özne meselesi-2: pratiğin öznelerinin sesi

bir hesap, hareketin herhangi bir eylemini tehlikeye atacak, bir kurumunu zora sokacak, kimi mensuplarını devlete hedef gösterecek şeyler yazmaktan imtina etmiyorsa, objektif olarak provokatördür. hiçbir laf ebeliği bunu örtemez

özne meselesi-2: pratiğin öznelerinin sesi

feminizmin ikinci dalgası, ta en başından beri şiddetsiz politika yapma yöntemleri üzerine düşündü. bu ifade kimileri tarafından şiddet politikalarına, silahlı mücadelelere karşı çıkmak olarak algılanıyorsa da aslında böyle değil. politik çalışma, örgütlenme, tartışma içindeki şiddeti ortadan kaldırmaya yönelik bir çaba. bu konuda epeyce yol alındı, epeyce bilgi, yöntem üretildi, pratik biriktirildi. yine de, kadın kurtuluş hareketinin duygusal şiddetten bütünüyle arındığını söylemek gerçekçi olmaz. ve bu üzerinde durulması gereken bir sorun bence.

ancak son zamanlarda türkçe sosyal medyada yürüyen bazı tartışmaları bununla açıklamak mümkün değil. evet, her zaman tartışmaları demagojinin bir sanat, bir silah olarak kullanıldığı münazaralara[1] çevirmeye çalışanlar oldu, zaman zaman karşı görüşte olanların sinirlerini yıpratmayı odağına alanlar da görüldü ama şu aralar sadece bunlardan ibaret olan, muarızlarını yıpratmaya dayanan, fikirlerin değil kişiliklerin konuşulduğu, terbiyeden en fazla uzaklaşabilenin en başarılı sayıldığı, tartışma demeye dilimin varmadığı yazışmalar oluyor. bunu çeşitli hesapları yönetenlerin adabı ve ahlakıyla açıklamak yetersiz bence. bunun da etkisi var tabii ama sonuçta, politikada herkes rahat hareket edebileceği bir ortamı tercih eder ve sosyal medyada feminizm üzerine tartışmalarda her türden münasebetsizliğe, arsızlığa uygun bir ortam oluştuğunu görmemek mümkün değil.

kadınların özgürlüğü ve eşitliği için bir yol açmaya talip olmak feministlere sorumluluklar yüklüyor. bunların bir kısmı, hareket ve çevresinde oluşan ortamla ilgili. hepimizin bireyselliği değerli ve önemli ama feminist olmaya talip olduğumuzda, dosta düşmana karşı feminizmi temsil eder hale geldiğimizi de unutmamak gerek. feminizm, her kadının kendisini rahatça ifade edebileceği, yalnız olmadığını fark ettiği, farklı düşündüğünde tartışmayla, yanlış düşündüğünde eleştiriyle karşılaşacağı, aşağılamanın, değersizleştirmenin, küçümsemenin yer olmadığı bir ortam olmalı. hakaret hele de küfür, iletişim araçları değil, şiddet biçimleridir. başkalarının zekâsının, aklının hatta eğitiminin az olduğu iddiası eşitlikçi bir tutumun parçası olamaz. daha az anlamak, daha zor anlamak suç ya da ayıp değil çünkü. en zekilerin, en akıllıların, en eğitimlilerin konuşma hakkı olduğu fikri bize ait olamaz. değerli olan anlamaya, öğrenmeye emek ve zaman harcamış olmak.

önceki yazıyı okumamış olanlar için şunu hatırlatarak devam etmek istiyorum. feminist hareketin amacı bir hareket oluşturmak değil, toplumsal bir dönüşüm sağlamak; hareket oluşturmak bunun gereklerinden biri olduğu için önemli. bu, kadın devriminin niteliğiyle -bir sürekli devrim olmasıyla- ilgili. bizler günden güne ilerleyen, açılan ve toplumda devrimci bir altüst oluşa sebep olan bir hareketin parçasıyız; bu, gelecekteki bir devrimci sıçramayı gerçekleştirecek bir hareket oluşturma sürecinden farklı. bu dönüşüm, hukuku, toplumdaki yargıları, zihniyeti, toplumun dokusunu, ücretli emek rejimini değiştirir. o yüzden, feminist hareket, basına yansıyan faaliyetlerden ve gösterilerden ibaret değil. bugün türkiye’nin dört bir yanında, erkek şiddetine maruz kalmış kadınlara çare olan, mahkemeleri takip eden, sendikalarda, siyasal partilerde mücadele veren, yayın yapan, spordan sanata birçok alanda görünürlük ve alan açma çabası içinde olan ve tabii eylemleri, gösterileri örgütleyen gruplar, kurumlar, yapılar var. feminist pratiğin öznesi olan bu kadınlar çeşitli platformlarda tartışıyor ve ama o anda ve gelecekte birlikte iş yapacak olmanın, birbirinin yüzüne bakacak olmanın sorumluluğuyla konuşuyorlar. aslında aynı sorumluluğu ya da bir benzerini mahlasla veya gerçek adıyla yazan hesaplardan beklemek hakkımız; mevcut durumun meşrulaştırılması ve olağanlaştırılması doğru değil. ama bu hak için mücadele etmemiz gerekecek. şunu da hatırlatmak isterim, örgütlülük bir mücadele yürütmek için yapıldığında anlamlı ve haklı. herkes her konuda benzer düşündükleriyle sohbet etme ve haberleşme hakkı da var. ama bir tartışmada sizinle yan yana duranları kollamak, sizinle farklı düşünenleri ezmek için örgütlenmek yoldaşlık ya da yol arkadaşlığı değil bir demokrasi suçu.

bugün binlerce kadın, herhangi bir düzenli feminist faaliyet içinde olmasalar da kedilerini feminist olarak tanımlıyor, daha önemlisi kendi hayatlarını özgürlükçü dinamiklerle dönüştürüyor, başka kadınlara cesaret veriyor, örnek oluşturuyorlar ki bu feminizmin en önemli başarılarından biri. feminist bir pratik içinde olanların eyledikleri onların da hayatını etkiliyor. dolayısıyla feminizme dair tartışmaları sadece feminist pratiğin öznesi olan kadınlar yürütmeyecek tabii ama onların pek azının parçası olduğu hatta zaman zaman hiçbirinin içinde yer almadığı bir tartışma ortamından anlamlı sonuçlar çıkması güç. o yüzden hareketin bu tartışmaları dikkate almasından daha mantıklı olan bu tartışmaları yürütenlerin hareketi dikkate alması.

sapla samanı ayırmak

sosyal medyada hatta daha genel anlamda muhalif tartışmalarda yaygın olan bir başka araz daha var; genel bir teorik pozisyonda durup oradan, hiçbir bilgi sahibi olmadığı bir konuda, sadece akıl yürüterek, pozisyonunu muhafaza etmeyi önceleyerek fikir yürütmek! hayat ağacı yeşilken teorinin gri olması kaçınılmaz ama sabit bir pozisyon -ki bu “duruş” diye yüceltiliyor- en doğru yerde bile olsa, düzeni anlamak için yeterli değil. hayatında tek bir feminist kitap hatta tek bir feminist makale okumamış, feminizme tek ilgisi sosyal medyada birkaç feministi takip etmek olan adamların hadsiz ve şuursuz paylaşımlarını hepimiz görmüşüzdür. birçoğu dikkat çekme ve provokasyon amacını taşıyan bu hesaplara karşı en etkili çare onları görmemek bence. cümlenin “bence” kısmının altını çizeyim, başka arkadaşlar başka çözümleri tercih edebilir.

ama provokasyon sadece erkeklerden ve işbirlikçileri olan kadınlardan gelmiyor. örneğin bir eyleme, o eyleme katılan başka bir gruba karşı çıkmak için katılmak, niyetlerden bağımsız olarak, o eylemi provoke etmek anlamına gelir.

trol ordusundan payımıza düşenler

bu kadar büyümüş, güçlenmiş bir harekete karşı iktidarın kullanacağı tek aracın kolluğun eylemlerdeki zulmü ve kurumlara baskı olacağına inanmak saflık olur. muhakkak ki, binlerce kişiden oluşan trol ordusunun arasında kadın hareketiyle meşgul olanlar da var. tıpkı başka alanlara odaklanan troller gibi bunların bir kısmı “içerden” konuşuyor. bu kapsamda, son tartışmalara hiç katılmamış olan kimi kürt hareketi yanlısı ve solda duran feministlerin hedef gösterilmesi, kişilikleriyle ilgili şeyler yazılarak tartışmaya çekilmeye çalışılması tesadüf olamaz. ayrıca bir hesap, hareketin herhangi bir eylemini tehlikeye atacak, bir kurumunu zora sokacak, kimi mensuplarını devlete hedef gösterecek şeyler yazmaktan imtina etmiyorsa, objektif olarak provokatördür. hiçbir laf ebeliği bunu örtemez.

bütün bunların ışığında, bugünlerde dönen tartışmanın kimimiz için bir tartışma olsa da, ondan ibaret olmadığını, başka alametlerin belirmeye başladığını söyleyebiliriz. herkesin omuz başındakini sadece kollama değil uyarma sorumluluğu da var.

Dipnot:

[1] tartışma öğrenmeye, birbirini anlamaya dayanır. münazaraysa yenişmeye.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur