“Lenin’in vasiyeti” (3): Krupskaya’nın öfkesi / “Bunları hastalık söylüyor…”

Lenin’in Stalin’i “yoldaşlarla ilişkilerinde kabalıkla” suçladığı mektubu yazdırmaya başlamasından bir gün önce (22 Aralık 1922) Stalin’le Krupskaya arasında çok şiddetli bir tartışma yaşanır

“Lenin’in vasiyeti” (3): Krupskaya’nın öfkesi / “Bunları hastalık söylüyor…”

“Mayıs 1922’deki ilk felçten sonra, Lenin’in dış dünya ile ilişkileri çok sınırlanmıştı ve o zamandan itibaren N. K. Krupskaya ve M. İ. Ulyanova (Lenin’in kızkardeşi -nba) onun dış dünya ile temas kurmasının fiilen tek aracılarıydı ve ona olaylar ve kişiler hakkında bilgi veriyorlardı. Bu yüzden, hastalık sürecinde Lenin’in şu veya bu kişi hakkındaki görüş ve fikirleri önemli derecede bu iki kadına bağlıydı. Bu bağlamda, Lenin’in Stalin’e karşı sinirli yaklaşımı, Krupskaya’nın ve Stalin’in kontrol sırasında (doktorların koyduğu ve MK’nin onayladığı yasaklara uyulmasının denetimi sorumluluğu kastediliyor- nba) rahatsız ettiği diğer kişilerin etkisiyle ortaya çıkmış olabilirdi.” (Yemelyanov, sf. 407)

Nitekim Lenin’in Stalin’i “yoldaşlarla ilişkilerinde kabalıkla” suçladığı mektubu yazdırmaya başlamasından bir gün önce (22 Aralık 1922) Stalin’le Krupskaya arasında çok şiddetli bir tartışma yaşanır. Stalin, MK içinde tartışılmakta olan dış ticaret tekeli konusunda Lenin’in Stalin ve diğerlerinin görüşlerini eleştirip Troçki’ye hak veren bir mektup dikte ettirmesine önayak olup aracılık ettiği için doktorların ve MK’nin koyduğu yasakları çiğneyen Krupskaya’ya sert tepki gösterir. Yaptıkları telefon görüşmesinde ağır hakaretlerde bulunur ve işlediği disiplin suçundan dolayı onu partinin Merkez Kontrol Komitesi’ne (disiplin kuruluna) sevk etmekle tehdit eder.[1]

Bu tartışma üzerine Krupskaya zaten pek sevmediği Stalin’e iyice diş biler. Fakat ilginçtir, Politbüro ya da MK gibi partinin yönetici organlarına başvurmak yerine, Lenin’in Kongre’ye Mektup’unda 1917 Ekim’inde ayaklanmaya karşı çıkmakla kalmayıp burjuvaziye gammazlamalarının “tesadüf olmadığını” bir kez daha hatırlatma gereği duyduğu Kamenev (ve Zinovyev’e) başvurur. Stalin’in kendisine yaptığı kabalığı 23 Aralık’ta yazdığı bir mektupla Kamenev’e şikâyet eder. Partiye yeni gelmiş biri olmadığını vurguladıktan sonra, “Bütün bu 30 yıl içinde hiçbir yoldaştan hiçbir kaba söz duymadım…V.İ.’nin daha yakın yoldaşları (?!!!- nba) olarak size ve Grigoriy’e (Zinovyev- nba) müracaat ediyor ve beni kişisel hayatıma kaba müdahaleden, çirkin küfür ve tehditlerden korumanızı istiyorum” der. (Yemelyanov, sf. 409)

Garabete bakın ki, “partiye yeni gelmedim” diyen Krupskaya, deneyimsiz bir parti üyesi ya da taraftarının aklından bile geçirmeye korkacağı bir pervasızlıkla sadece doktorların değil Politbüro ve MK’nin iki kez -üstelik sonuncusunu daha 5 gün önce aldığı- bir kararı çiğnemekle kalmaz; Lenin’in sağlığının korunması amacıyla sıkılaştırılan bu kararın katı bir biçimde uygulanmasını gözetip denetleme sorumluluğu verilen Stalin’in velev ki aşırıya kaçan tepkisini partinin yetkili organlarına şikayet edeceğine ahbap çavuşluk ilişkilerine dayanarak Kamenev ve Zinovyev üzerinden “çözme” yolunu seçer. Ve çok ilginçtir, Krupskaya’nın Stalin’in “kabalığına” dair yakınması Lenin’in 24 Aralık’ta yazdırdığı mektuba 4 Ocak’ta yaptırdığı malûm ek olarak çıkar karşımıza.

Fakat bu konuda farklı bir tezle daha karşılaşırız: Stalin kadar Lenin’den de adeta nefret eden anti-komünist bir tarihçi olan Kotkin, bu mektup ve eklerin hepsini şüpheli, dahası düzmece bulur. Sovyet Devrimi ve Stalin üzerine 3 ciltlik tarih çalışmasının ilk cildini oluşturan Stalin/İktidar Paradoksları’nın özellikle 617-657. sayfalar arasındaki bölümünde bu mektupları ısrarla Krupskaya’ya mal eder. Bölümün daha girişinde şunu iddia eder:

“(…) Lenin’in Troçki’ye kızgınlığı uzun bir döneme yayılacak biçimde bolca belgelenmişti ama Lenin’in Stalin’e sözde öfkesi, 1923 bahar ve yaz aylarında aniden, esrarlı belgelerle çıktı. Bu belgelerin en önemlisi Lenin’in Vasiyeti (zaveshchaine) olarak bilinen, Lenin’in karısı Nadezhda Krupskaya tarafından, Lenin’in yanında çalışan kadınların, özellikle de Maria Volodicheva ve sekretaryanın başındaki Lidiya Fotiyeva’nın yardımlarıyla ya da tezgahlarıyla ortaya atılmıştı. Lenin’e atfedilen bu çok önemli belgelerin asılları yoktur (“vasiyet” gibi bir başlık yoktur ve aslında ortaya ilk atıldıklarında herhangi bir başlık da taşımamaktadırlar). Bir Rus araştırmacının dikkatle yaptığı ayrıntılı incelemenin de gösterdiği gibi orijinallikleri hiçbir zaman kanıtlanamamıştır. Haklı olarak, bu ifadelerin Lenin’e ait olduğunu destekleyecek başka belgeler ortaya çıkmaz ise, kuşkuyla yaklaşmak gerektiğini öne sürmektedir -Kotkin’e referans olarak gösterdiği araştırmacı Valentin Sakharov’dur-nba” (Kotkin, sf. 618, abç)

Kitabının ilerleyen bölümlerinde Kotkin, Lenin’in yanına grip çıkanlar dışında ne yapıp ettiğinin titizlikle kayıt altına alındığı defterlere dayanarak iddia edilen tarihlerde Lenin’in değil metin dikte ettirmek konuşacak durumda bile olmadığını iddia eder.

Yemelyanov gibi başka tarihçiler Kotkin kesinliğinde olmasa da Krupskaya’nın o süreçte Stalin’e karşı düşmanca bir tutum içinde olduğu görüşünü paylaşırlar. Lenin’in günlerinin artık sayılı olduğunun belirginleştiği o kritik tarihsel kesitte deneyimli bir parti kadrosu olarak Krupskaya’nın şu ya da bu yönde tercih sahibi olması kuşkusuz onun en doğal hakkıdır. Partide daha etkin bir konuma gelmek istemesi de aynı şekilde hakkıdır. Fakat Krupskaya bunu yapmaz. Kendi yetenek ve birikimlerine güvenen deneyimli bir parti kadrosu olarak açık ve meşru bir savaşım yürütmek yerine “Lenin’in karısı” konumunu öne çıkararak dolambaçlı yollardan etkili olmaya çalışır. Kâh Troçki’ye yakın durur kâh Zinovyev ve Kamenev ikilisine yaklaşır. Bu arada Lenin’i etkileyip yönlendirmeye çalışır.

Lenin, muhtemelen Krupskaya’nın ısrarları sonucu Stalin’in “kabalığı” konusunu 5 Mart 1923 günü tekrar gündeme getirir. Aradan iki buçuk ay geçtiği halde Stalin’e özel bir not göndererek 22 Aralık’ta Krupskaya ile yaptıkları tartışmayı hatırlatır ve eşinden özür dilemesini ister. Dahası, “Söylediklerinizi geri almayı ve özür dilemeyi kabul ediyor musunuz yoksa aramızdaki ilişkileri sona erdirmeyi mi tercih ediyorsunuz?” şeklinde bir tehditle bağlar sözünü.

Stalin bu nota iki gün sonra (7 Mart 1923) verdiği yanıtta, “Krupskaya’ya herhangi bir kaba veya ağza alınmayacak söz” söylemediğini belirterek Lenin’in söylediklerini geri alması ve özür talebini reddeder.

Bu arada Lenin, 6 Mart 1923 günü bu kez Gürcistan Komünist Partisi içindeki yerel milliyetçi eğilim yanlılarıyla yapılan görüşmeler sırasında MK temsilcileri olarak sorunu çözmeye gönderilen heyetten Orkonidze’nin kaldıkları evde birlikte içki içerlerken çıkan bir tartışma sırasında  Mdivani yanlısı Kabakhidze’yi tokatlaması, Dzerjinski’nin de buna seyirci kalmalarından hareketle milliyetler sorununa ilişkin ikinci bir Mektup kaleme aldırır ve bu mektupta da fiilen orada olmadığı halde Stalin’e -ve diğerlerine- çok ağır eleştiriler yöneltir. Onu ezilen bir ulusa mensup olduğu halde egemen ulus şovenizmine yanaşıp kraldan fazla kralcı kesilenlerle aynı kefeye koyar. Tokat olayı konunun görünen yüzüdür. Asıl tartışma, o günlerde son aşamasına gelmiş olan Sovyetler Birliği’nin hangi esaslar temelinde kurulacağı konusundadır. Tarih, sadece o kesitte değil 1990 sonrasında yaşananlarla da Stalin’i haklı çıkarmıştır.

Söylemeye gerek yok ki, anti komünist propaganda ve Troçkist tarih yazımı, 23-26 Aralık’ta dikte ettirdiği ilk mektupla birlikte bu mektubun da üzerine atlar. “Lenin’in vasiyeti” genel başlığı altında ikisini de yıllardır sömürüp dururlar. Fakat Lenin yatağa düşene kadar Milliyetler Komiserliği yapan Stalin’in bu konudaki geçmişi yanında özellikle Gürcistan’da sonrasında yaşananların kimi haklı çıkardığı üzerinde nedense(!) hiç durmazlar. Dahası Lenin’in o mektupları hangi koşullarda yazdırdığını dolayısıyla ne derece sağlıklı ve güvenilir olduklarını da dikkate almazlar. Bu konuda en doğru teşhisi Stalin koyar. Lenin’in “Milliyetler Sorunu veya Özerkleştirme Hakkında” başlığını koyduğu bu ikinci mektubunu okuduktan sonra metni kaleme alan sekreter M. Volodiçeva’ya şunu söyler:

“Bunu Lenin söylemiyor, bunu hastalık söylüyor.” (Yemelyanov, sf.414)

Gelişim süreci bir yana sonuç olarak o Mektup(lar) ve ekleri kamuoyuna yayımlanmak üzere değil Kongre delegelerine yazılmıştır. Ne var ki Lenin’in Stalin’i “kabalıkla” suçladığı “vasiyeti” ve ona sonradan yaptığı eki Krupskaya ilgili parti organlarına teslim edeceği yerde Lenin’in ölümünden sonraki ilk Kongre olan 13. Kongre’ye kadar (13-21 Mayıs 1924) elinde tutar. Bu arada Troçki başta olmak üzere kendine yakın gördüğü bazı isimlere sızdırır.

13. Kongre arifesinde partinin merkez organları konudan resmen haberdar olur. Troçki, Zinovyev, Kamenev ve Buharin’in de üyesi oldukları Politbüro ve MK içinde ilk andaki baskın eğilim, mektubu kongre delegelerinden bile gizleme yönündedir. Bunun parti kadroları ve kitleler içinde büyük şaşkınlık ve sarsıntılara yol açacağı gerekçesini ileri sürerler. Başlangıçta Politbüro ve MK üyelerine okutulan Mektup, Stalin’in (de) ısrarı üzerine Kongre’de okunur. Arkasından Kongre, “Lenin’in bu mektubu parti kongresine hitaben yazdığı, kamuoyuna yayımlanmasını istemediği ve bu yönde bir talebinin de olmadığı” gerekçesiyle oybirliğiyle kamuoyuna yayımlanmamasına karar verir.

Sadece Krupskaya mektupların kamuoyuna da açıklanmasında ısrarlıdır. Krupskaya gibi o da sadece “Lenin’in yakını” olduğu için gelişmelerden haberdar olan Maria Ulyanova bile -ki o da Krupskaya gibi Stalin’i sevmeyenlerdendir- önceleri mektubun açıklanmasından yana bir eğilim içindeyken çok geçmeden bu yaklaşımını değiştirir. Hatta Lenin’in hem o mektupları hem de sonradan yaptığı eki kaleme aldırdığı sıralarda iyi bir ruh hali içinde olmadığını açıkça dile getirerek o metinlere ihtiyatlı yaklaşmak gerektiğini hissettirir.

Bu arada Stalin, MK’den ve Kongre’den Genel Sekreterlik görevinden affını ister. Fakat Troçki dahil bütün Politbüro ve MK üyeleriyle 13. Kongre delegasyonları onun bu talebini reddeder ve görevini sürdürmesini isterler. Bundan bir yıl sonra Stalin bu kez MK üyeliğinden de istifa eder, ruhen ve bedenen dinlenmek için kendisine önce bir ay izin verilmesini sonrasında da partinin taşra örgütlerinden birinde sıradan bir görev verilmesini talep eder. Politbüro ve MK onun bu talebini de reddeder.

Devam edecek…

Dipnot:

[1] Kotkin bu tartışmayı şüpheli bulur. Gerekçesi şöyledir: “ (…) Doktor kayıtlarında, 19-22 Aralık tarihleri arasında Lenin’in herhangi bir faaliyeti yer almıyor. Troçki’nin iddiasına göre, Lenin 21 Aralık’ta kendisine gönderilmek üzere -sekreterlere değil nba- Krupskaya’ya sıcak bir mektup dikte ettirmişti (…) Ancak Troçki’nin arşivindeki sözde mektup orijinal değildi, kopyanın kopyasıydı; Lenin’in arşivindeki mektup ise o kopyanın kopyasıydı (…) 21 Aralık tarihinde dikte edilen mektupla ilgili şüpheleri daha da artıran Krupskaya’nın 22 Aralık’ta ortaya attığı uydurulmuş iddiadır: Güya Stalin Lenin’in Troçki’ye sözde tebrik mektubunu bir gün önce öğrenmiş, telefon açarak Krupskaya’yı haşlamıştı. Aslında Stalin Krupskaya’ya kızacaktır ama bu bir ay sonranın olayıdır ve göreceğimiz gibi, zamanlamadaki farklılık çok önemlidir…” (Kotkin, sf.632-633)


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur