Gözlerin Barcelona’nın şampiyonluk kutlamalarında Filistin bayrağı sallayan Yamal’ın üzerinde olacağı kesin. Endrick, Musiala, Mendes, Bellingham, Arda gibi yıldızların parlayacağı anları kaçırmamak için fikstüre işaretlerin konulmaya başlandığı şu günlerde artık çok iyi biliyoruz ki direnenlerin sesinin hiç eksik olmadığı yeşil sahalarda ve tribünde kapitalizmle daha fazla cephede savaşmak zorunda kalacağız

“İnsanlar bir gülü bir senetle
Değiştirmeye alıştılar”
Gülten Akın
İşçi sınıfının boş zaman etkinliği olarak ortaya çıkan futbol FIFA’nın son hamleleriyle oynayanların köleye, izleyenlerin müşteriye dönüştüğü milyar dolarlık bir gösteriye dönüştü. Uluslar Ligi, Dünya Kulüpler Kupası gibi yeni turnuvalar icat eden FIFA; Şampiyonlar Ligi formatını da değiştirerek maç sayısını arttırmıştı. Yoğun maç programı oyuncuların sakatlık riski ve yorgunluğunu artırdığından performanslarının düşmesine, sahada oynanan oyunun kalitesinin düşmesine yol açabiliyor. Guardiola’nın “ölünce dinlenebileceğiz” serzenişinde en berrak ifadesi bulan tepkilere rağmen FIFA daha fazla yayın geliri ve sponsorluk uğruna futbolu katletmeye kararlı görünüyor. Nitekim Dünya Kupası’nın artık 48 takımla oynanacak olması da bu şüpheyi doğruluyor.
11 Haziran günü karşılaşacak olan Meksika ile Güney Afrika’nın açılışını yapacağı 2026 Dünya Kupası’nda maç sayısı 104. Dünya Kupalarındaki bugüne kadarki en yüksek maç sayısı olan bu sayı sadece daha fazla yayın geliri anlamına gelmiyor. Hem kendi takımlarını desteklemek hem sevdikleri oyuncuları canlı izleyebilmek için turnuvanın ev sahipliğini yapacak olan Kanada, ABD ve Meksika’ya gelecek olan yüzbinlerce taraftarın ulaşım, konaklama, perakende ve hizmet sektörlerini ihya etmesi beklentisini de yaratıyor. Amerika kıtasında oynanacak maçların saat farkı nedeniyle Avrupa’da bilhassa Asya’da uyku saatine denk gelmesi nedeniyle özet videolara olan talebi arttıracağı, bunun da dijital platform geliri gibi ek gelir kalemi yaratacak olması karşısında paranın kokusunu iyi alan Infantino kaleyi uzaktan yoklamakla kalmamış, defansın arkasına çoktan sarkmış olmalı. Marka haline gelebilecek olan şehirlerin ileride kazanacağı gelir ise bu bilançoda henüz görünmüyor. Şampiyonadan 13 milyar dolar elde etmeyi hedefleyen FIFA ilk vurgun girişimini “dinamik fiyatlandırma” adını verdiği bilet satış yöntemiyle yapmaya çalıştı. Buna göre satışa sunulan bir maçın bilet fiyatları, talep arttıkça yükselişe geçiyor. Gelen tepkileri göğsünde yumuşatan FIFA, final maçının devre arasına Madonna, Shakira ve BTS grubunu çıkarma kararıyla “show business” dünyasına yeni bir asist daha yaptı. Bu gösterinin 15 dakikalık devre arasını uzatma ihtimali sahadaki oyunun gerektiğinde feda edilebileceğini skor tabelasına kazıdı.
Saha kenarındaki reklam panolarının LED ekrana dönüşmesiyle başlayan futbol-teknoloji evliliği videoboardlarla yerden havaya yükselmiş, istatiksel verilerin kullanılmasıyla maç analizlerine başka bir boyut katılmış, hakemlerin taktığı kulaklıklar ve VAR uygulaması ile oyuna anında müdahale olanağı doğmuştu. Katar 2022’de çipli toplarla tanışan futbol âlemi gol çizgisi ve ofsayt tartışmalarını maçın kesintiye uğraması pahasına erkenden bitirme fırsatı yakalamıştı. Bu turnuvada optimum uçuş stabilitesine sahip, su emme ve temas konusunda daha üstün özelliklere sahip Trionda adlı toplar önceden şarj edilerek santraya dikilecek. Fakat futbolun teknoloji ile ilişkisi daha da sıkı fıkı hale gelecek gibi görünüyor. FIFA’nın; sanal tribün, VR gözlükler, dijital stadyum gibi yatırımlarla taraftarlığın çehresini ileriki yıllarda epey değiştireceği anlaşılıyor.
Politik açıdan ilginç gelişmelerden biri İran milli takımının ev sahipleri arasında savaş halinde olduğu ABD’nin de bulunduğu turnuvaya katılma hakkını elde etmesiydi. İranlılar kendi ülkelerini bombardıman altında tutan ABD’ye seyahat edebilmek için oyuncularının vize işlemlerini son hafta ancak tamamlayabildi. Fakat ABD topraklarında konaklama ve kamp yapma izni alamayan İran milli takımı, maç günlerinde Meksika’dan ABD’ye günübirlik geliş-gidiş yapmak zorunda bırakıldığından topsuz alandan faule maruz kalacak. Öte yandan 4 Temmuz günü 250. yılını kutlayacak olan ABD; Hitler’in 1936 Olimpiyatlarında, Mussolini’nin 1934 Dünya Kupası’nda yakaladığı propaganda fırsatına sahip olmuş görünüyor. Trump’ı, çeyrek final maçlarının oynanacağı gün pişmiş kelleye benzeyen suratıyla mı göreceğimiz yoksa 1936’da siyahi atletlerin Hitler’e yaşattığı burukluğu mu gözlerinde okuyacağımız şimdilik muamma. Arjantin’de cunta yönetimi altında yapılan 1978 Dünya Kupası’nda tribünlerin “se va acabar, la dictatura” (askeri diktatörlük bitecek) diye bağırmış olması sportswashing hesaplarının her zaman tutmayacağını gösterir. Eski Roma’dan beri statlar ve sirkler imparatora muhalefetin açıkça sergilenebileceği nadir yerlerden biriydi. Buralarda toplananlar hoşnutsuzluğunu, imparatorun desteklediği araba ekibinden başka bir ekibi destekleyerek gösterebiliyordu. Ülkemizde karanlığın üstümüze çöktüğü anda tribünlerden yükselen “Her yer Taksim her yer direniş” tezahüratı statların umut mekânı olma potansiyelini kanıtlar.
2022 Dünya Kupasına halk ayaklanmasının yaşandığı bir zamanda katılan ve hem sahada hem tribünde Molla rejimini protesto eden İran’lıların ise emperyalist saldırganlık altında çıkacakları 2026 Dünya Kupasında bambaşka bir ruh halinde olacakları kesin. 4 yıl önceki şampiyonada milli marşlarını söylemeyen İranlı futbolcular bu kez o marşa farklı bir anlam yükleyebilir.
185.000 nüfuslu Curaçao’nun katılma hakkı ederek herkesi şaşırttığı 2026 Dünya Kupası başka sürprizlere de açık olabilir. Klose’ye ait 16 gollük en fazla gol atma rekorunun kırılıp kırılamayacağı başka bir merak konusu. Bunu Messi ve Mbappe’nin performansı belirleyecek. Fakat gözlerin Barcelona’nın şampiyonluk kutlamalarında Filistin bayrağı sallayan Yamal’ın üzerinde olacağı kesin. Endrick, Musiala, Mendes, Bellingham, Arda gibi yıldızların parlayacağı anları kaçırmamak için fikstüre işaretlerin konulmaya başlandığı şu günlerde artık çok iyi biliyoruz ki direnenlerin sesinin hiç eksik olmadığı yeşil sahalarda ve tribünde kapitalizmle daha fazla cephede savaşmak zorunda kalacağız. Her şeye rağmen iyi seyirler!
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.