Kontrgerillanın İslamcı ve ülkücü faşist çeteler eliyle 27 Mayıs-5 Temmuz 1980 tarihleri arasında Çorum’da düzenlediği katliamda 57 kişi hayatını kaybetti, 200’ün üstünde insan yaralandı ve 300’e yakın ev ve işyeri tahrip edildi

Komedyen Deniz Göktaş, Erdoğan'ı hicvettiği gösterisinin geniş beğeni toplayarak kamuoyunda gündem olmasının ardından tutuklandığında iktidar medyası da polis ve savcılık kaynaklı birtakım bilgilerle kendince itibarsızlaştırma operasyonuna girişti. Deniz Göktaş'ın babası Kemal Göktaş'ın geçmişteki devrimci örgütsel bağlarından hareketle, onu Çorum Katliamı sırasında polis memuru Muzaffer Yeşilyurt’un yaşamını yitirmesi ve polis memuru Mehmet Bektaş'ın yaralanması olayı ile ilişkilendirmeye çalıştırlar. Göktaş'ın avukatı basına yaptığı açıklamada Kemal Göktaş'ın ilgili dosyada adının geçmediğini, gerçeklerle bağdaşmayan bu iddiaların kasıtlı bir hedef gösterme çabası olduğunu belirtti.
Öte yandan söz konusu tartışmanın 28 Mayıs-5 Temmuz 1980 tarihleri arasında düzenlenen Çorum Katliamı'nın yıldönümüne ve bu katliamın arka planındaki kontrgerilla örgütlenmesinin mimarı NATO'nun Ankara'da düzenlenecek zirvesinin öngününe denk gelmesi tarihsel bazı düzeltme ve hatırlatmaları zorunlu kıldı. İktidar medyasının bir polis memurunun öldürüldüğü "Çorum Olayları" diye yazdığı "olay"; 27 Mayıs-5 Temmuz 1980 tarihleri arasında Çorum’da İslamcı ve ülkücü faşist çetelerin Alevi ve solcu mahallelerine saldırı düzenleyerek 57 kişiyi katlettiği, 200′ün üstünde insanın yaralandığı ve 300′e yakın ev ve işyerinin tahrip edildiği, daha sonra da binlerce ailenin Çorum’dan göç etmek zorunda kaldığı Çorum Katliamı.
ABD'de "bizim çocuklar" diye anılan faşist generallerin düzenlediği 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden süreçte, darbeye zemin hazırlamak için tertiplenen olaylar silsilesinde Malatya, Maraş ve Çorum gibi Alevi-Sünni çatışmasının özel olarak kışkırtılması sonucu yaşanan katliamlar önemli yer tutuyor.
Bu katliamlarda NATO bünyesinde oluşturulan gladio-kontrgerilla örgütlenmesi özel bir rol oynadı, İslamcı ve ülkücü faşist çeteler camilerin bombalandığı gibi yalanlarla ve Alevi öldürenin cennetle ödüllendirileceği gibi gerici kışkırtmalarla yobaz güruhları harekete geçirdi, vahşi cinayetler, kundaklama ve yağma olayları gerçekleşti.
Çorum Katliamı’ndan önce Emniyet Müdürü Hasan Uyar görevinden alınarak, yerine Dersim’de birçok katliamda adı geçen Nail Bozkurt, Milli Eğitim Müdürlüğü’ne de MHP’nin militanı olarak tanınan Fethi Katar getirilmişti. Yine ırkçı-faşist olarak tanınan Rafet Üçelli’de Çorum valiliğine atanmış, demokrat olarak bilinen devlet görevlileri sürgün edilmiş, MHP’lilere yaygın biçimde silah ruhsatı verilmeye başlanmıştı.
ABD'nin Türkiye Büyükelçiliğinde görevli Robert W. Peck ise 1980 yılı başında Çorum'a gelmiş MHP'li il yöneticileriyle, Vali ve CHP'li Belediye Başkanı Turhan Kılıçoğlu'yla görüşmeler yapmıştı. Çorum'dan sonra Amasya ve Tokat'a gitti. Bu iller Alevi-Sünni nüfusun yan yana yaşadığı ve mezhepsel gerilimleri tetiklemeye uygun bölgelerdi. Peck'in vali ve belediye başkanı ile yaptığı görüşmeler devlet sırrı denilerek gizli tutuldu.
Gerici faşist provokasyonlar 19 Mayıs gösterilerinin ardından başladı. Kız öğrencilerin kıyafetlerini tartışma konusu eden İslamcı çevreler kışkırtıcı bildiriler dağıttı. İslami Gençlik imzasıyla dağıtılan ve "can, kan, mal ile cihat etmeye" çağıran bir bildiride şöyle yazıyordu:
"Müslüman namusuna sahip çık
19 Mayıs gösterileri adı altında yine namus bacılarımızın iffet ve hayasına kahpece ve haince saldıracak bir gün geliyor. Yüreklerimizi parçalıyor. İçimize kan akıtılıyor. Yine müslüman evladı kan ağlamaya, kafir düzen tarafından soyularak, en müstehcen ve kepaze kılıkta teşhir edilecektir. Bin yıllık mübarek tarihimize bundan daha büyük bir leke sürülebilir mi? Kurtuluş Savaşında namusunu Yunan eli kirletmektense, ölmeyi tercih eden mübarek ninelerimizin kemikleri sızlamaz mı? Ey müslüman, düşün, süngüyle ana karnından çocuk çıkaran zihniyetle bu zihniyetin farkı ne? Namazını kıl, orucunu tut, yeter; karışan mı var diyen gafil müslüman sen de düşün... Düşün ki, haddini bilmeyenlere bildirelim hadlerini. Şu hadis-i şerifi asla unutma, haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır. Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile cihat edenlere..."
MHP’li eski bakan Gün Sazak’ın 27 Mayıs'ta öldürülmesinin ardından ırkçı-faşistler tarafından 28 Mayıs günü Çorum’un en işlek caddelerinde terör estirildi, cadde ve sokaklar “Kana kan, intikam” sloganlarıyla işgal edildi.
Saldırganların bir kolu, demokrat ve sol görüşlü Çorum Gazetesi'ne; sol yayın satan Bahar Kitapevi'ne saldırarak tüm eşyalarını, malzemelerini dağıtıp tahrip etti. Saldırganların büyük bir kolu da, solcuların, Alevilerin yoğunlukta olduğu Milönü Mahallesine yöneldi. Başka bir kol, Kuruköprü, Üçevler, Sigorta ve Mutluevler semtine yöneldi. Bazı polislerin de saldırganlara yardımcı oldukları saptandı. Bu semtte 45 yaşlarında Servet Yıldırım isimli bir kişiyi öldürdüler. Celal Erdoğan (öğretmen), Salih Yılmaz (Öğretmen), Turan Kabakulak, Vedat Eliaçık, Hüseyin Şimşek, Sefer Eken, Sezai Güren, Neşet Aydın, Mustafa Nallıca Sadık Vasıfoğlu, Hasan Köse, Aşır Demirel isimli sol görüşlü kişiler de kurşunla ağır yaralandı. Yine Altınevler semtinde evlerinin balkonunda oturan iki kız kardeşe silahla ateş edildi ve her ikisi ağır yaralandı.
Vali Rafet Üçelli, sokağa çıkma yasağı ilan ederek katliamdan korunmak için savunma amacıyla halkın oluşturduğu barikatların kaldırılmasını istedi. Saldırıya uğrayan halk, sokağa çıkma yasağına uyarken; saldırganlar özgürce sokaklarda saldırılarını sürdürdü. Vali Üçelli, halkın kendini savunması için kurduğu barikatların kaldırılması için Jandarma Komutanı Yarbay Vural Güride'ye emir verdi. Halk ise, can güvenlikleri için kurdukları barikatı kaldırmamakta direndi. Dönemin tanıklarının kanaati, eğer halk barikatlar kurup direniş göstermeseydi Çorum Katliamı'ndaki can kaybının yüzleri bulabileceği yönünde.
Kuruköprü, Sigortaevleri, Terlemezevler, Milönü, Kale, Esnafevler, Şenyurt, Bahçelievler, Karşıyaka, Nadık Mahallelerinde ve semtlerinde saldırılar devam etmektedir. Alevi köylerinin yolları işgal altındadır. Ahmetdoğan, Çobandoğan, Savak Yoğunşehit ve Kozluca köylerinde yaşayan Aleviler dışarı çıkamamaktadır. Mutluevler semtinde bir inşaatta iki ceset bulunur. Kimlik belirlemesinde birinin Yahya Baran'ın, diğerinin de Osman Aksu'ya ait olduğu ortaya çıkar. Her ikisinin el, göz ve ağızlarının bağlandığı, vücutlarında 18'er kurşun yarası olduğu saptanır.
Çorum - Eskiekin Köyü sınırları içinde, buğday tarlalarında iki gencin cesedi ortaya çıkar. Kazım Güler'e ait cesedin kurşunla delik-deşik edildiği, kimliği belirlenemeyen cesedin de aynı biçimde önce işkence, sonra silahla öldürüldüğü; Bayat'ın Gökboğaz mevkiinde ise silahla taranmış Şeref Şahin adında bir genç ile Elvan Çelebi köyü sınırları içindeki tarlalarda SSK Çorum Hastanesi'nde çalışan Necati Göktaş'ın silahla taranmış cesetleri bulunur. Merkez'e bağlı Turgut Köyu'nden Çorum'a gelmek üzere yola çıkan Ali Kaya da yolda silahla öldürülür.
Bu arada olayların önlenmesi için girişimlerde bulunan Adalet Partisi İl Saymanı Celal Taşçı’nın evi MHP’lilerce önce bombalanır, sonra da yakılır. 1 Temmuz 1980 günü, "Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız" sloganıyla ikinci katliam başlatılır. Pek çok semtin tüm telefon şebekeleri kesilmiş ve haber alınamamaktadır. Bu gelişmeler üzerine valinin sokağa çıkma yasağı ilan etmesine rağmen MHP’li faşistler ev ve işyerlerini yakmaya devam eder.
4 Temmuz günü ülkücü faşistler, Cuma namazı çıkışlarına gidip solcuların Milönü’ndeki bir camiye bomba attıkları söylentisini yaymaya başladı. Camiden çıkanların provoke edilmesiyle faşistlerin galeyanına gelen güruh, kolluk kuvvetlerinin denetiminde, Alevilerin yaşadığı Milönü mahallesine doğru yönelmişti. Milönü halkının 1978 daha önce yaşanan Maraş Katliamı’ndan sonra tedbirli olması ve solun bu mahallede örgütlü olması, faşistlerin halkın barikatlarla kapattığı mahalleye girişini engelledi. Bu yüzden faşistlerin saldırıları Milönü dışında hazırlıksız olan mahallelerde daha çok can kaybına yol açtı.
4 Temmuz sabahı, vali bir gün önce koyduğu sokağa çıkma yasağını kaldırdı. Faşistler ise halkı tahrik etmek için kendi adamlarını değişik camilere dağıttılar. Cuma namazının bitiminde camilere girerek “Ey Müslümanlar, solcular-Aleviler Milönü’ndeki Alaaddin Cami’ye bomba attılar. Cami yanıyor, namaz kılan Müslümanlara katlediyorlar” şeklinde halkı galeyana getirdiler. Tahrik sonucu Cuma namazından çıkanlar ellerine geçirdikleri ne varsa topluca Milönü’ne koştular. Çorum’un değişik camilerinden çıkan kışkırtılmış güruhalar Milönü’ne yığıldı.
Bir polis panzerinin mahalleden geçerken hedef gözetmeden ateş açması sonucu Hatun Dursun isimli hamile bir kadın kafasına gelen iki kurşunla yaşamını yitirdi. TRT de “Çorum’da Alaaddin Cami’sine patlayıcı madde atılması ve dışarıdan ateş açılması ile olaylar başladı” haberini sık sık yayımlayarak katliamda rol oynadı. TRT’nin yalan haber yaparak ‘Çorum’da cami bombalandı’ yayınıyla saldırılar daha da yoğunlaştı.
27 Mayıs-5 Temmuz 1980 tarihleri arasında Çorum’da yapılan katliamda 57 kişi hayatını kaybetti, 200′ün üstünde insan yaralandı ve 300′e yakın ev ve işyeri tahrip edildi. Katliam sonrası binlerce aile Çorum’dan göç etmek zorunda kaldı.
Sendika.Org