“Bugün Bolivya’da yönetim Rodrigo Paz liderliğindeki sağın elindedir. Bu sağcı yönetim açık bir gündem izlemektedir: Eski yapısal uyum politikalarını geri getirmek, ülkeyi daha fazla borçlandırmak, IMF’ye boyun eğmek ve siyasi ile ekonomik egemenliğimizi tamamen Amerika Birleşik Devletleri’nin jeopolitik çıkarlarına teslim etmek. İşte bu nedenle bugün Rodrigo Paz’ın neoliberal politikalarına, yabancı müdahaleye ve ülkemizi ipotek altına almak isteyen bir hükümetin yalanlarına karşı ayağa kalkıyoruz”

Emek ve meta sömürüsüyle eşitsizlik, baskı ve şiddete dayanan kapitalizm, son 30 yıldır gezegenimizin her bölgesinde vahşet sergiliyor. Ormanların, madenlerin, değerli minerallerin, suların vahşice yağmalanmasından emekçi halkların savaş, katliam ve iş cinayetleriyle öldürülmesine kadar bu vahşetin giderek ivme kazandığını görüyoruz. Çokuluslu şirketler ve emperyalist devletler tarafından Latin Amerika’dan başlayarak Afrika ve ardından Ön Asya’da uygulamaya konan ekstraktivizm (kazıcılık) -2001 krizinden bu yana Türkiye’de de uygulanan bu sermaye birikim rejimine “yağma ve yıkım düzeni” diyoruz- bu ülkelerdeki sermaye birikim rejimini, sömürü biçimini, şiddet ve baskıyı da ortaklaştırmış durumda. Ülkelerde yoksullaşma ve mülksüzleştirme nedeniyle toplumun rızasını alamayan devletler-hükümetler de kuralsızlığı, hukuksuzluğu ve her türlü şiddeti dayatmaktadır. Bu nedenle Latin Amerika ülkesi Bolivya ile Türkiye’de yaşanan yağma ve yıkım düzeninin yarattığı kötü sonuçlar da birbirine benzemektedir.
13 Haziran Cumartesi günü Ankara’da “Demokratik Kitle Örgütlerine Eleştirel Bakış” başlıklı bir konferans düzenledik. Konferansın gerçekleşmesi için salonlarını tahsis eden Tüm Bel-Sen Genel Merkezi Yürütme Kurulu’na teşekkür ediyoruz. Bugünlerde taban maaş, patronlarla sözleşme yapma, mülakat mağduru öğretmenlerin haklarının teslim edilmesi, atanmayan öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gibi taleplerle Milli Eğitim Bakanı’nın verdiği sözü yerine getirmesi için ortaya koyduğu direnişle öne çıkan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, TÖB-SEN, Mayısta Yaşam Kooperatifi, Özgür Yaşam Eğitim ve Dayanışma Derneğinin kurumsal destek verdiği bu konferansta Prof. Dr. Yüksel Akkaya, Dr. Gökhan Bulut ve Timur Yalçın hocalarımız; Türkiye işçi ve emekçi sınıfının örgütlenme ve mücadele tarihini, bugün yürütülen mücadele deneyimlerini, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinde yaşanan bürokratikleşme ve tabandan kopuşu, eylemlerde atılan sloganların samimiyet testini değerlendiren sunumlar yaptılar.

Osmanlı döneminde devletin ve cemaatlerin kucağına doğan işçi sınıfının 1960’lara kadar yasak ve baskılarla güçlü bir emek hareketi yaratamadığının altının çizildiği konferansta, 15-16 Haziran 1970’te gerçekleştirilen işçi sınıfının hem nicel hem de mücadele bakımından varlığını ortaya koyduğu vurgulandı. O zaman olduğu gibi günümüzde de işçi ve emekçilerin eylemleri güçlenirken onlara öncülük ederek toplumsal-siyasal bir devrime kavuşturması gereken işçi sınıfı partisinin varlığını gösterememesi nedeniyle mücadelenin sektörel ve zamansal olarak parçalanarak sönümlendiği, Tekel işçilerinin direnişi, Haziran Direnişi (Gezi Eylemi) örnekleri verilerek betimlendi. Son zamanlarda maden, enerji, tekstil, eğitim alanlarında işçi ve emekçilerin mücadeleci bir sendikal hareket yarattıkları ama bürokratlaşan, işbirlikçi olan sendikaların bu eylemlere destek vermekten kaçındığı, dolayısıyla bu dönemde mücadeleci sendikaların birliğini yaratmanın ve sınıf mücadelesine siyasi öncülük etme sorununun mutlaka çözülmesinin önem kazandığı vurgulandı.
Konferansın forum bölümünde de bu saptama ve değerlendirmeler üzerinden önümüzdeki dönemde işçi-emekçilerin hem sendikal hem de mücadele birliğinin güçlendirilmesi için nelerin yapılması gerektiği üzerine görüş ve öneriler ortaya konuldu. Konferansın önemli katkılarından biri de Bolivya’da bir aydır süren emekçi halk hareketinin öncülerinden yoldaş Aquilardo Caricari Cala’nın online bağlantısıyla ülke gerçeklerini ve ABD emperyalizmiyle işbirlikçi sermaye sınıfına karşı yürüttükleri mücadelenin nedenlerini, özelliklerini anlatmasıydı. Türkiye’yle Bolivya’nın yağma ve yıkım düzeninden etkilenmelerindeki benzerlikleri fark etmememizi ve bizim ülkemizde neler yapmamız gerektiğini gösteren bu konuşması için Cala yoldaşı alkışlarımızla destekledik. Mücadeleleriyle dayanışma içinde olduğumuzu vurguladık. Onun İspanyolca konuşmasının Türkçeye çevirisini ustalıkla yapan Selena Uysal arkadaşımıza da teşekkür ettik.
Sözü uzatmadan yoldaş Aquilardo Caricari Cala’nın konuşmasının Türkçe çevirisini olduğu gibi aşağıya alıyoruz. Okurun, işçi ve emekçilerin mücadelesinde sorumluluğu olan sendikacıların, demokratik kitle örgütü yöneticilerinin, önderlerinin ve siyasi öznelerin bu metinden gereken dersleri almasını ve gecikmeksizin gerekli strateji, taktik ve söylemleri ülkemiz gerçeklerine göre belirleyip hayata geçirmelerini istiyoruz. Aynı zamanda Cala yoldaşımızın dile getirdiği üzere Bolivya başta olmak üzere ayağa kalkan bütün emekçi halklarla enternasyonalist bir dayanışmayı örgütlemek için çaba göstermelerini talep ediyoruz.
***

Türkiye’deki işçi ve emekçi sendikal örgütlerin değerli yoldaşları, kardeşleri ve dostları; sevgili kardeşim Müslüm Kabadayı, hocamız Yüksel Akkaya ve Gökhan Bulut, yoldaş Timur Yalçın; Ankara’da bulunan tüm kardeşlerim,
Aramızdaki coğrafi uzaklıklara rağmen, Bolivya Kültürlerarası Yerli Topluluklar Sendika Konfederasyonu adına sizlere kardeşçe, mücadeleci ve devrimci selamlarımı iletiyorum. Yaklaşık 2 milyon küçük üreticiyi bünyesinde bir araya getiren örgütümüz, ülkemizin en büyük sendikal örgütlerinden biridir. Ağırlıklı olarak alçak bölgelerde faaliyet gösteriyor, üretim gücümüzle ülkemizin gıda güvenliğini sağlıyor ve Bolivyalı ailelerin sofrasına ulaşan gıdayı üretiyoruz.
Sizlere, halk hareketinin mücadele halinde olduğu ülkemizdeki direniş saflarından sesleniyorum. Bizi son derece önemli bir sorunun etrafında buluşturan bu uluslararası forumda Türkiye işçi sınıfına hitap etmek benim için büyük bir onurdur: “Nitelikli ve birleşik bir mücadele nasıl olmalıdır?” Bu soruya cevap vermek için bugün geleceğini savunmak ve kurtarmak üzere ayağa kalkmış bir halkın canlı hafızasını, yaralarını ve direnişini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yoldaşlar,
Bugün Bolivya sokaklarında verdiğimiz mücadeleyi anlayabilmek için ülkemizin Latin Amerika’daki neoliberalizmin en acımasız laboratuvarlarından biri olduğunu hatırlamamız gerekir. 1985 yılında, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) dayatmaları doğrultusunda çıkarılan 21060 sayılı Yüksek Kararname, işçi haklarını ağır biçimde hedef aldı ve “yeniden yerleştirme” politikası adı altında otuz binden fazla madenciyi işten çıkararak örgütlü işçi hareketini zayıflatmayı amaçladı.
Her şeyi özelleştirdiler: demiryollarını, telekomünikasyonu, enerji sektörünü ve hidrokarbon kaynaklarımızı. Çokuluslu şirketler doğalgaz gelirlerimizin yüzde 82’sini alıp götürürken bize sefalet, açlık ve yapısal hukuksuzluk bıraktılar. Neoliberal hükümetler ilerleme ve kalkınma vaat ettiler, ancak bu vaatler hiçbir zaman gerçekleşmedi. Milyonlarca insan yoksulluğa sürüklendi, bundan yalnızca küçük bir kesim fayda sağladı. Ancak halkın siyasal bilincini hafife aldılar. Hugo Banzer Suárez hükümeti 2000 yılında suyu özelleştirmeye kalkıştığında, mücadele içinde birleşen halk güçleri “Su Savaşı” sırasında bu temel yaşam kaynağının özelleştirilmesini engellemeyi başardı.
2003 yılında ise Gonzalo Sánchez de Lozada’nın neoliberal hükümeti doğal gazımızı Amerika Birleşik Devletleri’ne vermeye kalkıştığında, La Paz Departmanı’ndaki El Alto halkı ve yerli topluluklar Gaz Savaşı’nda ayağa kalktı. Neoliberal hükümet altmıştan fazla insanın yaşamına mal olan bir katliamla karşılık verdi. Ancak biz sivil diktatörü devirdik ve onun yağma düzeninin meşruiyetini tarihe gömdük.
Bunca mücadelenin ardından halk cephesinin bilinci daha da güçlendi ve 2005 yılında siyasi iktidarı kazandık. Kardeşimiz Evo Morales Ayma’yı cumhurbaşkanlığına taşıdık ve Çokuluslu Bolivya Devlet’ni kurduk. Hidrokarbonları kamulaştırdık, yağma düzeninin denklemini tersine çevirerek gelirlerin yüzde 82’sini halkın hizmetine sunduk, 36 yerli ulusun onurunu ve haklarını tanıdık, DEA’yı ve ABD büyükelçisini ülkeden çıkardık ve Latin Amerika’nın hiç kimsenin arka bahçesi olmadığını gösterdik. (Eski Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, 2008 yılının sonlarında ABD’nin Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) personelini casusluk ve hükümetini istikrarsızlaştırma girişimleriyle suçlayarak ülkeden resmen çıkarmıştır. Aynı dönemde, diplomatik krizin bir parçası olarak ABD’nin Bolivya Büyükelçisi Philip Goldberg de “hükümete karşı komplo kurduğu ve iç siyasete müdahale ettiği” gerekçesiyle istenmeyen adam (persona non grata) ilan edilerek sınır dışı edilmiştir.)
Ancak emperyalizm Latin Amerika halklarının egemenliğini asla affetmez. 2019 yılında lityum kaynaklarımızı özelleştirmek amacıyla, Sacaba ve Senkata katliamlarında 30’dan fazla insanın hayatına mal olan faşist bir darbe organize ettiler. Halk birleşerek direndi ve 2020 yılında Luis Arce ile demokrasiyi yeniden sandıkta kazandı.
Ancak tarih bize en acı derslerden birini de öğretti: İç ihanet.
Luis Arce, Evo Morales’in lityuma ilişkin egemenlik stratejisini tasfiye etti; ana toplumsal örgütleri hedef aldı, paralel ve ayrıcalıklı liderlik yapıları oluşturdu ve ülkeyi yolsuzluk ile uyuşturucu kaçakçılığının içine sürükledi. Andrónico Rodríguez gibi fırsatçı figürlerle işbirliği yaparak Evo Morales’i yargı yoluyla siyaset dışına itmeye ve solun temsilini gasp etmeye çalıştılar.
Bu iç ihanet, oligarşik sağın önünü açtı. Bugün Bolivya’da yönetim Rodrigo Paz liderliğindeki sağın elindedir. Bu sağcı yönetim açık bir gündem izlemektedir: Eski yapısal uyum politikalarını geri getirmek, ülkeyi daha fazla borçlandırmak, Uluslararası Para Fonu’na (IMF) boyun eğmek ve siyasi ile ekonomik egemenliğimizi tamamen Amerika Birleşik Devletleri’nin jeopolitik çıkarlarına teslim etmek.
İşte bu nedenle bugün Rodrigo Paz’ın neoliberal politikalarına, yabancı müdahaleye ve ülkemizi ipotek altına almak isteyen bir hükümetin yalanlarına karşı ayağa kalkıyoruz.
Ancak seçimlerden sonra iddia ettikleri gibi halk hareketinin etkisiz hâle geldiğini düşünenler yanılıyor. Bolivya halkı uyanmıştır.
Tam da şu anda, sizlere Zoom üzerinden seslenirken, ülkemizin yollarında ve şehirlerinde kırk günü aşkın süredir kesintisiz bir seferberlik yürütüyoruz. Emekçi halk, Rodrigo Paz’a kesin bir dur demek için son derece güçlü bir toplumsal bilinçle ayağa kalkmıştır.
Bu neoliberal rejimin cevabı ise şiddet, yalan ve devlet terörü olmuştur. Protestoları kriminalize ediyorlar, halk tabanını damgalıyorlar, liderlerimizi yargı yoluyla hedef alıyorlar ve paramiliter saldırı gruplarını kullanarak kanlı bir baskı politikası yürütüyorlar. Hatta topluluklarımızı askerileştirmek amacıyla olağanüstü hâl ilan etmenin eşiğine gelmiş durumdalar.
Türkiye’deki yoldaşlar,
Bu tarihsel anın bize verdiği enternasyonalist ders şudur: Birlik, bürokratik odalarda pazarlık konusu yapılamaz. Liderler tabana ve halkın ortak çıkarlarına ihanet edemez. Birlik, sınıfsal bağımsızlık ve ideolojik kimlik temelinde sokaklarda savunulur.
Biz, bugün bu hükümetin yalanlarına ve Amerikan emperyalizminin açık müdahalesine karşı kararlılıkla mücadele ediyoruz. Bunu, gelecek kuşakların geleceğini kurtarmak ve savunmak için yapıyoruz.
Bolivya’dan, sarsılmaz mücadele ve direniş kararlılığıyla sizlere sesleniyoruz: Mücadele sürüyor ve tek bir adım bile geri atmayacağız.
Ne Amerikan emperyalizmi ne de onun oligarşik işbirlikçileri, çok uluslu halkımızın onurunu teslim alamayacaktır.
Aquilardo Caricari Cala, Bolivya Kültürlerarası Yerli Topluluklar Sendika Konfederasyonu (CSCIOB) Genel Sekreteri
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.