Çakır, Bağdat’a ilk giren gazeteci Cıvaoğlu gibi bu dönem Kalkan’la Kandil’de ilk söyleşiyi yapan gazeteci olarak basın tarihine geçti. Sorulması gereken soruları sorabilseydi, Kalkan’ın propagandacı söylemine set çekebilseydi iyi bir söyleşi çıkabilirdi. Ama Kalkan’ın da Çakır’ın böyle bir amacı ve niyeti yok ki…

Bugün Türkiye’de gerçek anlamda bağımsız, özgür gazetecilik yapılabiliyor mu? Söyleşinin, haber, yorum, incelemeden ne gibi farkları olmalı? Kalkan-Çakır söyleşisini değerlendirmeye çalıştım.
Ruşen Çakır’ın Medyascope’da yayınlanan Duran Kalkan söyleşisini yeni izleyebildim. Çakır, söyleşinin yarattığı tartışmalar hakkında da bilahare kısa bir video çekti ve bazı eleştiriler konusundaki görüşlerini yayınladı.
Konunun kalbine inmeden başlangıçta iki noktaya dikkat çekmek istiyorum:
Bu iki noktadan sonra, Çakır’ın söyleşi boyunca sürdürdüğü bir yanlışı saptayalım. Çakır, 41 yıllık gazetecilik deneyimine sahip olduğunu söylüyor. İyi güzel. Ama söyleşi yapan bir gazeteci (Interviewer) mikrofonu ve kamerayı olduğu gibi söyleşi yaptığı kişinin (Interviewee) emrine sunmaz. Aldığı yanıtlarda bir bilgi hatası, mantık atraksiyonu, yorum çarpıtması sezerse, keser hemen bir karşı soru ile söyleşinin Kalkan tarafından değil Çakır tarafından yönetildiğini gösterir.
Söyleşi evet münakaşa (Oriana Fallaci) zemini değildir. Ama muhatabın her söylediğini kayda geçirip yayınlamak da değildir.
Gazeteci sıradan bir mikrofon ya da hoparlör tutucusu olamaz. Gazeteci sorgular, deşer, çelişkileri sergiler hatta gerekirse yarayı kalemiyle kanatır (Albert Londres). Karşı tarafın tutarsızlıklarını, yanlışlarını teşhir eder. Ama "Ruşen arkadaş" bunların hiç birini yapmıyor. Gayet hoş, uyumlu bir muhabbet yapmışlar.
Yıllar önce, Güneri Cıvaoğlu, ABD’nin Irak’a yönelik ilk saldırısının başladığı gün yayınladığı haberde, manşette kendisini "Bağdat’a giren ilk Türk gazeteci" olarak sunmuştu. Okur da zaten en çok Bağdat’a önce hangi gazetecinin girdiğini merak ediyordu. Ne var ki haberin içeriğinde Bağdat’ın o günüyle ilgili hiç bir bilgi yoktu. Çünkü Civaoğlu da zaten bombardımanın başlamasıyla Irak başkentini terketmişti. Çakır da "Bir PKK yetkilisiyle kendi medya organlarının dışında ilk söyleşiyi yapan gazeteci" olarak övünüyor. So what?
Çakır-Kalkan diyalogunda dakika bir, gol bir. Kalkan daha ilk cümlede "Siz yanlış adrese geldiniz. Önce İmralı’ya gitmeliydiniz" diyerek tüm söyleşiyi baştan ofsayda düşürdü. Ayrıca "Ben bağımsız bir siyasetçi değilim. Ben Öcalan’ın müridiyim, o ne derse ben ancak onu tekrar edebilirim" demiş oldu.
Çakır, meselenin kökenine, beynine, yüreğine inen bir dizi soruyu sormadığı gibi Kalkan’ın tartışmalı açıklamalarını hiç kesmedi. Bu tutum 41 yıllık bir gazetecinin sıradan bir mesleki hatası olarak değerlendirilemez. Çakır, Kalkan’la iyi geçinmek istiyor. Muhattabını zora sokmak istemiyor. Çünkü zaten kendisi de süreç yanlısı.
Çakır, "Duran Kalkan’la her şeyi konuştuk" diyor ama onun sor(a)madığı tayin edici sorulardan birkaç örnek:
Birkaç örnek de kesilmesi, doğru istikamete yönlendirilmesi gereken Kalkan cevaplarından:
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama gereksiz.
Çakır, söyleşi sonrası yapılan eleştiri ve değerlendirmeleri yanıtlamak için bir video daha yayınladı. Bence bu da gereksiz. Gazeteci yaptığı söyleşiyle ön plana çıkmalı. Sonradan yapacağı açıklamalarla değil. O işi medya eleştirmenleri ve medya akademisyenleri yapar. Ancak anlaşılan Çakır, eleştirilerden rahatsız ve kendini savunmak istiyor. Bağımsız ve özgür bir gazeteci olduğunu öne sürüyor ama söyleşiden önce "devlet yetkililerinin bu söyleşiden pek memnun olmayacaklarını" kendisine iletmiş olduğunu itiraf ediyor. Demek ki bir izin, onay hadi bilgilendirme diyelim mevcut. İkinci videoda Çakır, süreç yanlısı olduğunu açıkça ilan ediyor. Öcalan’ın da onaylayacağı yasanın çıkacağını, gerillanın da döneceği kesin bir dille açıklıyor. Nereden bu güven?
Çakır’ın bundan sonra Selim Çürükkaya, Ayşe Hür, Yektan Türkyılmaz gibi süreci eleştiren şahsiyetlerle de söyleşiler yapmasını beklersiniz değil mi? Bekleyebilirsiniz!
İkinci video sadece birincinin videonun ve Çakır’ın reklamı değil, Kalkan’ın ne kadar demokrat olduğunun, Kandil’in (Hava güzel, yemekler nefis, sivri sinek yok vs.) de reklamı. Çakır bu ikinci video da, Kalkan’ı aşarak "Gençler hala harekete katılıyor" iddiasında bulunarak PKK network’üne gaz veriyor. Oysa ki o network’ün kafası karma karışık. Genel kanının ve somut gerçeklerin aksine Çakır, "Süreç sayesinde Kürtlerin çok şey kazanacaklarını ve bir şey kaybetmeyeceklerini" iddia ediyor. Bu cümleler propaganda değilse nedir?
13 yıl önceki Kalkan söyleşisi yetmiyor 12 Eylül’de hapis yattığını da hatırlatıyor Çakır. Onun değerini bilmeyenler, red edenler için çok önemli bilgiler bunlar.
Kalkan ve Çakır, söyleşi boyunca iktidarı zora sokacak onu rahatsız edecek yaklaşımlara hiç prim vermiyor.
Sonuç olarak Çakır, Bağdat’a ilk giren gazeteci Cıvaoğlu gibi bu dönem Kalkan’la Kandil’de ilk söyleşiyi yapan gazeteci olarak basın tarihine geçti. Sorulması gereken soruları sorabilseydi, Kalkan’ın propagandacı söylemine set çekebilseydi iyi bir söyleşi çıkabilirdi. Ama Kalkan’ın da Çakır’ın böyle bir amacı ve niyeti yok ki… Geçmiş olsun.
Kaynak: apoletlimedya.blogspot.com
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.