Temmuz ayında 19 milyona yakın çalışan zam alamayacak. Memurlar ve emeklilerin bir bölümü ise enflasyonun altında zam alacak. Türkiye’de sendikalar bir zamanlar ‘ücret sendikacılığı’ yapmakla eleştirildi. Bugün ‘ücret sendikacılığı’ dahi yapamıyorlar. Ücretlerin bastırıldığı bir dönemde ekmek kavgası mücadelenin özüdür. Konfederasyon, sektör ve bölge ayrımını aşan birleşik bir emek mücadelesi, başka bir sendikacılık hem mümkün hem zorunlu

Milyonlarca işçi, kamu görevlisi ve emekli gözünü temmuz ayında dikmiş durumda. Çünkü temmuz ayı emek gelirlerinde artış ayıdır. Yasa gereği kamu görevlilerinin maaşları ve tüm emeklilerin aylıkları temmuzda artacak. Yine toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin önemli bir bölümü de temmuz ayında 6 aylık zam alacak. Bir kısmı resmi enflasyon kadar, bir bölümü onun oldukça altında. Sendikasız işçiler ve özellikle asgari ücretle çalışanlar için ise ümit yok. Hükümet kemer sıkma politikasında ısrarlı. O yüzden asgari ücrette temmuz ayında bir artış beklenmiyor. Dolayısıyla emek gelirlerinin önemli bir bölümünde temmuz ayında artış pek olası değil. 19 milyona yakın işçi sıfır zamla, 6 milyona yakın memur ve emeklisi ise enflasyonun altında artışla yüz yüze. Bu hafta çalışanlar için en kritik ay olan temmuzu ve sendikal hareketin durumunu ele alacağım.
Temmuz ayında geliri artacak olanlar en çok 6 aylık (Ocak-Haziran) resmi enflasyon kadar artış alacak. Tavan resmi enflasyon oranıdır. Resmi enflasyon TÜİK tarafından açıklanan enflasyon. 5 aylık enflasyon geçen hafta belli oldu (yüzde 16,61). Varın 6 aylık enflasyonu tahmin edin! 6 aylık enflasyonun yüzde 18-19 arasında açıklanması şaşırtıcı olmaz. TÜİK milyonlarca çalışanın kaderini belirliyor. Adeta en büyük işveren. Ancak TÜİK’in resmi enflasyon verileri üzerindeki şaibe sürüyor. Veriler kamuoyunda inandırıcı bulunmuyor. Çünkü TÜİK şeffaf davranmıyor ve kesinleşmiş yargı kararlarına uymuyor. Enflasyona esas mal ve hizmet fiyat listesini açıklamıyor. TÜİK Başkanı değişti ancak TÜİK’in yargı kararlarını hiçe sayan tutumu değişmedi. Hukuka aykırı davranan kurumun gerçeğe uygun davranacağının garantisi yok. Dolayısıyla temmuz ayında emek gelirlerinin bir bölümü TÜİK’in insafına kalmış durumda. TÜİK ne diyorsa o olacak. Ancak çalışanların ve emeklilerin önemli bir bölümü o tartışmalı resmi enflasyon kadar bile artış alamayacak. Temmuz ayında ne olacak? Tek tek bakalım.
İşçi ve Bağ-Kur emeklileri: Malum, işçi ve Bağ-Kur emeklileri tamı tamına resmi enflasyon kadar zam alacak. TÜİK tarafından temmuz ayı başında açıklanacak 2026 yılı resmi enflasyon ne ise o kadar artış alacaklar. Zırnık refah payı yok. İyileştirme yok, büyümeden pay yok.
Kamu görevlileri ve emeklileri: Kamu görevlileri (memurlar) ve onların emeklilerinin durumu ne? Maalesef onlar için resmi enflasyonu bile görmek bile mümkün değil. Memurlar ve onların emeklileri resmi enflasyonun yaklaşık 4 ila 4,5 puan altında artış alacaklar. 6 aylık enflasyon yüzde 18-19 arasında olursa memur ve memur emeklilerinin yüzde 14-15 arasında artış alacağını söylemek mümkün.
Neden böyle? Çünkü bir ucube toplu sözleşme hükmü var. Yıllardır kamu emekçilerinin başına bela bu hüküm. Çok basit bir şekilde, gerçekleşen enflasyon artı refah payı şeklinde düzenlenmesi gereken 6 aylık toplu sözleşme zammı geçmiş zammın mahsubu esasına dayandığı için memurların aleyhine işliyor. Bunu yıllardır yazıyorum ama yetkili sendika bunu bir türlü kavrayıp tutum almıyor!
Kıdem tazminatı ve emeklilik ikramiyesi: Memurların enflasyonun altında kalması sadece onları etkilemiyor. İşçilerin kıdem tazminatı ve memurların emekli ikramiyesi de bu artış oranıyla sınırlı olduğu için temmuz ayında kıdem tazminatı tavanı ve memurların emekli ikramiyesi de resmi enflasyonun altında kalacak. Halen yaklaşık 65 bin TL olan kıdem tazminatı tavanı yaklaşık 9 bin liralık artışla 74 bin TL olacak ve enflasyonun altında kalacak. Böylece kıdem tazminatındaki erime devam edecek.
Hükümetin izlediği kemer sıkma politikasında değişiklik ihtimali gündemde değil. O nedenle temmuzda asgari ücretin yeniden belirlenmesi hükümetin gündeminde değil. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, şu anda gündemde asgari ücrete ara zam ile ilgili bir çalışmanın bulunmadığını söyledi.
Tuhaf! Bu konularda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı değil AKP yöneticisi konuşuyor. Çalışma Bakanının bu konularda bir yetkisi ve etkisi yok. Sanki Türkiye Cumhuriyetinin değil başka bir gezegenin veya galaksinin çalışma bakanı! Çalışma Bakanı siyasi bir figür değil bir siyasi memur durumunda. Parti devleti uygulaması açısından oldukça manidar bir husus.
Böylece en vahim gerçekle yüzleşmiş oluyoruz. Temmuz 2026’da milyonlarca asgari ücretli ve özel sektör çalışanını sıfır zam bekliyor. Türkiye’de asgari ücret önemli bir çıpadır. Gerek asgari ücretle çalışanlar gerekse diğer sendikasız özel sektör işçileri için asgari ücrete yapılacak artış oranı belirleyicidir. Böylece kayıt dışı çalışanlarla birlikte 19 milyona yaklaşan özel sektör işçilerinin neredeyse tamamı sıfır zam alacak. Özel sektörde sayıları 600-700 bin civarında olan sendikalı işçiler 6 aylık enflasyon zammı alabilecek.
Bu durum enflasyonun faturasının ücretliye kesilmesi demek. Bu felaket geçen yıl da yaşanmıştı. Asgari ücrete temmuz ayında zam yapılmadığı için özel sektörde prime esas kazançlar yılın ikinci yarısında sadece yüzde 3,7 oranında artmıştı. Bu artışın da büyük ölçüde sendikalı işçilerin aldığı zamlardan kaynaklı olduğunu söylemek mümkün. Resmi enflasyonun yüzde 12,2 olduğu 2025 yılının ikinci yarısında özel sektör işçilerinin ezici çoğunluğu zam alamamıştı. Bu felaket senaryosu bu yıl da tekrarlanacak. Asgari ücrette artış olmayınca özel sektör işçilerinin neredeyse tamamı zam alamayacak. Böylece geçim sıkıntısı daha da artacak.
Türkiye’de sendikalara yöneltilen en önemli eleştirilerden biri “ücret sendikacılığı” yaptıkları yönündeydi. Diğer bir ifadeyle sendikaların işçilerin ücretlerini esas alan bir hat izledikleri, diğer sosyal sorunlara ve memleket meselelerine, siyasete uzak oldukları vurgulanır. Sadece işçilerin maddi çıkarlarıyla uğraşmakla eleştirilir.
Ben bunun hatalı bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum. Sendikalar elbette sadece işçilerin maddi hakları ve işyeri sorunları ile sınırlı kalmamalı. Ancak sendikal mücadelenin esası işçilerin maddi çıkarları ve çalışma koşullarıdır. Oysa bunlar aynı zamanda siyasetle ve diğer toplumsal sorunlarla bağlantılı oldukları için sadece bunlarla sınırlı kalınamaz.
Geçmişte özellikle 1980 öncesinde bunu söylemek mümkündü. Sendikaların bir bölümünü “ücret sendikacılığı” ile eleştirmek mümkündü. Bu eleştiri artık anlamsız hale gelmiştir. Açık ve net yazayım: Sendikalar artık “ücret sendikacılığı” bile yapmıyor, yapamıyor. Şimdi sendikaları “ücret sendikacılığı” bile yapamadıkları için eleştirmek lazım.
Hikaye bu ya… Buğday hacca giderken yerine de arpayı vekil olarak bırakmış. Havaya giren arpa “sen gelene kadar baklava olayım mı” demiş. Buğday dayanamamış “ben gelene kadar ekmek ol yeter” demiş! Sendikalar hakkıyla “ekmek kavgası” versin yeter. Diğeri arkasından gelir. Günümüzde “ücret sendikacılığı” yapmak oldukça ileri ve politik bir tutumdur. Hükümetin ücretleri bastırma politikasını ısrarla sürdürdüğü koşullarda “ücret sendikacılığı” yapmak, çalışanların gelirlerini artırmak için mücadele, sendikacılığın en hayati kısmıdır.
Günümüzde sendikalar “ücret sendikacılığı” yapabilseydi emek gelirlerinin resmi enflasyona sıkışması söz konusu olmazdı. Ücret sendikacılığı yapılabilseydi işçilerin gelirleri enflasyon ve vergi yükü altında ezilmezdi. Adını koymak lazım günümüzde sendikalar “ücret sendikacılığı” bile yapamıyor. Kendi üyeleri dışındaki milyonlarca çalışanın kaderiyle ilgilenmiyor.
Kemer sıkma ve ücretleri bastırma döneminde “ücret sendikacılığı” yapmak mücadeleci bir tutumu gerektirir. Sendikaların önemli bir bölümü resmi enflasyona endeksli toplu iş sözleşmelerine sıkışmış ve genel bir ücret politikası için mücadele etmeyen yapılar durumundadır. Kuşkusuz burada görev tek tek işkolu sendikalarından çok konfederal merkezlere düşmektedir.
Hükümetin izlediği ekonomi politikası, emek geliri elde eden milyonları yoksullaştırıyor. Yaşam ve çalışma koşulları zorlaşıyor. Sendikaların özellikle de çatı örgütlerinin (konfederasyonların) temel görevi tekil işyeri ve işçi sorunlarının ötesinde emeğin, sınıfın ortak sorunlarını gündeme getirmek ve bunlar uğruna mücadele etmektir.
Bunların başında, eriyen emek gelirlerini korumak ve artırmak için mücadele etmek gelir. Eğer şu anda asgari ücret artışı gündemde değilse bunun sorumluluğu sadece hükümete ait değildir. Hükümetin politikası belli, izlediği ekonomi politikasının emeğin aleyhine olduğu ortada. Hükümetin bu politikasına ses çıkaramayan, hükümet politikalarını eleştirmekten korkan koca koca sendikal merkezler var. Örneğin Türk-İş geçmişte Özal’a, koalisyon hükümetlerine ve hatta AKP’nin ilk dönemlerinde AKP’ye karşı sert muhalefet yapardı, şimdi ise sinmiş durumda. Asgari ücretin doğrudan muhatabı olmasına rağmen sesi soluğu çıkmıyor. Hak-İş ve Memur-Sen de üç maymunu oynuyor. Siyasi iradeyi sorumlu göstermeyen sade suya tirit basın açıklamaları ile yetiniyorlar. Yeter ki kamudaki yetkilerine halel gelmesin!
Bugün asgari ücret artışı gündem olamıyorsa, emek gelirleri enflasyonun altında kalıyorsa bunun sorumluluğu hükümet kadar bu duruma itiraz etmeyen ve etkin bir mücadele yürütmeyen sendikal merkezlerdedir.
Oysa sendikal mücadelenin nasıl yürütülmesi gerektiğine dair son dönemde yaşanan örnekler yol gösteriyor. Gerek ücret gasplarına karşı gerekse sendikalaşma hakkı için verilen mücadeleler çok sayıda, örnek içinde öne çıkan maden işçileri, depo işçileri, öğretmenler, tekstil işçilerinin mücadeleleri gibi nasıl bir sendikal hat izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Kısaca, başka bir sendikal mücadele mümkün. Çalışanların yaşama ve çalışma koşullarını savunan, emeğin çıkarlarını esas alan, koltukları, makamları, yetkileri değil işçilerin ve çalışanların yararını esas alan bir sendikal mücadele mümkün ve gerekli. Konfederasyon, sektör ve bölge ayrımı yapmadan birleşik bir emek mücadelesi inşa etmek lazım. Farklı sektörler, konfederasyonlar ile farklı düzeylerdeki sendika, birlik, platform ve benzeri örgütlü yapıları bir araya getiren ve onları basit ve sade emek mücadelesi hedeflerinde ortaklaştıran, rekabeti değil birliği önceleyen bir hat mümkün. Kimse sendikal hareketten baklava yapmalarını beklemiyor. Ekmek için yola düşsünler yeter.
Kaynak: BirGün
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.