Bu yazıda, hazırlamakta olduğum “Dijital Sermaye: Sibernetik, Sınıf, Sosyalizm” başlıklı kitap çalışmasına dayanarak, algoritmik yönetim ve yapay zekalı sömürü-kontrol teknolojilerine karşı işçi sınıfı mücadelelerinden güncel deneyim ve örneklere yer vereceğim

Algoritmik yönetim üzerine eleştirel kuramın en ciddi sorunlarından biri, algoritmik emek kontrolü dolayındaki sınıf mücadelelerini ve işçi direnişlerini gözardı etmesidir. (Örneğin: Zuboff, 2019. Mahnkopf, 2020) En ünlü örneği Soshana Zuboff’un “Gözetim Kapitalizmi” olan bu tür çalışmalarda, algoritmik yönetimin emek süreci üzerindeki idari kontrolü ve işçilerin atomizasyonunu adeta mutlaklaştırdığı, işçilerin salt teknolojik kontrol ve ölçüme maruz kalan edilgen bir tebaaya indirgendiği, her türlü direniş olanağının ortadan kalktığı izlenimini edinirsiniz. “Bu bir mittir.” (Schaupp, 2021. Pasquenelli, 2025)
Eleştirel kuramdaki bu nihilizme varan boşluk belki kısmen, 5-10 yıl önceye kadar algoritmik yönetim/yapay zekaya karşı işçi direnişlerinin henüz ilk emekleme aşamasında olmasına, sanayideki algoritmik/yapay zekalı ERP (işletme kaynak planlaması), MES (imalat yönetim sistemleri), RFID (radyo frekans tanımlama) sistemlerine karşı direnişlerin kamuoyunu yansımamasına bağlanabilir. Ama sorun daha yapısaldır. Eleştirel kuram yalnızca eleştirir. Kapitalizmde teknolojinin üretim ve kullanım biçimlerinin iç çelişkilerinin tarihsel gelişim süreç ve doğrultusuna, bunu hangi toplumsal güçlerin nasıl değiştirebileceğine dair hemen hiçbir şey söylemez.
Dijital teknolojiler ve yapay zeka üzerine son dönemde Marksist çalışmalarda yaşanan canlanma ve kuruculuk niteliği umut verici. (İlk aklıma gelenler: Steinhoff, 2021. Altenried, 2022. Florian Butollo and Sabine Nuss (ed), 2022. Pasquenelli, 2025) Marksist çalışmalarda, kapitalist güçlerin elinde artı-değer üretim ve emek kontrol aracı olan teknolojiler üzerindeki sınıf mücadelelerine ve işçi direniş dalgalarının her teknoloji dalgasını yeniden şekillendirmedeki etkisine güçlü vurgular genellikle ihmal edilmez. Bununla birlikte günümüzde yeni teknolojiler dolayındaki dünya çapındaki sınıf mücadeleleri yeni bir gelişim düzeyine gelmiş olmakla birlikte, Marksist teknoloji çalışmalarının bu güncel sınıf mücadelelerini bilimsel-eleştirel ve siyasal teknoloji analizlerine yeterince somut ve sistematik olarak katabildiği söylenemez.
Marx’ın Kapital’deki “Makine ve Büyük Sanayi” bölümünde, sermayenin makineyi emeğe karşı nasıl bir sınıf silahı, nasıl vahşi bir artı-değer, güç ve kontrol aracı olarak kullandığına, makinenin kapitalist kullanım biçiminin işçiler üzerindeki yıkıcı etkilerine dair kapsamlı analizler içerdiği doğrudur. Ancak Marx bununla sınırlanmaz. Makineleşmenin üretim ve emeğin toplumsal niteliğini geliştirmesi ve ayrıntılı işbölümüyle “kolektif işçi”yi de geliştirmesi, işçilerin tek tek kaybettikleri hünerlerini ancak kolektif mücadele yetileri ile geri kazanabilecek olması, temel bulgulardandır.
İkincisi Kapital, makinelerin kapitalist kullanım biçiminin işçiler üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı sınıf mücadelesinin bir çok biçimini de içerir: Makinelerin sermaye formuyla emek süreci üzerindeki despotizmi ve komutasına; işçi bilgi, beceri, deneyim, özerkliğini kısıtlamasına; çalışma yoğunluğunu artırmasına; işçileri güvencesizleştirme, değersizleştirme ve güçsüzleştirmesine; işçi sağlığı ve can güvenliği üzerindeki yıkıcı etkilerine; ücretleri düşürmesine karşı grev ve direnişler... Makineler çerçevesindeki yeni toplumsal, teknik ve uluslararası işbölümü organizasyonlarıyla yığınsal olarak üretime çektiği kadın, çocuk, göçmenlerin durumlarına ilişkin mücadeleler... Nisbi artı-nüfus sorununa karşı mücadeleler (makinelerin sahip oldukları tek hüneri ellerinden alıp çalışma yeteneklerini ortadan kaldırdığı işçi kesimleri, vd)... Yeni ve kilit bir işçi kesimi olarak makine yapımcısı ve üretim araçları üreten birincil sektör işçilerinin ortaya çıkması ve bu alandaki mücadeleler... Makineli üretimin hammadde ihtiyacını büyük çaplı artırmasıyla itilim kazandırdığı sömürgeciliğe ve köleciliğe karşı mücadeleler... (Marx, 1867)
Kapital’deki “Makine ve Büyük Sanayi” bölümüne Kapital’in bütününden ve Marx’in kendi yaşamı boyunca sınıf mücadelesi deneyimleri ile kurduğu güçlü ilişkiden bu daha gelişkin bakış, günümüz teknolojilerinin tarihsel-sınıfsal analizine üretim ilişkileri kadar sınıf mücadelesini de katacaktır.
Bu yazıda, hazırlamakta olduğum “Dijital Sermaye: Sibernetik, Sınıf, Sosyalizm” başlıklı kitap çalışmasına dayanarak, algoritmik yönetim ve yapay zekalı sömürü-kontrol teknolojilerine karşı işçi sınıfı mücadelelerinden güncel deneyim ve örneklere yer vereceğim. (Filizler, 2026) Güncel direniş deneyimleri ABD’de geçen yıl (2024) toplam 50 bin liman işçisinin limanlarda işçi operatörsüz vinç otomasyonu, sürücüsüz kamyon ve yapay zeka sistemlerine karşı büyük grevi (Merchant, 2024), imalat ve lojistikte yapay zekalı ERP, MES, RFID, Robotik sistemlerine karşı direnişleri de içermekle birlikte, bu yazı sınırları içinde hepsine yer vermek mümkün olmayacak. Bu yazıda, kendimi yeni teknolojilerin kapitalist kullanım biçiminin yol açtığı işçi sağlığı ve güvenliği sorunları ve buna karşı sınıf mücadelesi deneyimleri ile sınırlayacağım. ABD’de hemşirelerin hasta bakımında yapay zekanın devreye sokulmasına karşı grev ve direniş hareketi ve yapay zeka tedarik zincirlerinin (veri, donanım, altyapının) her bir halkasındaki işçi kesimlerinin, başta ağır İSG sorunları olmak üzere çalışma koşulları sorunları ve güncel grev ve direniş deneyimlerine yer vereceğim.
Bu yaklaşımın yapay zeka emek zincirlerinin, hayalet işçilerden nadir toprak elementi işçilerine, veri merkezi işçilerinden yarı-iletken işçilerine, yazılım ve veri mühendisliği işçilerinden elektronik montaj işçilerine kadar kafada daha bütünsel ve içsel olarak bağlantılı olarak oturmasını sağlayacağını, teknoloji bağlamında sınıf perspektif ve politikaları geliştirilebilmesi açısından da pratik sınıf mücadelesi haritaları ve etkileşimiyle besleyici olacağını, teknoloji alanındaki sınıf mücadeleleri alanında daha geniş ve gelişkin çalışmaları esinleyeceğini umut ediyorum.
Kapitalist makineli büyük sanayi üretimin, tarihsel-klasik kökünü “Babbage İlkesi” oluşturur: İşin/emeğin analiz edilerek daha basit, tekrarlı ve hızlandırılmış parçalara bölünmesi, standartlaştırılması, sayısallaştırılması, hesaplanabilir, ölçülebilir, değiştirilebilebilir, soyutlanabilir ve kısmen mekanize/otomatize edilebilir hale getirilmesi (emek aleti ile birlikte emeğin hünerinin de makineye, yani sermayeye geçmesi)... Bu süreç ilerleyen evrelerinde Taylorizm, Fordizm (hareketli montaj bantları), Toyotaizm (yalın üretim, tam zamanında üretim, toplam kalite yönetimi; neo-Taylorizm de denilir) vbden geçerek, günümüzdeki “Dijital Esnek Taylorizme” doğru evrilir.
Dijital esnek taylorizmi, şöyle özetleyebiliriz: 1- İş talimatları otomatik algoritmalar tarafından verilir. 2- İş/emek süreçleri dijital olarak kontrol edilir, ölçülür ve hesaplanır, değerlendirilir (algoritmik performans sistemleri vd). 3- Emek süreçlerinden dijital olarak toplanan veriler ve gerçek zamanlı analizler, canlı insan emeğinin üretim sürecinden göreli dışlanması için kullanılır. Bu, a- çalışma adımlarına ilişkin dijital yönergeler aracılığıyla vasıfsızlaştırılmış esnekleştirme, b- emek sürecinin ölçüm ve analizine dayanan çalışmanın yoğunlaştırılması, ve/ya, c- emek sürecinden toplanan verilerin analizine dayalı kısmi otomasyon süreçleri ile gerçekleştirilir. 4- Bu süreçler her durumda işçilerin çalışma yoğunluğunu ve güvencesizliğini artırır ve ücretlerini düşürür. Böylece dijital esnek taylorizm bir yandan canlı (bedensel ve zihinsel) emeği üretim süreçlerinden göreli dışlarken, diğer yandan algoritmik emek kontrolünün olanaklı kıldığı, daha geniş ve çeşitli, daha esnek ve güvencesiz, daha düşük ücretli, daha stresli ve sağlıksız, daha yoğun emek biçimlerini üretimle yeniden bütünleştirir. 5- Ancak bu evrelerin hiç biri ne de bütünü, direnişsiz ve çatışmasız değildir. Sınıf savaşımından bağışık değildir. (Simon Schaupp, agy)
Teknoloji sermayesinin ve onun finans, sanayi, ticaret ve devlet sermayeleriyle kaynaşarak hiper mali oligarşikleşen biçimlerinin gücü mutlak ve sarsılmaz değil. En başta sermaye olarak uzlaşmaz iç çelişkilerinin tarihsel gelişim süreç ve doğrultusundan ve hem ucuz, bol ve kolayca harcanabilir emeğe hem de yaratıcı emeğe mecburiyetinden kaynaklanan bir çok iç sınır ve zayıflıkları var. Dahası yeni kontrol teknolojilerinin dünya çapında giderek yaygınlaşan ve gelişen sınıf direniş ve mücadelelerini engelleyemediği gibi yeni bir itilim kazandırdığını görmek zor değil. Yeni kontrol ve ağ yapısı teknolojileri sermayenin emek üzerindeki yeni yönetim, kontrol, organizasyon ve sömürü biçimlerinin bir “laboratuvarı” olmakla kalmıyor. İşçilerin bunlara karşı artan ve birbirinden öğrenerek gelişen yeni direniş ve örgütlenme eğilimlerinin de bir laboratuvarı haline geliyor. Dolayısıyla yeni teknolojiler, sınıf mücadelesinde giderek gerilim ve karşıtlığı tırmandıran bir geri beslemeli sarmalı da geliştiriyor. (Niebler, 2023)
Araştırmalar, algoritmik yönetimin yeni dalgası olarak, yapay zekanın işyerlerinde ve İnsan Kaynakları Yönetiminde kullanılmasının yaygınlaşmasına karşı, işçi direnç, tepki ve hoşnutsuzluğunun oldukça yüksek olduğunu, en genç işçi kuşaklarında ise giderek daha fazla yükseldiğini gösteriyor.
Yapay Zeka platformu Writer’ın araştırmasına göre, işçilerin yüzde 31’i, Z kuşağı işçilerinin yüzde 41’i, çalıştıkları şirketlerde Yapay Zeka araçlarını ve uygulamalarını kabullenmeyi reddederek, şirketlerinin Yapay Zeka stratejisini ‘sabote ediyor’. Yapay Zeka kullanan şirket yöneticilerinin yaklaşık üçte ikisi Yapay Zeka’nın şirketleri içinde gerginliğe ve bölünmeye yol açtığını söylerken, yüzde 42’si Yapay Zeka’nın ‘şirketlerini parçaladığını’ ileri sürüyor. Writer’ın baş strateji sorumlusu Kevin Chung, ‘Bu stratejiye gerçekten inanmıyorum veya tamamen görmezden geleceğim ve kendi işimi kendi bildiğim gibi yapacağım’ gibi aktif bir direnç var’ diyor. ‘Basit direnç ise genellikle ‘Bir deneyeyim ama elimi kaldırıp bunu nasıl geliştireceğimi söylemeyeceğim. Zamanımı ve çabamı Yapay Zeka’ya yedirmek istemiyorum’ şeklindedir.” (Lizdon, 2025)
Yapay zekanın işyerlerinde kullanılması, hele ki İnsan Kaynakları Yönetimi aracı olarak kullanılması, işçilerde yalnızca işlerini veya işteki kısmi vasıf ve özerkliklerini kaybetme, ücret düşüşü, güvencesizleşme, iş ve performans yükünün artması kaygılarına değil, yaptıkları her şeyin sürekli kayıt ve analiz altında olmasının stres ve tepkisine, dahası mahremiyet ve kişilik haklarının ihlal edilmesine, yapay zekalı kontrol sistemlerinin işçiler arasında yıkıcı ayrımcılık, dürtme/zorbalama, taciz, mobingi artırmasına karşı tepkilere yol açıyor. (Jimenez, 2022)
Konumuz açısından ise dijital esnek taylorizmin tüm sonuçları (esneklik, güvencesizlik, çalışmanın yoğunlaşması, performans sistemleri, ücret düşüşleri, sürekli izleniyor ve her hareketinin analiz ediliyor olmasından kaynaklanan stres, kendini algoritmaların uzantısı gibi nesneleştirilmiş hissetme, taciz ve mobing artışı, vd) işçiler açısından aynı zamanda fiziksel, mental ve psikolojik sağlık sorunlarının artışına işaret ediyor. Yapay zekalı emek kontrol teknolojilerinin emeğin parçalanması ve yıkımının yeni ve daha üst biçimlerine yol açmasının, hem bu alanda artan teorik araştırmalar ve saha araştırmaları, hem de sınıfın öz deneyimlerinde giderek belirginleşmesi, bu alandaki sınıf mücadelelerini giderek bir harekete, bir dalgaya dönüştürüyor.
YZ dolayındaki en kritik sınıf mücadelelerinden biri sağlık sektöründe, ABD’nin en büyük özel hastane zinciri Kaiser’de yapay zekanın hasta bakım sürecine sokulmak istenmesi ile yaşanıyor. Hemşireler Sendikası, 2024’ten itibaren, “Yapay Zekaya değil Hemşirelere güvenin”, “Hastalar algoritma değildir” sloganlarıyla, eyaletlerde ve ülke çapında uyarı grevleri, gösteriler, iş yavaşlatma eylemleri ve kamuoyu bilgilendirme kampanyaları düzenliyor. (Leahy, 2024. Blum, 2024)
Hemşireler Sendikası açıklamalarında, YZ’nin sağlık bakım süreçlerinde hemşireler ve hastalardan veri toplarken mahremiyet ihlalleri ve ırk, cinsiyet ayrımcılığı yaptığı, YZ’nin bakım ve tedavi süreçlerine dair kar odaklı karar ve tavsiyelerinin yüksek oranlı tıbbi hatalar ve manipulasyon içerdiğini, hemşire başına hasta sayısını aşırı arttırdığını ve hemşire vasıflarını ortadan kaldırarak ücretleri düşürdüğünü ve güvencesizliğini artırdığını, ve hatta evde hasta bakımı gibi işlerde tıbbi eğitimi olmayan taşeron asgari ücretli işçilerin çalıştırılmasına yol açtığını belirtiyor. Hemşireler Sendikası, hemşire ve hasta haklarının korunması koşuluyla, yeterince sınanmış ve denetlenebilir YZ sistemlerinin sağlık bakım süreçlerinde bir destek aracı olarak kullanılmasını tümden reddetmediğini belirterek şunları söylüyor:
“Hemşireler olarak, insanlara bakım vermenin yüzyüze ve manuel işinin otomatikleştirilemeyeceğini ve asla otomatikleştirilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Kayıtlı hemşirelerin ve diğer sağlık çalışanlarının yaptıkları iş insanların yapabileceği bir iştir. Hiçbir yapay zeka sistemi, tüm hastaların hak ettiği güvenli, etkili ve eşitlikçi hemşirelik bakımını sağlamak için gerekli olan insan uzmanlığının ve klinik kararların yerini asla alamaz. Hemşireler, hastalarımızın bakım kalitesini iyileştiren ve yatak başı becerilerini tamamlayan, çalışan merkezli teknolojileri reddetmez. Ancak hastane ve bakım ortamlarına uygulanan ve bunların hiçbirini yapmayan belli teknolojiler konusunda endişeliyiz. Yapay zekanın sağlık ortamlarında uygulanması, nitelikli hasta bakımı, güvenliği ve eşitliği sağlamak için bu ilkelere uymalıdır.” (National Nurses United, AI’s impact on nursing and health care.)
Veri derlemeciliği Charlie Chaplin’in “Modern Zamanlar” filmindeki gibi işi saniyede bir vidayı sıkıştırmak, bir vidaya somun geçirmek olan işçilerin maruz kaldığı endüstriyel taylorizmin dijital mikro-emek platformlarındaki dijital-esnek taylorizm muadilidir. Bu tür dijital platformik esnek, yığınsal, gig emek rezervlerinin kapitalistler açısından avantajı, diyelim ki bu gibi işler için 100 işçiyi 1 yıl boyunca çalıştırmasına göre dijital mikro emek platformlarıyla anlaşarak 1000 işçiye iki haftada yaptırarak, hem daha ucuza getirmesi hem çok daha kısa zamanda, hem de otomasyon yatırımına para harcamadan “canlı otomasyon” gibi yaptırabilmesidir. (Irani, 2016)
Veri derleme işçiliği, teknolojinin kapitalist kullanım biçiminin ve sermaye birikiminin mutlak genel yasası olarak sefalet birikiminin ortaya çıkardığı bir olgudur. Bu açıdan, veri derleme işçiliği, Marx’ın Kapital’in 1. Cildindeki “nisbi artı-nüfus” bölümünde, “durgun artı-nüfus” olarak tanımladığı işçi kesimlerinin algoritmik bir versiyonudur. (Marx, 1867) Veri derleme işçilerinin ağırlıklı kesimlerini, her ülkedeki göçmen işçiler, ezilen ırk, ulus, cinsiyetten işçiler, derleme işini evde bakım ve yeniden üretim emeğiyle iç içe geçirip yürütmek zorunda kalan kadın işçiler, ev dışında veya formal işlerde çalışamaz durumda olan engelli ve kronik hastalıkları olan veya emekli işçiler, kendi meslek veya sektörlerinde iş bulamayan ve işsiz kalmış işçiler, okul masraflarını karşılayamayan öğrenci işçiler oluşturur. Önemlice bir bölümünü de yazılım geliştirme gibi alanlarda işsiz kalmış ya da düşen ücretler ve artan borçları nedeniyle bunu ek iş olarak yapan az çok vasıflı işçilerdir. (Altendried, age. Olsthoorn, 2024)
Veri derlemeciliği, en basit standart işlemlerin en büyük hız ve sayısal maksimasyonla, her gün yüzlerce, binlerce kez tekrar edilmesine ve sürekli aynı birkaç hareket ve noktaya dikkat yoğunlaştırmaya dayandığından, aşırı yorucu, köreltici ve zihinsel, psikolojik açıdan travmatize edicidir.
Veri derleyicilerin bazan 1-5 dakikaya kadar düşebilen geçici iş ilişkileri, tık başına kuruşlara kadar düşen ücretler, çeşitli bahanelerle ödenmeyen ücretler ve keyfi olarak platformlardan atılma gibi sorunları ortak olmasına karşın, psikolojik travmaya yol açan işleri ve son yıllarda dünya çapında yaygınlaşmaya başlayan dayanışma ağları ve mücadeleleri ile içerik moderatörleri daha fazla öne çıkıyor. Google, Facebook ve OpenAI’nın taşeron moderatör emeğinin yoğunlaştığı Kenya’da içerik moderatörü işçilerin 1.5 dolar/saat ücretlerine, aşırı çalışmaya ve post-travmatik stres bozukluğuna karşı dünya çağında yankı yaratan sendikal örgütlenme girişimleri, Polonya’da Google taşeron moderatör şirketlerinde çalışan işçilerin kampanya ve eylemleri, Türkiye’de TikTok taşeron içerik moderasyonu şirketi Telus’ta 1200 işçinin sendikalaşma mücadeleleri, ABD’de Apple ve Google’ın taşeron moderatör şirketi Cognizant’da işçilerin ilk kez bir sendika kurmayı başarmaları (2022), Almanya’da Ver.di sendikasının Facebook’un taşeron moderatörü Contentwatch’ta sendikalaşmayı başarması, İngiltere’de GMB sendikasının TikTok taşeron moderatörlerini örgütlemesi, The Moderators Union, CleanersPledge gibi uluslararası platformlarının moderatör emeği yağmasına, psikolojik travmaya, aşırı düşük ücretlere ve ücret gasplarına karşı kampanyaları ile, veri moderatör ve temizlik işçileri mücadelelerinden yeni bir gig işçi hareketi doğuyor. (Perrigo, 2022. Karanja, 2025. Yavuz, 2025.)
Araştırmacı-aktivist Lily Irani’nin dünyanın en büyük mikro-emek platformlarından Amazon Mechanical Turk’te çalışan (dünya çapında milyonları bulan) “hayalet işçiyi” görünürleştirmek ve güçlendirmek için kurduğu “Turkoptikon” web sitesi de önemli bir kilometre taşı oluşturuyor. Turkoptikon, Amazon platformu ve müşterilerinin işçileri puanlayarak kontrolü mantığını tersine çevirerek, işçilerin Amazon’u ve müşterilerini puanlamasını sağlıyor. İşçilerin ücretlerini ödemeyen, işçilere kötü davranan müşteri şirketleri ve Amazon’un işçi düşmanı uygulamalarını deşifre ederek, işçilerin kötü puan verdiği müşterilerden diğer işçilerin de iş kabul etmemesini sağlayarak, bir kolektif işçi basıncı yaratıyor. 2015’te kurulan 2019’da işçilerin aktif olarak yer aldığı karar ve yönetim organlarıyla bir dijital işçi meclisi haline gelen Turkoptikon’un, “karşı kontrol” yöntemleriyle, periodik olarak düzenlediği işçi forumlarıyla, kamuoyuna açık mektupları ve Amazon’a karşı talepler deklarasyonlarıyla, mikro emek platformu işçilerinin sorun ve taleplerinin dünya çapında görünürleşmesi ve gündemleşmesinde önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Öyle ki Amazon, Turkoptikon işçi temsilcileriyle periodik görüşmeler yapmayı kabul etmek zorunda kaldı. Ancak daha önemlisi, Turkoptikon’un bir uluslararası “hayalet işçiler” hareketine dönüşmeye başlamasıdır. (Irani, Silberman, 2013. Skelton, 2023)
3-Bulut bilişim ve veri merkezi işçileri
Her an iş isterleri ve sorun çözme gerekleriyle, 7/24 çalışma veya iş dışındayken sürekli bağlantıda olma ve işe çağrılma, aşırı çalışma yoğunluğu, bulut teknolojilerinde hızlı gelişim ve güncellemelerin bulut işçilerini sürekli yeniden eğitim ve iş dışındaki zamanını da kendi yetilerini geliştirmeye hasretmek zorunda kalmaları, tüm bulut işçilerinin ortak sorunlarıdır. Başta devops ekipleri olmak üzere uykusuzluk ve tükenmişlik sendromu yaygındır. Uzman kadrolar dışında, başta destek ekipleri olmak üzere düşük ücretli ve güvencesiz outsource/taşeron çalışma yaygındır. Genellikle evden/uzaktan çalışmayla sosyal yalıtım, sürekli teknik sorunlarla boğuşma ve çalışma yoğunluğu, psikolojik sorunlara ve tükenme sorununa yol açar. Türkiye’de Türk Telekom Bulut işçilerinin çoğu taşeron, çok düşük ücretlerle ve hatta sigortasız çalıştırılıyor. Dünya çapında “bulut bilişim çalışanı” gibi şatafatlı ünvanlarına karşın bulut işçilerinin bir çoğu, en temel işçi haklarına bile sahip değil. (Magee, 2025)
Bulut tabanlı yapay zekanın bulut bilişim işlerinin de bir kısmını otomatikleştirmesi, ücretlerin düşmesi, çalışma yoğunluğunun ve güvencesizliğin artması, eskiden “işçi aristokrasisi” gibi görünen bulut işçilerini de hareketlendiriyor. Amazon Web Services (bulut) işçileri Amazon Labor Union’ı (Amazon İşçi Sendikası) kurarak örgütlenmeye başladı (2022). Almanya’da Ver.di sendikasında örgütlenen Microsoft Azure bulut bilişim işçi ekipleri haftalık çalışma saatlerini 35’e düşürmek için grevler yapıyor (2023). ABD’de Google, Microsoft, Amazon bulut işçileri, bulut altyapısının İsrail’in soykırımlarına destek için kullanılmasına karşı iş durdurma ve eylemler yaptı.
Dünya çapında veri merkezi işçileri ise hem çok daha yığınsal, çalışma koşulları ve sağlık sorunları çok daha ağır, ücretleri daha düşük. Veri merkezi işçilerin dünya çapındaki sayısı 5-6 milyon kişi, Türkiye’de sayısı 72’yi bulan veri merkezlerinde çalışan işçilerin sayısı 50-70 bin kişi olarak tahmin ediliyor. Hindistan GW ölçekli (1 milyar wattlık) 1000 yeni veri merkezinde toplam 1 milyon işçinin çalışmasını planlıyor. (Grey, 2024)
Veri merkezlerinde taşeronluk, 7/24 çalışma ya da bağlantıda kalma, başta bakım onarım, temizlik ve güvenlik işçileri olmak üzere taşeron sistemi ve asgari ücret, gece nöbetleri ve fazla mesaiye ücret ödenmemesi, sunucu raflarının taşınması ve kablo çekmede yaralanmalar ve sırt-eklem ağrıları, yüksek voltaj hatları (kanserojen ve sık yangın riski), yüksek gürültü (80 desibelin üzerinde, işitme kaybına yol açıyor), yüksek ısı (kilimaların arızalanması durumunda 40 derecenin üzerine çıkan sıcaklık), sürekli performans baskısı ve işten atmalar, veri merkezlerinin kent dışına kurulması nedeniyle sosyal yalıtımla, tam bir işçi cehennemi durumunda. (Yu Tao ve ark. 2025) Veri merkezleri, yakında yaşayanların kanser riskini de artırıyor. (O’Brien, 2024)
Dünya ve Türkiye’deki veri merkezlerinde 8 saatlik işgünü, sık dinlenme araları, gürültü ve ısı yalıtımları, işitme kaybı yaşayanlara tazminat, düzenli yangın tatbikatı ve elektrik/kablo sistemleri kontrolü, performans baskısı ve yapay zeka takibinin kaldırılması, taşerona kadro, otomasyon işsizliğine karşı önlemler, ortak ve yaşamsal işçi talepleri.
Dünya çapında veri merkezi vadilerinin yoğunlaştığı ABD, İrlanda, Hindistan’da veri merkezi işçilerinin mücadeleleri ve yangın, elektrik çarpması, yüksek desibelden işitme kaybı gibi işçi sağlığı ve güvenliği konusunda kısmi kazanım adımları kayda değer. Türkiye’de bir veri merkezinde 20 mühendis iş durdurdu (2021), Türk Telekom ve Turkcell veri merkezlerinde taşeron işçiler, sigortasız çalıştırılmaya, asgari ücret altında ücrete, 24 saatlik nöbetlere karşı eylemler yaptı (2022), Ankara’da bir veri merkezinde çıkan yangında bir işçinin öldürülmesi üzerine, işçiler yangın tedbiri ve işçilerin tahliye planı olmamasına karşı eylem yaptı. Türkiye’de veri merkezi işçilerin mücadeleleri henüz yolun başında olsa da, veri merkezlerinin dijital cehenneminin hızla çoğalması (72 veri merkezine birkaç yıl içinde 30 tane daha eklenmesi planlanıyor) mücadele potansiyelini de büyütüyor.
Devam edecek…
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.