafından müjde olarak açıklanan, “Genç İstihdam Hamlesi – GÜÇ Tanıtım Programı” esasen anlatmaya gayret ettiğimiz bu politikaların yeni bir versiyonu olarak karşımıza çıkmakta. İktidar 3 milyona yakın yedek işgücü ordusu durumunda bekleyen güvencesiz gençlere; haftada üç gün çalışma imkânının tanınacağı ve bunun karşılığında ise günlük sadece 1375 TL "cep harçlığı" ödeneceğini belirten yeni bir istihdam programı açıkladı. Gençlerin stajyer adı altında sözde istihdam programı kapsamında çalıştırılması, bir diğer deyişle çalıştırılmaya mecbur bırakılması, zaten güvenceli bir istihdam olanağı sağlamayacak. Aksine tıpkı MESEM projelerinde olduğu gibi günübirlik kullanılacak olan genç emeği, sermaye sahiplerine yeni bir ucuz işgücü ordusu olarak hediye edilecek.
Bu program kapsamında gençlerin ilk 6 aylık sigorta primleri ve ücretleri İŞKUR tarafından karşılanacakken, daha sonraki sürelerde işverenlere sürekli istihdam şartı sağlamaları da getirilmedi. Esnek, atipik ve ucuz işgücü maliyeti stratejisine dayanan bu program, şirketlerin yeni kâr odağı haline gelecektir. Kısacası bu program genç işsizliğini kâğıt üzerinde kısa süreliğine düşük gösterse de gerçekte gençler uzun vadede yine güvencesizlik ve işsizlik tehlikesi ile baş başa kalacak. Günün sonunda kazanan yine şirketler olacak. Üstelik bu programa aktarılacak kaynak da, tıpkı diğer teşvik ve destek ödemelerinde olduğu gibi yine milyonlarca işçinin emeğinden gasp edilen birikimle sağlanacak.
TÜİK 3. çeyrek işgücü verilerine göre 15-24 yaş arası 11 milyon 489 bin gencin yüzde 25,4’ü, yani 2 milyon 922 bini ne eğitimden ne de istihdamdan yararlanabilmektedir. Yine TÜİK 3. çeyrek işgücü verilerine göre Türkiye’de üniversite mezunu işsiz oranı ise yüzde 9,2. Türkiye üniversite mezunu işsizliği oranında Avrupa birincisi konumunda.
İŞKUR verilerine göre 15-24 yaş arası gençlerden 462 bin 302’si İŞKUR’un iş arayan kayıtlı işsizlerini oluşturmaktadır. Kayıtlı genç işsizlerin 250 bini 3 ila 12 ay arasında halen iş beklemektedir. Yine aynı verilere göre geçtiğimiz yılın ocak-kasım ayları arasında 15-24 yaş gençlerin 230 bin 760’ı işten çıkartıldığı için işsizlik ödeneğine başvuruda bulundu.
Şirketlerin ve iktidarında iştahını kabartan şey tam olarak resmi verilere yansıyan bu acı tablo. Güvencesizliğin, yoksulluğun ve işsizliğin bilinçli bir politika haline getirilmesi, Türkiye kapitalizminin kendini ucuz işgücü üzerinden var etme hevesinin bir sonucu. Kendi suretinde bir düzen kurmanın, vahşi egemenliğinin açtığı bu sömürü cenderesinde emeği topyekûn ortadan kaldırmanın acımasız bir ifadesi.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.