Sokaktaki insan artık açlık çekmek istemiyor. Sokaktaki insan ayın değil haftanın sonunun nasıl getireceğim diye düşünmek istemiyor. Sokaktaki insan artık dinlediği müzisyenin, sevdiği yazarın, oy verdiği siyasetçinin, berbat hayatına az buçuk neşe katan komedyenin zindana atılmasını istemiyor. Sokaktaki insan güne bugün kimi almışlar diye başlamak istemiyor. Sokaktaki insan artık hiçbir şey için, hiç kimse için göstere göstere, “Bunu da alırlar,” demek istemiyor. Hiçbirimiz “Kırmızı Pazartesi”ler istemiyoruz!

Ergenekon-Balyoz davalarından beri gündelik hayatımızda dolaşımda olan “Silivri soğuktur şimdi” cümlesi, o dönemden itibaren aşağı yukarı yerli ve milli bir “politik toplama kampı”na dönüşen Silivri Cezaevi için kullanılırken, gözü dönmüş AKP iktidarının, “Başkan” ve “tüm adamları”nın önüne geleni içeri tıkmasıyla artık ülke çapındaki bütün cezaevleri için kullanılır oldu. Abesin çok çok ötesine geçen tutuklamalara aslında şerbetliyiz ama peygamber sabrımız varmış gerçekten. Zira hâlâ bu kadar da olmaz diyebiliyoruz. Basılmamış bir kitabın yazarını “bombadan daha tehlikeli” diye niteleyen bir iktidar başımızdayken, onun da başındaki ismin her şeyden nem kapmaya meyilli bünyesi sayesinde ülkemiz 50 adet cezaevine daha sahip olacakmış.
Aslında sevindirici bir durum. 6 yaşındaki kızını evlendirip tutuklandıktan sonra serbest bırakılan tarikatçı adamdan, küçücük kız çocuklarına göz diken, evlendirilmelerinde bir “sorun” olmadığını ayan beyan söyleyebilecek kadar düşünce özgürlüğüne sahip olan Interpol tarafından aranırken, parayı bastırıp Sarıyer’de villa aldıktan sonra Türk vatandaşlığına geçen uyuşturucu baronundan, 12 yaşındaki çocukları tetikçi olarak kullanan mafyadan daha fazla gazeteci, yazar, sanatçı, komedyen, milletvekili, hukuk insanı ve nicesi varmış da haberimiz yokmuş! Bunu da en son komedyen Deniz Göktaş’ın bize Gabo’yu anmamıza sebep olan “Kırmızı Pazartesi” yaşatması sayesinde öğrendik. Gösterisi 12 milyon kez izlenen Deniz Göktaş, dinci çevreler ve AKP yandaşları tarafından sosyal medyada hedef gösterilerek, bilen bilmeyen herkese, “Bunu da alırlar” dedirten ve neticede “alınması”nın ardından Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderildi. Kısaca “kuyu tipi” olarak anılan cezaevlerinden birine. Paçalardan akan rezilliğiyle tutuklanması bile bir kurgu olan Deniz Göktaş, cezaevinden gönderdiği ilk mektubunun sonunda aslında şu an memlekette olup biteni çok güzel özetlemiş. Mektubunda şöyle diyor Göktaş: "'Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi' diye beklerken, ‘Halk beni anladı ve başıma işler geldi.’”
Bu ülkede şu anda asıl amacı komünizmle mücadele etmek olan, bebeklerin üzerine bombalar yağdıran katil NATO’nun liderleri, halkın cebinden çıkan 12 milyar TL karşılığında ağırlanırken ve onun yardakçılığını yapan iktidar, sokakta hiçbir şey olmadığını düşünülmesini sağlamaya haftalar öncesinden başlayıp NATO karşıtlarını şafak baskınıyla gözaltına alınırken, Deniz’in kendisiyle ilgili tespiti tam da burada sokağa ayna tutan bir vecizeye dönüşüyor.
Sokaktaki insan artık açlık çekmek istemiyor. Sokaktaki insan ayın değil haftanın sonunun nasıl getireceğim diye düşünmek istemiyor. Sokaktaki insan artık dinlediği müzisyenin, sevdiği yazarın, oy verdiği siyasetçinin, berbat hayatına az buçuk neşe katan komedyenin zindana atılmasını istemiyor. Sokaktaki insan güne bugün kimi almışlar diye başlamak istemiyor. Sokaktaki insan artık hiçbir şey için, hiç kimse için göstere göstere, “Bunu da alırlar,” demek istemiyor. Hiçbirimiz “Kırmızı Pazartesi”ler istemiyoruz!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.