Milli Eğitim Bakanlığı’na bu uygulamadan vazgeçilmesi için çağrı yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Devlet okullarında okuyan her öğrenci oruç tutmuyor. Siz oruç tutmayan çocuklar ve öğrenciler üzerinde bir psikolojik baskı ve bir dini baskı oluşturuyorsunuz. Bu dünya hangi laik ve demokratik ülkesinde olan bir şey? İsteyen evinde Ramazan köşesi oluşturabilir. Ancak bunu okullara bir talimat şeklinde gönderip bütün çocuklara şunları yapın, bunları yapın, oruç tutun, koridorlarda davul zurna çalın… Bu laik, demokratik ülkeye ve laik yaşama, laik ve bilimsel eğitime doğrudan saldırı ve meydan okuma” ifadelerini kullandı

MEB’in okullara “Ramazan Ayı” etkinlikleri tavsiyesi göndermesine bir tepki de Eğitim Sen’den geldi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan Ayı’nda etkinlik düzenlemeleri için belge göndermesinin öğrenciler üzerinde baskı oluşturulduğunu belirtti. Irmak, laiklik ilkesine aykırı olan bu uygulamalardan vazgeçilmesi için MEB’e çağrı yaptı.
Ayrıca Eğitim Sen İHH ile MEB arasındaki “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var-İyilikte Yarışan Sınıflar” projesi kapsamında okullarda yeniden kumbara dağıtılmasına karşı bir yazılı açıklama da paylaştı.
Irmak’ın açıklamaları şu şekilde:
Milli Eğitim Bakanlığı tam da bu tarihlere denk gelen günlerde Ramazan ayıyla birlikte okullara bir bildiri göndererek bu ay boyunca okullarda yapılması istenen Ramazan öncesi ve Ramazan boyunca okullarda yapılacak etkinlikler malzemesi yayınlanır.
Şimdi bu etkinlikler malzemesinin bir kısmını buradan paylaşmak istiyorum bakın ne diyor? Bir, sınıf kapılarının, sınıf panolarının süslenmesi veya Ramazan panosu yarışmalarının yapılması, okul girişinin ve koridorların yıldız ve hilallerle süslenip Ramazan sokağı köşelerinin oluşturulması manilerle davul çalınması, okulların koridor ve sınıflarında dolaşılması. Okul adına imsakiyeler bastırılması. Sadaka vermeye teşvik edilmesi. Ramazanla ilgili okul giriş, televizyon ve ekranlarına Ramazanla ilgili video veya müzik yansıtılması. Öğrenci ve velilerle birlikte hatim okunması, Kur’an-ı Kerim okunması, zorlamadan oruç tavsiye edilmesi ve çizelge tutum ve bunun sonucunda da bu oruç tutan çocuklara başarı belgelerinin verilmesi. İlkokullarda, ortaokullarda tekne orucu uygulamasının yapılması ve Ramazan günlüğü tutulması gibi 23 maddeden oluşan bir tür etkinlikler Ramazan ayı boyunca devlet okullarında yapılacak etkinlikler gönderilmiş.
Fakat burada temel bir problem var. O da şu; bu yazının başlığı yok. Yani bu yazıyı Milli Eğitim Bakanlığı mı yazdı gönderdi? Bir protokol üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığı mı yazdı gönderdi? Buna dair herhangi bir resmi bir yazı, bir tutum yok. Ancak ne var? Şu var; bütün il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri WhatsApp grupları üzerinden tüm okul müdürlerine bu yazıyı göndererek aslında ‘bunları yapın!’ talimatı veriyor. Ve bugün sahadan gelen okullardan gelen bilgiler üzerinden söylüyorum. Neredeyse birçok okulda bu uygulamalar başlamış.
Bakan’a buradan şunu net bir şekilde ifade etmem gerekiyor. Hani diyor ya, ‘Milletimizin değerleri var. Bazıları da halkımızın bu değerlerinin yaşanmasına izin vermiyor.’ Sayın Bakan kimsenin değerini yaşamasıyla ilgili bir sorunumuz yok ama burası devlet okulları ve devlet okullarında okuyan her öğrenci oruç tutmuyor. Siz oruç tutmayan çocuklar ve öğrenciler üzerinde bir psikolojik baskı ve bir dini baskı oluşturuyorsunuz. Bu dünya hangi laik ve demokratik ülkesinde olan bir şey? İsteyen evinde Ramazan köşesi oluşturabilir. Ancak bunu okullara bir talimat şeklinde gönderip bütün çocuklara şunları yapın, bunları yapın, oruç tutun, teknoloji tut koridorlarda davul zurna çalın…
Bu laik, demokratik ülkeye ve laik yaşama, laik ve bilimsel eğitime doğrudan saldırı ve meydan okuma. Artık haddinizi aşan bir noktaya geldiniz. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Siz bu ülkede herkes oruç mu tutuyor zannediyorsunuz? Herkes Ramazan orucunu mu tutuyor zannediyorsunuz? Ya da bunlarla herkese zorla Ramazan orucu tutturmayı bir demokratik ya da bir halkımızın değeri olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bunlar asla ve kabul edilecek şeyler değil. Bu yazının da kim tarafından gerçekten gönderildiğine dair bilgi edinme hakkını kullanarak Bakanlığınızdan bilgi istedik. Gelecek bilgiyi de çok merak ediyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı bu çağrıyla ramazan etkinlikleri adı altında kamusal alanı olan okullarda tüm inanç gruplarına eşit mesafede durmalı ve böyle bir çağrı yapmamalı, yapamaz. Eğitimin temel amacı belli bir inancı ve o inancın, ibadet biçimlerini ve ritüellerini herkese dayatmak değildir. Öyle bir şey yok.
Oysa yapılması gereken, sorgulayan, düşünen, laik bilimsel, kamusal eğitim çerçevesinde herkesin bu eğitim hakkına sahip olacak düzenlemeleri yapmak. Bir inancı başka bir inancın üzerine gölge gibi düşürmek, oraya da bir laftan ‘Zorlama yok’ bu doğrudan bir zorlama düşünsenize okula giriyorsunuz, farklı inançlardan, farklı kültürlerden insanlar var.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, birçok ildeki il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, okul müdürlerine Ramazan ayında etkinlik düzenlemeleri için talimat göndermesine tepki gösterdi. Bu etkinliklerle öğrenciler üzerinde baskı oluşturulduğunu belirten Irmak, laiklik… pic.twitter.com/ecTKqSx18Y
— Eğitim Sen (@egitimsen) March 3, 2025
Yazılı açıklamada ise “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var-İyilikte Yarışan Sınıflar” projesi kapsamında okullarda yeniden kumbara dağıtılmaya başlandığı hatırlatılarak şunlar söylendi:
Proje ilk bakışta dayanışma ve iyilik kavramlarını öne çıkarıyor gibi görünse de eğitim politikaları ve pedagojik ilkeler açısından ciddi sorunlar barındırmaktadır. Bu tür projeler kamusal eğitimin temel ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi, çocuk hakları ve pedagojik etik açısından önemli sorunları beraberinde getirmektedir. Şöyle ki, proje ile çocukları ve velileri bir nevi hayırseverlik yarışına sokarak, kamusal eğitimin asli sorumluluğunu göz ardı eden bir anlayışı yaygınlaştırmaktadır. Devletin, sosyal politikalarla çözüme kavuşturması gereken bir sorunun, “gönüllülük” adı altında velilere ve öğrencilere devredilmesi doğru değildir.
Proje metninde yer alan “Toplanan bağış miktarı ilgili çocuğun adına açılan banka hesabına aktarılacaktır” ifadesi, ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu hesap kim tarafından açılacak? Süreç kim tarafından denetlenecek? Toplanan paraların gerçekten ihtiyacı olan çocuğa ulaştığının garantisi var mı? Çocukların kişisel bilgilerinin paylaşılması, gizlilik ihlaline yol açmaz mı? MEB’in öncelikli olarak bu sorulara yanıt vermesi gerekmektedir. Öğretmenlerin, velilerin ve çocukların güvenini suiistimal etmeye açık böylesi bir uygulama, kamu kaynaklarıyla çözülebilecek bir sorunun yanlış yöntemlerle ele alınması anlamına gelmektedir.
İlkokul düzeyindeki öğrenciler, henüz soyut kavramları tam olarak anlayabilecek yaşta değildir. “Yetim kardeşin var, ona yardım etmelisin” gibi bir söylem, çocuklar arasında suçluluk duygusu yaratabilir, sosyal ve ekonomik ayrışmalara yol açabilir. Pedagoji bilimi, eğitimde duygusal yük yaratmadan, sorumluluk bilincini yaşa uygun yöntemlerle kazandırmayı savunur. Bu proje, çocukları farkında olmadan bir sponsor gibi konumlandırmakta, yardım etme sorumluluğunu onların omuzlarına yüklemektedir.
Eğitim, bireylerin hayırseverlik yoluyla değil, kamusal kaynaklarla eşit ve adil bir şekilde finanse edilmesi gereken bir haktır. Yetim veya maddi desteğe ihtiyacı olan çocukların eğitim giderleri, öğrenci velilerinin ya da öğretmenlerin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Anayasamızın 42. maddesi, eğitim hakkının devlet güvencesinde olduğunu açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla burada asıl sorumluluk devletindir.
Bu tür projeler genellikle dini cemaat ve tarikatların uzantısı olarak kurulan STK’larla yürütülmekte ve eğitimin dinselleştirilmesine hizmet eden bir arka plan taşımaktadır. “Yetim kardeş” vurgusu, bir hayır anlayışını çocuklara aşılamak için kullanılmakta ve eğitim sistemine dini veya ideolojik bir bakış açısı yerleştirmeye çalışmaktadır. Eğitimin laik, bilimsel ve kamusal bir anlayışla yürütülmesi gerekirken, bu tür projelerin dini referanslarla “hayırseverlik” ekseninde eğitim sistemine entegre edilmesi kabul edilemez.
Eğitim sosyal yardımlaşma değil, kamusal hizmettir!
Yetim veya dezavantajlı çocukların eğitim hakkı, sınıflarda kumbara dolaştırarak değil, kamusal sosyal politikalarla güvence altına alınmalıdır. Devletin ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi, tüm çocukların eşit şartlarda eğitim alması için tedbirler almak, onların eğitimi için gerekli kaynakları sağlamak ve çocukları yardım nesnesi haline getirmemektir.
Eğitim Sen olarak, eğitim sisteminin bu tür “hayırseverlik projeleriyle” değil, kamusal, bilimsel ve laik politikalarla yönetilmesini savunuyoruz. Çocuklarımızı duygusal yük altına sokan, yardımseverliği rekabet unsuru haline getiren ve eğitimde eşitsizliği normalleştiren bu tür uygulamaları hem insani hem de pedagojik gerekçelerle doğru bulmuyoruz. Yetim ve dezavantajlı çocuklar için çözüm, bireysel bağışlar değil, kamusal eğitim politikalarının güçlendirilmesi ve sosyal devlet anlayışının hayata geçirilmesidir.
Sendika.Org