Emperyalizmin, NATO 3.0 adıyla ortaya koyduğu yeni dönem yol haritası hem emperyalist sistem içindeki yeni çelişkilere hem ittifak içi hiyerarşideki dönüşüme hem de Türkiye'nin yeni dönem politikasına dair işaretler barındırıyor

Ankara'da 7-8 Temmuz'da yapılacak NATO Zirvesi'nde NATO'nun yeni dönemdeki yol haritası el alınacak. Brüksel’deki NATO üyeleri savunma bakanları toplantısında NATO'nun yeni dönemine ilişkin prensipte bir anlaşma sağlandı. NATO 3.0 adlandırmasıyla ortaya konan tartışmalar emperyalist sistemin yeni dönem çelişki ve çatışma zeminlerine dair işaretleri de barındırıyor.
NATO 3.0 adlandırması NATO'nun resmi belgelerinde veya zirvelerindeki konuşmalarda yer alan bir ifade değil. ABD Savaş Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby'nin Münih Güvenlik Konferansı'nda gelecek dönemde ABD'nin stratejisindeki değişime ve müttefiklerinin de buna uyma "zorunluluğuna" işaret ettiği konuşmasına Avrupalıların getirdiği bir yorum olarak ortaya çıktı. Adlandırma yazılım güncellemelerini andıran bir formda NATO'nun üçüncü dönemine işaret ediyor. Birinci dönem kurulduğu yıldan Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1991'e kadar uzanan dönemi kapsıyor. İkinci dönem ise NATO'nun Soğuk Savaş'ın bitiminden Trump'ın yeniden başa geçtiği 2024'e tekabül ediyor. Üçüncü dönem de 2024 sonrası döneme.
Colby özetle Avrupa'daki "güvenlik külfetini" Avrupa ülkelerinin sırtlanmasını istedi. Zaten son NATO Zirvesi'nde silahlanmaya ayrılan payın milli gelirin yüzde 5'ine (yüzde 2,5'ten) çıkarılması kararı da bu eksende alınan bir karardı. ABD Avrupalıları bu külfetin altına girmemeleri halinde NATO'daki payını azaltmakla, dolayısıyla da "Rusya tehdidine" karşı savunmasız bırakmakla tehdit ediyor.
Dönemlere ayırma ve yeni dönem stratejisinde değişiklik ihtiyacı ise esasında ABD emperyalizminin hegemonya krizini çözme ihtiyacına dayanıyor. Küresel sistemde Çin'in hem ekonomik hem askeri hem de politik düzlemde etki alanını genişletmesi, Rusya ile yakınlaşması ABD için artık temel tehdit halini aldı. Bu sebeple de ABD NATO'yu bu egemenlik savaşında işlevli olacak şekilde dönüştürmek, savaşın yönünü Ortadoğu ve Asya'da yoğunlaştırmak istiyor. Bunun uygulanabilmesi için de Ukrayna'daki savaşın mümkün mertebe en kısa sürede sonlandırılması ve bu süreçte de güvenlik maliyetinde Avrupa'nın daha fazla sorumluluk alması gerekiyor.
Bu hedef ABD'nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'nde de yer aldı. Belgede Avrupa eş düzey bir müttefik olarak değil, Çin'le rekabette ABD'ye uyumlu olduğu sürece Batı Yarımküre'nin bir parçası sayılabilen bölge olarak ele alındı. Grönland'ın açıktan işgal isteği de bunun bir göstergesi olarak kavranabilir. Enerji, nadir toprak elementleri ve ticaret yolları gibi Çin'le rekabetin temel başlıkları söz konusu olduğunda Avrupa ülkesi ve hatta NATO müttefiki olması bile Danimarka için yetmiyor.
Trump'ın NATO'yu sık sık "ayak bağı" ve hatta "masraf kalemi" olarak lanse ettiği açıklamalar aslında NATO'nun Çin'le rekabetinde işlevli olamamasından kaynaklanıyor. NATO 3.0 olarak ifade edilen dönüşümle bu uyumun sağlanması hedefleniyor.
ABD, yeni dönemde Latin Amerika gibi egemenlik alanlarında Çin'in artan etkisini kontrol altına almak ve egemenliğini yeniden kuvvetlendirmek için bu bölgelere yeniden yöneldi. Venezüella'ya yönelik operasyonu, Latinlerdeki seçimlere etkin müdahalesi bu bağlamda anlam kazanıyor.
Ortadoğu'da Filistin direnişinin 7 Ekim hamlesi önemli ölçüde bastırıldı, Suriye'de ABD uyumlu bir iktidar -henüz istikrar sağlanmasa da- kuruldu, Lübnan Hizbullahı'nda önemli yaralar açıldı. Ancak buna rağmen İran'a yönelik savaşta müttefiklerin etkin katılımı yeterince sağlanamadığı gibi istenilen de -İran'ın tam teslimiyeti- alınamadı. Yeni dönemde NATO müttefiklerinin Ortadoğu'da ABD hegemonyasının yeniden tesisi konusunda daha etkin katılımı hedeflenecek. Adana'ya kurulacak yeni kolordu ise bu yeni düzenin önemli garantörlerinden biri olacak. Çünkü Ortadoğu'daki hakimiyet savaşı sadece askeri bir rekabet değil, emperyalist sistem içindeki rekabet başlıklarından biri olan yeni ticaret yollarıyla ilgili. Çin'in Kuşak ve Yol'una karşı IMEC projesinin hayata geçmesi mutlak ABD egemenliğini gerekli kılıyor.
Türkiye, Hindistan ve Brezilya gibi emperyalist sistem içindeki hegemonya krizinden faydalanmaya çalışarak hem Batı bloğuyla hem de ABD-dışı blokla ilişki geliştirmeye çalışan ülkelerin de bu salınımına son verilerek ABD merkezli programın bir parçası haline getirilmesi hedefleniyor.
Jeopolitik hedeflerin yanı sıra emperyalist sistem içindeki enerji, nadir toprak elementleri, ticaret yolları, silahlanma ve sanayileşme gibi konular da yeni dönemin strateji başlıkları içinde. Latin Amerika'daki egemenlik mücadelesi aynı zamanda nadir toprak elementleri üzerindeki hakimiyet olarak şekilleniyor.
NATO 3.0, Avrupa'yı ikinci plana atan bir yol haritası gibi görünse de Avrupa ülkeleri de bu yeni yol haritasını fırsata çevirmek istiyor. Çünkü yeni dönemde öne çıkan silahlanma rekabeti silah sanayisine de dayanıyor. Avrupa Sanayi 4.0, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm gibi stratejilerle yeni bir büyüme stratejisi oluşturmaya çalışsa da ekonomisindeki durgunluğu henüz aşamadı. Avrupa'da öncü konumda olan Almanya'da bile küçülme sinyalleri kuvvetlendi. Bu militarizasyon Avrupa'da da durgunluğu aşma konusunda bir fırsat olarak görülüyor.
2024 Madrid Zirvesi'ndeki kararlardan biri de 2026 zirvesinin Türkiye'de yapılmasıydı. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sırasındaki arabulucu konumuna geçmeye çalışan, emperyalist sistemdeki hegemonya boşluklarında salınmaya çalışan -örneğin hem S-400 füzelerini alarak hem de F-35 programına dahil olmaya çalışan- Türkiye'nin "eksen kayması" tartışmasına nokta kondu.
Saray iktidarı Ortadoğu'daki yeni düzende Suriye'de ABD merkezli plana uyumlu hareket etti. BAAS rejiminin yıkılıp HTŞ'nin Şam'da iktidara getirilmesi ve ABD'nin Kürtlere sırtını dönmesi ile pürüzler giderildi. Adana merkezli yeni uluslararası kolordu ve Beykoz'da kurulacak yeni deniz komutanlığı ile yeni dönemde Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki NATO planlarının etkin bir katılımcısı olacağını ortaya koyarken son dönemde devlet teşvikleriyle büyütülen silah sanayisiyle de Avrupa'nın belli askeri ürünlerdeki "ucuz imalat" ihtiyacını gidererek programa uyumlu olacağına dair güçlü bir mesaj veriyor.
ABD'nin Avrupa'daki askeri gücünü azaltacağını söylemesi Saray iktidarı açısından da bir fırsat olarak görülüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Avrupa ile AB üyeliği üzerinden olmasa da "güvenlik mimarisinin" bir parçası olma üzerinden yeni dönemde ilişkilerin gelişeceği mesajını verdi. Bu, göçmenler açısından tampon ülke olmasının dışında silah sanayisi açısından da yeni bir piyasa alanı yaratacak. Ukrayna başta olmak üzere dünyanın pek çok yerine SİHA'lar ve diğer askeri ekipmanların ihracı bu piyasalaşma alanının bir parçası olarak görülebilir.
Saray'ın yeni döneme uyum gayreti "iç cepheyi sıkılaştırma" söylemiyle dile geliyor. Sadece iktidar odakları değil, düzen muhalefeti de "milli güvelik" tehdidiyle bu politikaya yedeklenmeye çalışılıyor.
Sendika.Org