Birkaç gün önce, 5 Temmuz’da, ortalık NATO tartışmalarından yıkılırken ve her zamanki gibi solun yanından geçen insanlar sıraya konularak gözaltına alınır, tutuklanırken, Antalya’da Gürkan Türkoğlu yaşamını yitirdi. Kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen yeni nesil yüksek güvenlikli hapishanelerden Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutulduğu dönemde, ağır tecrit ve izolasyon koşullarına karşı açlık grevi başlatmıştı Türkoğlu. Tam 266 gün sürdürdü eylemini. Talebi, ağır izolasyon koşullarının olmadığı bir cezaevine nakledilmekti. Gürkan Türkoğlu öldü

Saatlerce anlatsanız aynı yanıtları alırsınız:
“Başka ülkelerde daha vahim, bu azılı suçlulara şefkat mi gösterelim, yani ne demek istiyorsunuz, bırakalım mı?”
Kenan Evren, 12 Eylül darbesinden hemen sonra cezaevlerinden yükselen işkence çığlıklarına kulağını tıkamış, cunta yönetimini ve işkenceyi eleştirenleri teröristlikle suçlarken aynı ifadelere sığınıyordu.
“Asmayalım da besleyelim mi?”
Yaşı büyütülen çocuklar, savunması alınmayan insanlar böyle idam edildi.
İşkenceyi de savunuyordu elbette, talimatı kendisinin vermediğini söyleyerek:
"12 Eylül’den önce cezaevlerinde bu suçlular gardiyanlara çok kötü davranmış. E biz de polisi, bunları serbest bırakınca birtakım şeyler olmuş…"
* * *
Türkiye’nin cezaevi rejimi aslında 12 Eylül döneminde şekillendirilmiştir. İnfaz rejimi de tam Türkiye’ye göredir.
Bütün iktidarlar en büyük tehlikenin sol ve sosyalistler olduğuna inanır. Mafya afla çıkabilir, katiller afla çıkabilir, gaspçılar, tecavüzcüler afla çıkabilir ancak siyasiler için durum böyle değildir. Onlar, görebileceğiniz en tehlikeli, en acımasızca davranılması gereken, en hakları yok sayılacak kitledir. Yeni cezaevi modelleri onların üzerinde denenir.
* * *
Birkaç gün önce, 5 Temmuz’da, ortalık NATO tartışmalarından yıkılırken ve her zamanki gibi solun yanından geçen insanlar sıraya konularak gözaltına alınır, tutuklanırken, Antalya’da Gürkan Türkoğlu yaşamını yitirdi.
Kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen yeni nesil yüksek güvenlikli hapishanelerden Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutulduğu dönemde, ağır tecrit ve izolasyon koşullarına karşı açlık grevi başlatmıştı Türkoğlu. Tam 266 gün sürdürdü eylemini. Talebi, ağır izolasyon koşullarının olmadığı bir cezaevine nakledilmekti.
Talebi uzun süre karşılanmadı. Sağlık durumu ağırlaşınca Nisan 2026’da Antalya Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.
Türkiye, açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinin en sık yapıldığı ülkelerden biri. 12 Eylül’den bu yana onlarca insan ölüm oruçlarında öldü, yüzlerce insan ağır sağlık sorunları yaşadı.
Bunun en önemli nedenlerinden biri açlık grevi-ölüm orucu eylemi yapanlara zorla müdahale edilmesiydi. Uyarılara rağmen yapılan bu müdahaleler başta Wernicke Korsakoff olarak bilinen hastalık olmak üzere çok sayıda komplikasyona yol açtı.
Konuya bin kilometre mesafeden bakanlar ise “Bu insanların nesi hasta, halay bile çekiyorlar” haberleri yaptı.
Türkoğlu’nun yakınları, hastanede zorla müdahale edilmesinden sonra durumunun ağırlaştığını, sevk talebinin kabul edilmesinin ardından açlık grevini sonlandırmasına rağmen üç ay boyunca yoğun bakımda kaldığını anlatıyor. Talep etmelerine rağmen uygulanan işlemleri bağımsız hekimlerin incelemesine izin verilmediğini iddia ediyor.
* * *
Gürkan Türkoğlu öldü.
Türkoğlu’ndan önce de onlarca insan kuyu tipi cezaevlerine karşı açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri yaptılar.
Kamuoyu ise bu kavramı İBB davalarında yargılanan avukatlar, bürokratlar bu cezaevlerine konulduğunda öğrendi.
Ve şimdi Deniz Göktaş’ın tutuklanarak bu tip bir cezaevine konulmasıyla…
* * *
2010’dan, Ergenekon soruşturmaları döneminden bu yana Silivri Cezaevi bir sembol. Bir makine düzeniyle işleyen, neredeyse bir kent büyüklüğünde bir cezaevinden bahsediyoruz.
F tipi cezaevlerinin açıldığı dönemde bile konuya, “Ne olacak gider kitap yazarız” diye yaklaşan onlarca kişi, bizzat deneyimlediği cezaevinin anlamını kavramak zorunda kaldı.
F tipleri sadece fiziki yapısı nedeniyle eleştirilmiyordu. Neredeyse gün boyu siyasi hükümlü ve tutuklulara dinletilen pop müzik, sadece belli kanalların izletilmesi, belli gazetelere izin verilmesi, kitap yasakları, dilekçe hakkı, tamamı bu fiziki yapının yapısal unsurlarıydı.
Bu politikalar sürüyor.
Buna ek olarak, sözüm ona suçluların hakkaniyetli biçimde şartla salıverme koşullarından yararlanabilmesi için cezaevi gözlem kurulları da getirildi sisteme.
* * *
Nasılsa Ogün Samast gibi cinayet işleyenlerin ıslah olduğu görüşüne varan kurullar, çok basit sayılabilecek eylemlerden dolayı Terörle Mücadele Yasası’ndan yargılanan, hüküm giyen insanlara ise bu hakkı kolay kolay tanımıyor.
Bir Türkiye gerçeği… İnsan öldürürseniz “kader kurbanı” oluyor ve kolayca cezaevinden çıkabiliyorsunuz ancak slogan atarsanız ya da bir dünya görüşüne sahipseniz içeride kalmanız her koşulda meşru görülüyor.
* * *
Silivri ve benzeri cezaevleri yüksek güvenlikli değilmiş gibi bu tip cezaevlerine “Yüksek Güvenlikli Cezaevleri” adı altında Y ve S tipi cezaevleri eklendi. 2022’den bu yana bu tipte 22 cezaevi açıldı.
İnsanlar bir gece vakti, F tipi cezaevlerinden F tipi cezaevleriyle bile kıyaslanamayacak koşullara sahip bu cezaevlerine nakledildi.
Odalar yine F tipi gibi çoğunlukla tek kişilik ya da üç kişilik ama yaşam olanakları öyle değil. Tek kişilik, hücre boyutundaki odanın uzunluğu 6 adım, genişliği 5. Hatta, 4,5…
Camdan dışarıya özgürce bakılamıyor. Pencerelerin kuzeye bakmasına özen gösterilmiş ve tüm pencereler ortak, telle üzeri kaplı bir havalandırmaya dönük.
Sadece demir parmaklıkla yetinilmemiş. Pencerelerde, görüşü iyiden iyiye engelleyen teller, ince parmaklıklar da var.
Havalandırmaya kendi odandan çıkma olanağın yok. Bir başka yere götürülüyor ve günde 1 ya da 1,5 saat, üzeri telle kaplı bu yerde hava soluyabiliyorsun.
Nem ve soğuk ortak sorun.
Sosyalleşme olanağı yok. Siyasi suçlardan cezaevinde bulunanların yan odasına cinsel suçlardan yatanlar konuluyor bazı yerlerde.
Görüş alanları camla kaplı. Camın arkasından konuşma olanağı var sadece. Gardiyanlarla diyafonla konuşuluyor.
* * *
Ölüm orucu, açlık grevi eylemlerini benimsemeyebilirsiniz.
Mesele bu değil.
Mesele, suçluların en ağır biçimde cezalandırılması meselesi de değil.
Ölçüyü buradan aldığınızda tutuklanan TEMA gönüllülerinden gazetecilere, akademisyenlerden İBB davası sanıklarına kadar geniş bir liste de çıkıyor önünüze.
Öyle olmasa ne olur?
Her insanın insanca koşullarda yaşama, açık havaya erişim hakkı vardır değil mi?
Bugün müze olarak gezdirilen cezaevlerine, insanlık ayıbı olarak tarihe geçen uygulamalara baktığınızda da o dönemde bunları destekleyen milyonlarca insanı görebiliyordunuz.
Mesele, temel haklarda ısrarcı olmak, insanca yaşam koşullarını sağlamak için birilerinin ölümünü, açlığını, inadını beklememek.
“Ölen ölsün” diyenler olacaktır, her zaman olur…
Ama bir ülkeyi sevmek, o ülkedeki her varlık için en iyisini istemekle başlıyor.
Aksinin hangi sonuçlar verdiğini de gayet iyi biliyoruz.
Kaynak: T24
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.